Makale

HALKIMIZIN ABASINDA YAŞAYAN BAZI BÂTIL İNANÇLAR

Mehmet ÖZCAN / Teftiş Kurulu Başkanı

HALKIMIZIN ABASINDA YAŞAYAN BAZI BÂTIL İNANÇLAR

İslâm, Hz. Adem ile başlayan tevhid akidesinin son halkasıdır. Son dindir ve onu tebliğ eden Hz. Muhammed (s.a.s.) de son peygamberdir. Peygamberimizin tebliğ ettiği Kur’an’dan başka İlâhi bir kitap ve ondan başka da bir peygamber gelmeyecektir. Biz müslümanların, İslam’ın esas kaynağı Kur’an’a ve Peygamber efendimizin sünnetine uygun olmayan herhangi bir inanç ve geleneği kabul etmesi mümkün değildir. Ne var ki günümüzde, öyle inanışlar ve âdetlerle karşılaşıyoruz ki, ne Allah’ın kitabına ve ne de o’nun Rasülünün sünnetine uygundur. Fakat bunlar bazılarınca sanki dindenmis gibi, sanki Rasulüllah’ın (s.a.s.) sünnetinden- mis gibi kabul ediliyor. Halbuki Kur’an’ı bilen Peygamberimizin sünnetini tanıyan insanlar, “bâtıl-hurafe” olarak adlandırabileceğimiz bu inanış ve hareketleri hemen tanıyabilirler. Ancak; iyi niyetle, aslı esası bulunmayan bu bâtıl ve hurafe inanç, tuzağına kolayca düşebi- lenler de çıkmaktadır.
Biz bu yazımızda, hurâfe ve bâtıla set çeken dinimizin prensiplerini, hurafe ve batıl inancın çıkış sebeplerini, bunlardan kurtuluş çarelerini ele alacağız.

Kur’an-ı Kerim ve Hadisi Şeriflere Göre Batıl ve Hurafeler:

Hemen belirtmek gerekiyor ki; İslâmiyet aşağıdaki ayete göre tamamlanmıştır.
"... Bu gün dininizi kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, size din olarak İslâmî beğendim... (Maide: 3)." Öyleyse müslümanlar artık başka İlâhi bir emir beklemeye- ceklerdir. Bu âyetin gelmesin den (81 ve 82 gün) sonra Peygamberimiz de vefat ettiğinden artık “din” namına yüce Allah’dan herhangi bir emir ya da yasaklama gelmeyecektir. Bunun aksini iddia etmek yine bu ayete göre mümkün değildir.
Diğer taraftan, Peygamber efendimiz bir hadisinde “Size iki şey bırakıyorum, onlara sarıldığınız sürece dalâlete düşmezsiniz; birisi Allah’ın kitabı Kur’an diğeri de benim sünnetimdir” buyurarak bu iki kaynağa uymayan görüş ve fikirleri, inanç sistemini reddetmiştir. Üstelik Cenab-ı Allah:
”... Peygamber size neyi verirse onu alınız, neyi yasaklarsa ondan da kaçınınız (Haşr : 7)” diyerek, yine bu iki kaynağın dışında ve bunlara uygun olmayanlara itibar etmememizi emretmektedir. Bu konuda, İslâm âlimleri de kendilerini kayıtlı hissetmektedir. Cuneydi Bağdadi "Kur’an ve hadisi bilmeyenin din konusundaki sözlerine itibar edilmez. Çünkü bizim ilmimiz ve mezhebimiz Kur’an ve sünnete göredir” demektedir.
Öyleyse bu iki kaynak, yani Kur’an ve Sünnete uygun olmayan inançlar; bidattir, hurâfedir ve bâtıldır. Müslümana yakışan da bunlardan kaçınmasıdır. Bütün bunlara rağmen, hemen tüm İslam ülkelerinde değişik şekillerde yaygın bulunan batıl inanca, hurafelere ve bit’adlara sapanlar vardır. Bize göre bunun sebepleri şunlardır:

I- Bilgisizlik:

Üzülerek belirtmek gerekir ki, ilmin ön planda tutulduğu bir dinin mensupları olarak hâlâ cehâletin pençesinden kurtulamayanlarımız bulunmaktadır. Halbuki; müslüman, bâtıl ve hurafe inançlara düşmeyecek kadar dinini öğrenmek ve bilmek zorundadır. Şayet bilemiyorsa bir din bilginini bulup sormalıdır. Diğer yandan, din konusunda “sorulan” kimsenin de dine uymayan bâtıl ve hurâfe inançları ortaya koyabilecek seviyede muktedir olması lâzımdır.

II. Grup, Görüş Müdafası:
Uydurma hadislerin ortaya çıkış sebeplerinden birinin; herkesin kendi görüşünü müdafa etme gayretinden kaynaklandığı bilinmektedir. Bunun için bazı insanların kendi görüş ve grup fikrini müdafa edebilmek için, gerek âyetlere ve gerekse hadislere yorum getirmeleri batıl inanç bidat ve hurafelerin doğup yayılmasına sebep olmaktadır. Hatta bu tür kişiler görüş ve düşüncelerini öyle masum ve cahilâne tasvirlerle ifade etmektedirler ki, din konusunda soruları olanlarda şaşırmaktadır. “Biz- ler kimlere inanacağımızı da şaşırdık” demektedirler. Halbuki müslüman kimselerin:

“Bilmiyorsanız bir bilene sorunuz (Nahl : 43)” ayetini hiç değilse hatırlamaları gerekiyor.
III. Dini Soruya Muhatap Olanlar Cihetinden:


Öyle “din âlimi” imajı ile tanınanlar vardır ki; dini sorulara “bilemiyeceğim” demeyi kendi gurur ve kibirlerine yediremiyorlar. Halbuki, dini ilimlerin, diğer ilimler gibi özel bir tahsil ve eğitim ile öğrenilebileceğini herkesin kabul etmesi gerekir. Yine din konusunda soru sorulanlar dinin ilgili hükmünü ya çok iyi bildiklerinden eminseler veya araştırma sonucunda cevap vermelidirler. Aksi halde yanlışlıktan yanlışlıklar meydana gelir. Bunun sorumlusu kendisi olur.

