Makale

DİNİMİZDE KALİTEYE VERİLEN ÖNEM

Doç. Dr. Fahri KAYADİBİ / Kocaeli İl Müftüsü

DİNİMİZDE KALİTEYE VERİLEN ÖNEM

KALİTE NEDİR?

Kalite, tarih boyunca insanoğlunun uğraşısı ve ulaşmak istediği hedef olmuştur. Kalite, bir ürün ve hizmetin belirlenen ve olabilecek ihtiyaçları karşılama kabiliyetine dayanan özelliklerin toplamıdır. Diğer bir ifadeyle kalite, sağlamlık, verimlilik, esneklik, yatırım ve insana hizmettir. Ayrıca bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin inandırıcı kanıtı, ürettiği mal ve hizmetlerin kalitesidir. Bu nedenle ilerlemiş ve kalkınmış ülkelerin ürün ve hizmetleri kaliteli olmaktadır.

DİN-KALİTE İLİŞKİSİ

İlahi dinler en üstün1 ve en şerefli2 yaratılmış olan insan için gelmiştir. insana tevhid , akidesini [tek Allah inancı) getirmiş ve gene insanın insanlık vasıflarını geliştirerek kaliteleştirmek için uğraşı vermiştir. Üstelik "Allah, göklerde ve yerde bulunanların hepsini insanın emrine ve hizmetine vermiştir.”3 Su durumda tek Allah inancını getiren dinler, insanın ahlâk, doğruluk, dürüstlük, işini sağlam yapma gibi vasıflarını kaliteli şekilde geliştirmenin paralelinde ürettiği ürünlerine ve sunduğu hizmetlerine de kendiliğinden kalite getirmektedir. Yaratıcının yerde ve göktekilerin hepsini kendine sunduğu insana da kaliteli ürün ve kaliteli hizmet yakışacağı muhakkaktır, insanın kaliteli özelliklerle vasıflanmaya, mal ve hizmetlerin de insana yaraşır şekilde sunulmasına ihtiyaç vardır. Dinler, getirdikleri ve koydukları kurallarla bunu temin ederler. Bunun için iyiye, doğruluğa, güzelliğe, kaliteye mükâfat; kötüye ve kötülüğü işleyene de ceza öngörülmüştür.

İNANÇ-KALİTE ARASINDAKİ İLİŞKİ

Allah (c.c.)’a inanan kişi kendinin ilahi kontrol altında olduğunu ve bir gün iyi- kötü işlediklerinin karşılığını göreceğine de inanır. Bunun için daima isini sağlam yaparak mükâfat almak, aldatmaktan ve hilekârlıktan kaçarak da cezadan kurtulmak ister. Çünkü “Kim zerre miktarı hayır işlemişse karşılığını mükâfat olarak, kim zerre miktarı kötülük işlemişse karşılığını ceza olarak göreceğine”4 inanır. Mükâfatını alacağı inancıyla yaptığı işleri düzgün, sağlam ve kaliteli yapar. Kendisine emanet edilen iste ceza korkusuyla hile ve kalitesizliğe asla yer veremez. İnançlı kişi "Allah’ın kendisini gördüğünü”5 ve murakabe ettiğini bildiğinden asla kötülük işleyemez.

İBADETİN KALİTEYE TESİRİ

İbadetler insanın yaradanına karsı kulluk nisanesi ve kötülüklere karsı da bir kalkandır. İbadet insanları kötülüğü düşünmek ve islemekten meneder. “Muhakkak ki namaz insanı her türlü kötülükten ve çirkinlikten meneder.”6 buyurulmustur. Din muameledir. İbadetlerin sıhhati kişinin yaptığı islerinin doğruluğu ile paraleldir. Çünkü ihlasla ibadet eden kisi hesabını verme sorumluluğu ile islerinin hepsini hilesiz, doğru, dürüst ve kaliteli yapar. “Hanginizin daha iyi is işlediğini belirtmek için Yüce Allah ölümü ve dirimi (hayatı) yaratmıştır.” 7 Peygamberimiz [s.a.s.): “Sizden biriniz bir is yaptığı zaman onu sağlam yapsın. Çünkü isi sağlam yapmak nefsin hüzünlerini hafifletir.” 8 buyurmuşlardır. Bu manâda atalarımız : “ibadetle kabahat bir arada bulunamaz” demişlerdir.
AHLÂKIN KALİTEYE TESİRİ

