Makale

BAZI ATASÖZLERİ MİSYONERLER VE GERÇEKLER

Abdullah CEYHAN / Dini Yay. D. Başkanı

BAZI ATASÖZLERİ MİSYONERLER VE GERÇEKLER

Halk kültün ürünlerinden biri sayılan atasözleri, belli bir olay, hayat tarzı ve çeşitli tecrübeler sonucunda ortaya çıkmışlardır. Önceleri kulaktan kulağa dolaşan, şifahi kültürün bir parçası iken daha sonra yazılı metin haline getirilmişlerdir. Atasözlerinin söyleyenleri belli değildir.
Atasözleri davranış bilimlerinin değişik alanlarında ele alınabilecek değerli sözlü ve yazılı türlerdendir. Milletlerin zekası, fikir kıvraklığı, yetenek güçleri atasözlerinden anlaşılabilir.
Türk Milletinin gelenekle yerleşmiş bir atasözü anlayışı vardır. Bu anlayışa göre, atasözleri milli varlıklardandır. Çünkü onlar Türk toplumumun yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan düşüncelerden doğmuşlardır. Milletin ortak düşünce ve tutumunu belirtirler’1
Atasözlerinin önemli özelliklerinden birisi de, toplumdaki adetleri, gelenekleri, uzun hayat tecrübelerini ve insanların özleşmiş görüşlerini yansıtmaktadır. Hatta bir atasözü, çok defa insanlar hakkında pek çok kitaptan daha fazla bilgi verebilir2
Atasözlerine “darbn mesel” denildiği de olagelmiştir. Darb-ı mesellerde de, milletlerin özellikleri çarpıcı bir şekilde ve öz olarak ifade edilmektedir.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu’na göre, atasözleri yalnız ilmi gerçekleri değil, felsefi hakikatler de taşımaktadır3.
Özet olarak, atasözü denilince, tecrübe süzgecinden geçmiş, gerçekliği tecrübe ile sabit, milletlerin örf-âdet ve kültürüne ters düşmeyen özdeyişler akla gelir. Ancak çeşitli sebeplerle milletlerin inanç, ahlak, zeka ve becerisini hatta kültürünü yansıtmayan, ithal edilmiş veya sinsice sokuşturulmuş atasözleri de yok değildir. Bunlar dinde olmadığı halde dine sonradan sokulan bid’at ve hurafeler gibidir.
Atasözlerimiz içerisinde, kendi benliğimiz, inanç ve kültürümüze ters düşen sözlerin, deyimlerin hatta özdeyişlerin sokulmasında dış etkilerin, kültür emperyalizminin, başka din mensuplarının daha da önemlisi misyonerlerin tesiri olmuştur. Bu sözleri bizler de bilerek veya bilmeden sıkça tekrar eder dururuz. Misyonerlerin bu konudaki çalışmaları gözardı edilmemelidir.
Zira onlar, hem dinlerini yaymak, hem de bu tür söz, deyim, atasözü ve benzeri sözleri yerleştirebilmek için iyi yetiştirilmiş, iyi organize edilmişlerdir. Kısaca özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz.

