Makale

Editörden

editörden

Merhaba sevgili okurlar! Bu sayımızda birbiriyle yakından ilişkili gördüğümüz iki konuyu dosya olarak ele alıyoruz, ilkinde dünyanın en değerli varlığı "insan"ın farklı tasavvur biçimlerini ve onun anlam arayışında dinin özel katkılarını irdelemeye çalışıyoruz, insana yönelik dünyada üç ayrı anlayış veya eğilim bloğunun varlığını gözlemlemekteyiz. Birincisi, insanı biyolojik varlık olarak değerlendirip bütün dikkatini onun maddî varlığını tatmine sevk eden anlayıştır ki (homo ekonomicus) belirgin olarak batı düşüncesinde görülür. İkincisi ise, insanı mistik bir varlık olarak görüp maddî varlığını göz ardı eden bir eğilimdir. Bu da Hint kültürünün ürünü bir anlayıştır. Üçüncüsü de, insanı hem madde hem mânâ boyutuyla ele alan ve her iki yönünü tatmin etmeyi amaçlayan bir anlayıştır. İslâm dininin insana yaklaşımı bu kategori içinde mütalaâ edilebilir. Zira İslâm, insanı bedeni ve ruhuyla bütüncül bir şekilde ele almakta, onu hem dünyada hem de ahirette mutlu kılmayı amaçlamaktadır, işte ilk dosyamızda bu konuları irdelemekteyiz.
İkinci dosyamızda, çağımızda topluma sunulan din hizmetleri ile bu hizmetlerin arka plânındaki din görevlilerine ilişkin temel meseleleri ele alıyoruz. Esasen insan konusunun bu dosyayı öncelemesi tesadüf değildir. Çünkü bizler etkin din hizmetinde insanı tanımanın öncelikli bir konu olduğuna yürekten inanmaktayız. Zira dinin, Allah’ın bir inayeti olarak insan için gönderilmiş olması, onun doğru anlaşılması ve öğretilmesinde insan unsurunun öncelikli bir yeri olduğuna işaret eder.
Ekim ayının ilk haftasının "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" olarak kutlanması, din hizmetlilerinin sağlıklı bir toplum için icra ettikleri hayatî fonksiyonu dikkatlere sunacak olması bakımından fevkalâde sevindirici bir gelişmedir. Biliyoruz ki, toplumun din görevlilerinden beklentileri büyüktür. Ancak din görevlilerimizin de çözüm bekleyen önemli sorunları vardır. Bu hafta vesilesiyle bu sorunların toplumun gündemine taşınması ve çözüm yollarının aranması en büyük temennimizdir.
Toplum için hayatî önemi bulunan din hizmetinin ancak parlak zihinlerle etkin ve verimli bir şekilde yürütülebileceği âşikârdır. Dolayısıyla bu hizmet alanına ülkemizin parlak zihinlerini çekebilecek tedbirler üzerinde kafa yormamız gerekiyor. Din hizmetinin toplum için hayatî önemi, kalkınma hamlelerimize ve çağdaşlaşma adımlarımıza ivme kazandırabilmesi, büyük ölçüde bu cihetteki geleceğe yatırıma bağlıdır. Din hizmetlerine pozitivist bir mantıkla yaklaşılması, bu hizmetin önünü açacak bir yaklaşım biçimi değildir. Din hizmeti varoluşsal ilgilerine yönelik insana hayatî katkılar yapan, aynı zamanda bir ülkenin moral değerlerinden kalkınma stratejilerine kadar sirayet eden bir hizmet alanıdır. Böyle düşünüldüğünde, dinin toplum için artı bir değer teşkil ettiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yapılması gereken işlerin başında din görevlilerinin bir an önce hayat standartlarını ve tahsil seviyelerini yükseltmek gelmektedir. Bu vesile ile Camiler ve Din Görevlileri Haftasını kutluyor, meslektaşlarımıza görevlerinde başarılar diliyoruz.
Diyanet Aylık Dergi olarak, biz de Cumhuriyetimizin 80. kuruluş yıldönümünün coşkusuna iştirak ediyor ve bu bağlamda üç yazıya yer veriyoruz.
Ayrıca bu sayımızla birlikte siz değerli okuyucularımıza evrensel değerlere vurgu yapan Hz. Peygamberin hadislerinden müteşekkil, "40 Hadis Kartelası" adını verdiğimiz bir armağanı sizlere takdim ediyoruz.
Gelecek sayıda buluşmak ümidiyle hoşça kalın.
Yaşar Çolak