Ahlâk, insanın hayatındaki bütün davranış ve yaptığı işlere yön verecek bir sistemler ve felsefeler bütünüdür. Ahlâk sistematik olarak insana verilmelidir. Çünkü ahlâk, kanuni faaliyetleri de içine alacak şekilde gizli ve âşikâr insan davranışlarına yön verir.
Toplumlarda âmir ahlâkı, memur ahlâkı, işveren ahlâkı, işçi ahlâkı, öğrenci ahlâkı, öğretmen ahlâkı, ticaret ahlâkı, iş ahlâkı, politika ahlâkı, basın-yayın ahlâkı, aile ahlâkı gibi erdemler olmadığı takdirde o toplumda yapılan her iş, üretilen her ürün ve sunulan her hizmet çürük ve kalitesiz olur.
İşte ahlâkın iş dünyamıza, hayatımıza, ürünlerimize, hizmetlerimize ve yaşayışımızın her safhasına tesiri dolayısıyla önemine binaen "İslam Dini ahlâk dini” 9 olmuştur. Peygamberimizin ahlâkı “Sen en büyük ahlâk üzeresin." 10 diye övülmüş ve kendisi de "Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” 11 buyurmuştur. Hz. Aişe validemiz, kendisine Peygamberimizin ahlâkından soran bir sahabiye “Siz Kur’an okumuyor musunuz? ü’nun ahlâkı Kur’an’dan ibarettir.” 12 buyurarak Kur’an’ın ahlâka verdiği önemi vurgulamıştır. “Emredil- diği gibi dosdoğru ol” 13 diyen Kur’an bizlerden doğru dürüst olmayı istemiştir. “Verdiğiniz sözü yerine getiriniz, çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” 14 diyerek verilen sözlerin ‘ahitlerin’ yerine getirilmesini istemiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) : “Utanmazsan istediğini yap” 1151 diyerek de insanların yaptıkları kötülüklerden utanma erdemini taşımalarına işaret etmiştir. Ahlâkın insana kazandırdığı iyi alışkanlıklar, nitelikler kaliteyi doğurur.

İŞ AHLÂKI VE KALİTE

Her insan, kendine emanet olarak verilen isinin isçisi ve sorumlusudur. Peygamberimiz (s.a.sj: “Ne mutlu o insana ki, yaptığı işi en iyi yapar" 16 buyurarak kişinin işini en iyi şekilde yapması gerektiğini vurgulamıştır. “Kazançların en hayırlısı, işi güzel yapmak, hile karıştırmamak, san’atın hakkını vermek şartıyla çalışan kimsenin kazancıdır.” 17 buyurarak da bugünkü toplumumuzun yaralarına neşter vurmuştur. Kalite: "işi güzel yapmak", “hile karıştırmamak" ve "san’atın hakkını vererek”, ürüne sağlamlık ve estetik kazandırmaktır.
Kur’an-ı Kerim’de "Ey inananlar! Mallarınızı aranızda haram olarak değil, karşılıklı rızaya dayanan antlaşmalarla yiyin buyurulmuştur. Hiç şüphesiz işi sağlam yapmamak, yapılan antlaşmalara uygun ürünleri üretmemek kazancı harama boğar. “Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez.”19

TİCARET AHLÂKI VE KALİTE

Kişi kendisine nasıl muamele edinilmesini ve davranılmasını istiyorsa başkalarına da öyle muamele etmeli ve davranmalıdır. Böyle olduğu takdirde hiç kimse kimseyi hiçbir konuda kandıramaz, aldatamaz ve kalitesiz mal sunamaz. Satacağı malın bileşimini üzerine etiket olarak yapıştırır ve alıcı ne kalitede bir mal satın aldığını bilir. Peygamberimiz (s.a.s.) : “Evet vallahi, hayır vallahi, şeklinde yemin eden tacire yazıklar olsun. Yarın, yarından sonra gibi sözlerle müşteriyi oyalayan san’atkâra yazıklar olsun.”20| diyerek alış-verişte hem yemin etmemeyi ve hem de müşteriyi oyalamamayı, isleri zamanında teslim etmeyi istemiştir.
Birgün Peygamberimiz pazarda bir buğday yığını içine mübarek ellerini soktuklarında üstünün kuru, altının yas olduğunu anlayınca: “Bunun altı, üstü gibi olmalıydı. Bizi aldatan bizden değildir.” 21 demiştir. Böylece bir malın satışında hile yapılmamasına, müşterinin kandırılmamasına dikkat çekmiştir. “Bir müslümana ihanet eden, zarar veren, yahut hile yapan kişi, bizden değildir.” 1221 diyerek ihanet eden, zarar veren ve hile yapan kişileri dışlamıştır. “Müslüman, müslümanların elinden ve dilinden güvende oldukları kimsedir."1231
Malın sağlamlığı, hilesizliği kadar ölçü ve tartıda da doğruluk gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’de: “İnsanların kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdilerinde eksik tutan kimselerin vay haline!” 24 denilerek ölçü-tartıda hile yapanlara büyük ikazda bulunulmuştur.
Verilen sözün ticarette önemi büyüktür. Hangi kalitede mal üretileceği ve ne zaman teslim edileceği sözleşmelerle belirtilmeli ve buna tam uyulmalıdır. Zira Kur’an’da : “Verdiğiniz sözü yerine getiriniz. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.”25 buyurulmuştur.