Misyonerler ve Özellikleri

Uydurulan ve tamamen inanç ve kültürümüze ters düsen, şahsi menfeati telkin eden, hilekarlık, nemelazımcılık gibi kötü örnekleri ihtiva eden atasözlerinin pek çoğu, misyonerler tarafından akıllıca ve sezdirilmeden yerleştirilmiştir. Zira misyonerler:
• Nereye, hangi ülkeye giderlerse gitsinler yerli halka ayak uydururlar.
• Gerektiğinde manevi havaya bürünerek menfaat dağıtırlar.
• Islahatçı ve kahraman, yardımsever konumunda görünürler.
• İslamiyet’teki ibadetlerin çokluğundan bahsederler.
• Sezdirmeden din adamlarımızın cahilliğinden söz ederler.
• İslamiyet’e uymayan, inançlarımızla bağdaşmayan sözler uydurur, iftiralarda bulunurlar.
Bu cümlelerden olarak, papazların alim, hocaların cahil ve bilgisiz olduklarını, İslamiyet’in müslümanları gerilettiğini telkin ederler. “Allah Baba" tabirini sık sık tekrar ederek zihinlere yerleştirmeye çalışırlar. Daha da önemlisi “Kur"an-ı Kerimin Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından yazıldığım” telkine çalışırlar. Halbuki O’nun ümmî olduğu, okuma yazma bilmediği Kur’an-ı Kerim’de |4|açık bir şekilde ifade edilmiştir.
“Allah Baba” tabiri de tamamen Hristiyanlık inancısının bir parçası olarak (Allah-Oğul-Ruhülku- düs üçlü inancı) bize intikal ettirilmeye çalışılmaktadır. Maalesef pek çok insanımız bilmeden olsa bile bu tabiri kullanabilmektedir.
İslamiyet’in Müslümanları gerilettiği telkini yapılırken de, mevcut İslam ülkeleri örnek verilerek, mantık silsilesi içerisinde zemin oluşturmayı hedef almaktadırlar.
Şahsi menfeati telkin eden şu bir kaç atasözü de dikkat çekicidir.
• Altta kalanın canı çıksın.
• Gemisini kurtaran kaptandır.
• El için yanma nâra-Yak çubuğunu keyfini ara.
• inanma dostuna, saman kor postuna.
• Var mı pulun, cümle alem kulun.
• El öpmekle dudak aşınmaz.
Dikkat edilecek olursa görülür ki, hemen hemen pek çoğumuzun yerli yersiz söylediği bu ata- sözlerinde tamamen bencillik ve menfeat kokmaktadır. Bunlar inançlarımız, örf ve adetlerimizle taban tabana zıt sözlerdir. Yüce dinimiz yardımlaşmayı, fedakârlığı, dostluğu, kardeşliği telkin etmektedir. Bu hususta bir Hadis-i Şerif meali vermekle iktifa ediyoruz.
Sevgili Peygamberimiz, “Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz"’5 buyurmaktadır.
Hilekârlık, korkaklık ve yalan söyleme ile ilgili uydurulan su atasözlerine ne demeli?
• Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.
• Yiğidin silahı inkârdır.
• Yalanı söylemeli ama kubbesiz bırakmamalı.
• Medeniyet dediğin bina ile zinadır.
Bu katagoride daha pek çok atasözü olmasına rağmen biz bu bir kaç örnekle iktifa ediyoruz. Yine görülüyor ki bu sözler de tamamen inanç ve ahlak ölçülerimize ters düşmektedir. "Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı deyiver” atasözü de ayrı bir kötü örnektir.
Yiğidin silahı hiç bir zaman inkâr olamaz. Müslüman hayatı pahasına da olsa doğru bildiği bir şeyi inkâr edemez. Hele hele kaçmak, milletimizin erdemi ile bağdaşmamaktadır.
Kaçanlar da yiğit değil, korkaklardır. Medeniyetin bina ile zinadan ibaret olduğunu olsa olsa, çağa ayak uyduramayanlar, gelişme ve terakkiyi kabul etmeyenler söyleyebilirler. Ancak niçin bu söz, atasözü olarak kültürümüzün içine sokulmuştur, onun üzerinde durmamız gerekir.
“Yalanı söylemeli ama kubbesiz bırakmamalı” sözü de ilginç ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Halbuki dinimiz, "Allah’a sirk koşmayı, ebeveyne âsi olmayı, adam öldürmeyi ve yalancı şahitlik yapmayı büyük günahlardan" saymıştır’6.
İş bu kadarla da bitmiyor. Nemelazımcılık, hacı hocayı küçük düşürücü, genel ahlak anlayışımıza zıt su atasözler de önemli ve yaralayıcı, incitici özelliktedir.
• Her koyun kendi bacağından asılır.
• Üzümünü ye de, bağını sorma.
• Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.
• Akçenin yüzü sıcaktır.
• Yağmur yağarken küpünü doldurmana bak.
• Dünya hacı ile hocadan kopacak.
• Cehennemin kapısını hocalar açacak.
• Er ol da baş yar.
İslam dini de dahil hiç bir ilahi dinde, haram olan kazanç şekli tasvip edilmez. Yenilen ve içilen şeylerin helal yoldan kazanılmış olup olmadığına bakılır. Başkasının elinden zorla alınan veya gaspedi- len yiyecekler meşru yiyecekler değildir. "Her koyun kendi bacağından asılır” asılmasına ama, kötülükler görüldüğünde de kötülüklerin önüne geçmek her müslümanın görevleri arasında sayılmıştır. Kişileri kendi başlarına bırakamayız. “Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirsin...”7’ Hadis-i Şerifi bunu amirdir.
"Dünya hacı ile hocadan kopacak”, “Cehennemin kapısını hocalar açacak” gbi atasözleri ise, tamamen din adamlarını küçük göstermek ve onlara karsı sevgi ve saygının azalmasını telkin için uydurulmuş sözlerdir. Bu ve benzeri sözler genellikle misyonerlerin ortaya attıkları ve az da olsa itibar edilen sözlerdendir. Zira siz toplumda itibar edilen birisini gözden düşürmek isterseniz, o kişi hakkında olumsuzlukları söylemeniz kafidir. Bu durum, iş adamı, öğretmen ve siyasetçi için de aynıdır.
"Zaman sana uymazsa sen zamana uy” sözünde de karakter yapısı ile ilgili olumsuzluklar mevcuttur. Dolayısıyla gerçeği yansıtmamaktadır.
Yukarıda verilen örnek atasözlerinden de anlaşılacağı gibi, bu sözlerin tamamına yakını ne milli kültürümüzle uyuşmakta, ne de inanç ve ahlak yönünden uygun bulunmaktadır. Dolayısıyla bu deyim ve atasözleri dış etkilenme eseri olup, misyonerlerin ustaca kültürümüz içerisine soktukları atasözlerdir. Onun için uyanık olmakta ve tedbirli bulunmakta fayda vardır.

(1) Ûmer Asım AKSOY, Atasözleri ve Deyimler, TDK. Yayınları, Ankara, 1965, s. 17.
(2) Nejat MUALLİMOĞLU, Atasözleri Dünyasında Bir Gezinti, Milli Kültür Dergisi, c. 1, Nisan 1977.
(3) i. Hakkı BALTACIOĞLÜ, Türk’e Doğru, Ankara, 1972, s. 190.
(4) Ankebut Süresi, Ayet, 48.
(5) Muhammed Fuat Abdülbaki, El-lü’lü-ü ve’l -Mercan, c. 1, s. 10.
(6) Muhammed Fuat Abdulbaki, El-lü’lü-ü ve’l-Mercan, c. 1, s. 17.
(7) K. Burslan-H.H. Erdem, Riyazü’s-Salihîn ve Tercemesi, DİB. Yay., 10. Bsk. c. 1, s. 227.