IV. Dini Soru Soranlar Yönünden:

Öyle insanlar var ki; din konusundaki sorularını kime soracağını bilemezler. Tabi isâbet olmayınca da, tıpkı doktora gidilecek yerde veterinere gidilmiş gibi olur. Netice olarak da din konusunda batıl, hurafe ve bidatlar çıkar.
Halbuki, ülkemizde anayasal bir kuruluş olan Diyanet işleri Başkanlığının merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatlarında çalışan görevliler milletimizi İslâmiyet konusunda aydınlatmak üzere görev almıştır.
Artık, iletişim konusunda ileri dünya ülkeleri seviyesinde olan Türkiye’mizde “ben ilgililere ulaşamadım” demek bir mazeret olmayacaktır.
Şayet din konusunda bir ihtilâf olursa gerek Diyanet işleri Başkanlığı, gerekse, il ve ilçe Müftülükleri sorularımız için bir telefon kadar yakındır. Başkanlık yayınları en muteber neşriyatlardandır.
Halkımız arasında yaygın bâtıl inanç ve hurafelerin kategorisi şöyledir:

Gaybtan haber vermekle ilgili olanlar:

Falcılık, ruh çağırma vb.

Uğursuzluk inancıyla ilgili olarak:

Siyah kedi, köpek görmek, köpek uluması, baykuş ötmesi, elden sabun ve makas almak, onüç rakamı, bazı yer, zaman ve eşyanın uğursuz sayılması vb.

Kabirlerle ilgili olanlar:

Türbelere adak yapmak, türbelere mum yakmak, türbe pençelerine, parmaklıklarına etrafındaki ağaçlara bez bağlamak gibi.

Nazarla ilgili olanlar:
Mavi boncuk, nazarlık takmak, iğde çekirdeği, kablumbağa kabuğu, atnalı gibi şeyleri asmak, kurşun dökmek, tütsü yapmak, göz resmi yapıştırmak gibi.
işte bu sayılan asılsız inanç ve hurafelerin dinimizle bir ilgisi yoktur. Bu gibi batıl inançların bir kısmı batı kökenlidir, bir kısmı hint dinlerinden girmiştir.
Simdi de halkımız arasında rastlanılan değişik hurafelerden örnekler görelim:
- Bir kimse yolculuğa çıkarken arkasından su serpilirse kazaya uğramazmış.
- Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
- Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
- At nalı asılan yere nazar değmezmiş.
- Geceleyin herhangi bir evin üzerinde baykuş öterse o evden cenaze çıkarmış.
- Çocuğun kırkı çıkmadan tırnağı kesilirse hırsız veya arsız olurmuş.
- Arefe günü veya salı günleri dikiş dikmek günahmış.
- Gece ev süpürülürse fakirlik gelirmiş. Aynaya bakılırsa günahkar olunurmuş.
- Başı ağrıyan kadın bir camiye gider başörtüsü ile camiyi süpürdükten sonra o başörtüyü tekrar başına örterse ağrısı kesilirmiş.
- Dişi ağrıyan kimse mezarlığa gider, bir mezar taşına vurursa ağrısı kesilirmiş.
- Cuma günü minarede ezan okuyan müezzine başörtüsünü sallayan kızın nasibi açılırmış.
- Gelinin duvağı, evde kalmış kızın basına örtülürse kısmeti açılırmış.
- Doğum yapan kadın yedi gün dolmadan çocuğun yanından çıkarsa, cinler gelip çocuğu götürüp başka bir çocukla değiştirirmiş.
- Lohusa kadının ve çocuğun yastığı altına, iğde, çuvaldız veya bıçak konulursa al basmazmış.
Görüldüğü gibi, halkımız arasında tespit ettiğimiz bu batıl inançları daha da çoğaltabiliriz. Ancak; söyle bir bakılırsa, Islama tamamen ters bu inançların mantıken de izah edilebilecek hiç bir yönleri yoktur. Bütün bunlar ve benzerleri, batıldır ve hurafelerdir. Bu gibi batıl inançların Türk örfü ile de izahı mümkün değildir.
O halde, inanç yönü ağır basan bu gibi düşüncelerin, dinimize ve örfümüze uygun olup-olmadığının bir bilene sorulması en uygun yoldur. O yetkililer de belirttiğim gibi, Diyanet İşlerinin en ücra köy mezrasında bile bulunan halkın içinde toplumu en iyi anlayan ihtiyaçlarını ve dini hükümleri iyi bilen her seviyeden görevlileridir. İslâmiyet dibinin çakıl taşları görünen bir derenin suyu kadar berraktır. Bu safiyyeti ve güzelliği bozmamaya ve farkına varmadan şirke veya dinden çıkmaya kadar götüren bazı hurafe, batıl inanç ve davranışlara dikkat edilmesi gerekmektedir.