KALİTE KONTROLÜ VE DİN

En büyük kontrol İlâhi murakabedir. Allah (c.c.)’ın kontrolünü üzerinde hisseden insan hiçbir mala kötü katkıntıda bulunamaz ve hileli, kalitesiz mal üretemez. Ancak alınterinin karşılığının helâl olduğuna inanır ve iş hayatında da kaçamak yapamaz. Peygamberimiz (s.a.s.): “Kim afete uğramış (çürük ve bozuk) meyve satarsa kardeşinin malından bir (karşılık) şey almasın. Çürük ve bozuk olanları ayırdıktan sonra satsın. Yoksa neye karşılık herhangi biriniz müslüman kardeşinizin malını alacak?"26 buyurmuştur. Gene Peygamberimiz : “Kişinin malında bir kusur varsa söylemeden satması ona helâl olmaz” 27 buyurarak maldaki kalite kusurlarını mutlaka alıcıya söyleyerek satması gerektiğini vurgulamıştır. “Bizi aldatan bizden değildir.” 28 diyerek de aldatanları dışlamıştır.

EĞİTİM VE KALİTE

İlk emri "Oku”29 olan ve “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?30 mukayesesiyle bizi düşünmeye sevkeden Kur’an-ı Kerim, bilenlerin kalitesini ön plana çıkarmıştır. Günümüzde bütün dünya eğitimde kaliteyi yakalama peşindedir. Çünkü eğitimde en iyi kaliteyi yakalayan millet kaliteli meslek adamını ve kaliteli meslek adamının ürettiği kaliteli ürünü yakalamış demektir.
Ürünlerin ve hizmetlerin kaliteli olabilmesi için eğitimde insanlara su üç hususun verilmesi lazımdır:
1- Kaliteli meslek
2- iş ahlâkı
3- Araştırıcılık ruhu
Bu üçünün bileşimi ürünlerde ve hizmetlerde kaliteyi doğurur. Unutulmamalıdır ki, teknolojinin küçülttüğü dünyamızın iş pazarlarında kalitesiz meslek sahiplerine, ticaret pazarlarında da kalitesiz ürünlere yer yoktur.
Yukarıda saydığımız eğitimle verilen üç husus tarihimizde Ahmet Yesevî ve Ahi Evren gibi nice eğitimciler tarafından topluma verilmiş ve Türk Aleminde kaliteli insan ve kaliteli meslek sahibi yetiştirilmiştir. Temelinde maneviyat yatan medeniyetler bu gibi gönül insanlarının kaliteli eğitimleriyle yükselmişlerdir.

TÜRKLER DE KALİTE

Kalitenin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Türkler de tarihin derinliklerinde kaliteye önem vermişlerdir. Çünkü kalkınmanın temel taşı olan kalitenin çeşitli standartlarla belirlenmesi gereklidir. Bu standardın öneminin yüzyılllar önce Türkler tarafından kavrandığının belgesi olan 1502 tarihli ve zamanın padişahı II. Beyazıd Han tarafından çıkarılan Kanunname-i ihtisab-ı Bursa’da bugünkü anlamda boyama, ambalaj, kalite esasları gibi hususlar ile ceza hükümlerine yer verilmiştir.31 Günümüzde Türk Standartları Enstitüsü bu konuyu görev olarak yürütmektedir.
Gönül tüm Türk Dünyasının herseyde kalitenin zirvesine çıkmasını arzu etmektedir.
1. Tîn, 4.
2. Isra, 70.
3. Casiye, 13.
4. Zilzal, 7-8.
5. Buharı, Sahih, 2. Kitabü’l-lman, Bab: 37.
6. Ankebût, 45.
7. Mülk, 2.
8. Camiussagir, 1/27, Suyutî, H. 1331-Mısır.
9. Sahih-i Buharı
10. Nûn, 4.
11. Suyutî, Camiussagir, 1/102.
12. Tefsir-i Taberî, 29/18.
13. Hûd, 112.
14. Isra, 34.
15. Buharî, Müslim.
16. Buharî, Müslim.
17. Buharî, Müslim.
18. Nisa, 29.
19. Tecrid, c. VI. s. 369, H. No: 967.
20. Tirmizî.
21. Müslim.
22. 250 Hadis, H. No: 195,
23. Müslim, I. Kitabu’l-iman, Bab 14, H. No: 41.
24. Mutaffifîn, 1-2-3.
25. Isra, 34.
26. Ebû Davûd, Büyü’ 60, Nesaî Büyu’: 30, Müslim Mûsahât: 3.
27. Buharî Büyu’, 15.
28. Tirmizî, Büyu’, 74.
29. Alak, 1.
30. Zümer, 9.
31. TSE Kalite Broşürü, s. 4, Ankara 1996.




ÇALIŞMAK

Yüce Dinimiz Islâm, çalışmayı, kazanmayı, daima ileri gitmeyi, bilim ve teknolojide yükselmeyi emretmektedir. Tembelliği, zamanı bosa harcamayı ve yerinde saymayı ise hoş görmemektedir.
Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de “insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve ça- lısması da ileride görülecektir. Sonra ona karşılığı tam olarak verilecektir."1buyurmaktadır. Öyleyse müslüman çalışacak, Allah’ın kendisi ve çoluk-çocuğu için takdir ettiği rızkı meşru yoldan arayacaktır. Bunu Yüce Allah’ın rızasını umarak ve ibadet niyetiyle yapmalıdır. Çünkü dinimizde Allah’ın rızasını umarak yapılan her türlü davranış ibadet sayılmıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte buna işaret edilmektedir: “Bir sabah vakti Sevgili Peygamberimiz ashabı ile otururlarken güçlü, kuvvetli bir gencin oradan geçtiğini görürler. Bir kısım sahabi: "Keşke şu genç gençliğini, gücünü ve kuvvetini Allah yolunda harcasaydı ne olurdu." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Öyle söylemeyin, eğer o genç kendi ihtiyacı için, yahut anne-babasını geçindirmek için koşuyorsa yine Allah yolundadır.”2 buyurmuştur.
Islâm Dini kişinin kendi yararına olduğu kadar diğer insanların yararına olabilecek her türlü çalışmasını da en hayırlı davranış olarak kabul etmektedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “insanların en hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.”3
Bunun içindir ki, olgun bir müslüman hem kendisi ve ailesi için, hem vatan ve milleti için, hem de bütün insanlık için yararlı olabilecek her türlü çalışmayı Allah’ın rızasını gözeterek, ibadet niyetiyle yapmalıdır. Böylece bu dünya hayatını güzelleştirdiği gibi âhireti için de en güzel sermayeyi hazırlamış olur.
İslam’da tembellik ve uyuşukluğun yeri yoktur. Müslüman daima dinamik, atılgan, müteşebbis ve çalışkan olma durumundadır. Her işe başlarken söylediğimiz besmelede bile o işin sonunu getirme azmi yatmaktadır. Peygamberimiz (s.a.s.) “İki günü birbirine eşit olan müslüman zarardadır.”141 buyurarak müslümanın bugününün dünden daha ileri olması gerektiğini düşündürücü bir şekilde vurgulamıştır. Bu söz üzerinde her müslümanın yeterince düşünmesi ve ders alması lazımdır.
Bugün dünden nasıl ileri olunabileceğini hiç düşündünüz mü? Gün 24 saattir. Tamamını çalışmayla doldursanız bile gene eşitliği bozamayıp iki günün müsaviliği karşısında zararda kalmış olacaksınız. Öyleyse bu sözle bizlere verilen mesaj bir takım metod ve usullerle eşitliği bozarak bugünü dünden daha ileri yapmaktır. Hiç şüphesiz bu medotlar ilim ve teknolojiyi geliştirerek az zamanda çok üretim yapma imkanlarını sağlamaktır. Bu hadis-i şerife göre gerilik şöyle dursun, her yeni gün yeni teknik ve metodlarla daha randımanlı çalışarak, daha fazla üretmek ger- kelidir. Kısacası az zamanda çok üretim elde edilmelidir.
Simdi kendi kendimize soralım. Acaba biz müslümanlar sadece Peygamberimizin (s.a.s.) sözünde yatan bu mesajı anlayarak hareket edebilseydik hiç geri kalır mıydık? Tabii ki kalmazdık. Bilâkis tüm dünya toplumlarından daha ileride olurduk. Çünkü Islâm, müslüman bir toplumun en ileride olmasını hedeflemektedir.
İyi bilmeliyiz ki milletlerin hayatında durmak yoktur. Bir millet ne kadar ilerlerse ilerlesin, ne kadar yükseklere çıkarsa çıksın, olduğu yerde durdumu mahvolur. Koşan, yarışan milletler arasına katılıp ilim, medeniyet ve teknoloji yarışını daima en önde götürebildiğimiz müddetçe dinimizin prensiplerine uygun müslüman bir toplum olabiliriz.
Doç. Dr. Fahri Kayadibi
(1) Necm Suresi : 39-41.
(2) Riyazu’s-Salihin Ter. 1/569.
(3) 250 Hadis 152. Hadis.
(4) Kesf ul-Hafa, c. 1, sh. 305, H. no: 2406.