Makale

Yugoslavya Eski Diyanet işleri Başkanı H.Yakup Selimoski: Sırplar minarelerimize haç taktılar.

Ahmet Arslan

Yugoslavya Eski Diyanet işleri Başkanı H.Yakup Selimoski:

" Sırplar minarelerimize haç taktılar..."

3 Nisan 1992 tarihinde Sırp çetelerinin Bosna-Hersek’te başlattıkları Müslüman katliamı, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ durduralamadı. Sırplar, dün olduğu gibi bugün de Müslümanları katlediyorlar, camileri yakıyorlar, evleri yıkıyorlar, ezan seslerini dindirebilmek için top mermileri ile yıktıkları camilerin temellerini dinamitleyerek kaybetmeye çalışıyorlar. Çoluk-çocuk, kadın, ihtiyar demeden insanları öldürüyorlar. Sürgün ediyorlar ya da kamplara götürerek eziyet edip, kurşuna diziyorlar.
Dünya devletlerinin bütün çabalarına rağmen gözü dönmüş Sırp caniler, ne ateşkese yanaşıyorlar, ne de katliamları durduruyorlar. Silahları Müslümanların parasıyla alınan ordu kuvvetleri de Sırpların yanında yer alarak Müslümanları kırıyorlar.
Kendi gayretleri ile silahlanan Müslüman gençler, Sırp çetelerine karşı direnmeye, son derece modern silahlarla teçhiz edilmiş ordu kuvvetlerine karşı koymaya çalışıyorlar.
Savaş nedeniyle Müslümanlar arasında açlık ve sefalet had safhaya ulaştı. Hiçbir yardımın giremediği Bosna-Hersek’te, insanların bazısı ot kökü yiyerek hayatını sürdürmeye çalışırken, bazıları da açlıktan hayatını kaybediyor.
Bu olaylar Türkiye’yi son derece rahatsız etti. Türkiye hükümeti, diğer devletler nezdinde girişimlerde bulunarak, bu zulmün durdurulmasını istedi. Bu girişimler sonucunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Sırbistan’a ekonomik ambargo kararı aldı. Türkiye, ayrıca çatışmaların sona erdirilmesi için İslâm Konferansı’nı İstanbul’da toplanmaya ve bu konuda bir karar almaya çağırdı. 17-18 Haziran 1992 tarihinde İstanbul’da toplanan İslâm Konferansı’nda, Sırp katliamların durdurulması için bir dizi karar alındı. Bütün İslâm ülkeleri bu kararların uygulanması için gerekli çabaların gösterilmesini istediler. İslâm Konferansında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin hemen harekete geçirilmesi, Bosna-Herseke yönelik Sırp saldı-rıları karşısında askeri müdahale de dahil, daha ileri düzeyde tedbirlerin alınması istendi. Müslüman halka tam destek verilerek, Yugoslav ordusunun bu Cumhuriyetten derhal şartsız olarak çekilmesi istendi.
Fakat ne Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde alınan kararlar, ne de İslâm Konferansında aiınan kararlar Sırpların cinayetlerini durdurmadı. Hiçbir söz ve imzalarına sadık kalmayan Sırp çeteleri, Müslümanlara akıl aimaz işkenceleri yapmaya devam ettiler.
Sırp çeteleri, BM’nin bunca çabaları sonunda Saray-bosna Havaalanının açılmasına ve insanî yardım yapılmasına izin verdi. Türkiye de bu dönemde Bosna-Hersek’e uçaklarla yardım gönderdi.
DİYANET Vakfı yetki-tileri ile de görüşen 9 SELİMOSKİ, yetkililere son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
Başkanlığı ziyaretleri esnasında kendisiyle görüşüp röportaj yapmak istediğimizi söyledik. Memnuniyetle kabul ettiler. Makedonya Cumhuriyeti İslâm Birliği Meşihatı Kültür Müşaviri Dr. Mehmet İBRAHİMİ’nin tercümanlığı ile röportaj yaptık.
H. Yakup SELİMOSKİ’den Yugoslavya ’daki Müslümanların durumunu sorduk. SELİMOSKİ, Yugoslav-ya’daki Müslümanların tslâmiyetle ilk temaslarının Osmanlı Devletinden önce olduğunu, ancak islâm’ın, Osmanlı’nın gelmesiyle Yugoslavya’ya yerleştiğini belirtti.
İslâm kültürünün Balkan-lar’da ve Yugoslavya ’da tam olarak 1371 yılındaki Meriç Savaşı’ndan sonra yerleştiğini söyledi.
Krallık döneminde Yugoslavya’da yalnızca Sırplar, Hırvatlar ve Slovenlerin tanındığını, Türk, Boşnak ve Arnavutların varlığının kabul edilmediğini, komünist dönemde ise bütün milletlerin tanındığını ancak, Müslüman halka ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığını ve sınırlı haklar tanındığını ifade etti. Komünist rejimin bütün dinlere karşı olduğunu, ancak Yugoslavya’daki komünist rejimin İslâm’a karşı korkunç bir tavır aldığını ve İslâm ’ı tamamen Yugoslavya’dan söküp atmak için çalışıldığını, bunun için Müslümanlara görülmedik eziyetler edildiğini söyledi.
Osmanlı Devleti ’nin çekilmesiyle Müslümanların Yugoslavya’da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladıklarını, Müslümanların otorite kazanacağı zamanlar, Sırpların ırkçı ve şovenist zulümleriyle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. SELİMOSKİ, "Bosna-Hersek hiçbir zaman Sırbistan’ın bir parçası olmamıştır, olmayacaktır da. Sırpların Bosna-Hersek’e karşı savaş açmasının tek bir nedeni vardır, o da Müslümanları katletmek ve öteden beri gerçekleştiremedikleri "Büyük Sırbistan" hayallerini gerçekleştirmektir. Bu savaşta Müs-lümanların hiç silahı yoktur. Sırplar ise son derece modern silahlarla teçhiz edilmişlerdir. Sırplar bugün Avrupa’nın 4. büyük silah gücüne sahipler. Biz ise hürriyetimize kavuşmak için mücadele ediyoruz" dedi.




RÖPORTAJ:

Yugoslavya Eski Diyanet işleri Başkanı H. Yakup SELİMOSKİ ile….

• Peki efendim, daha önce Müslümanlara bu tür zulümler yapılmış mı?
Uzun bir tarihî geçmişi olan bu bölgede, bugüne kadar birçok savaş ve muharebe yapılmış, fakat daha düne kadar beraber yaşayan bu millete, bu kadar gaddarca ve insafsızca bir katliam yapılmamıştı.
• Sizce bu çarpışmaların sebebi nedir?
Bosna-Hersek’teki çarpışmaların tek sebebi vardır, o da millî menfaatlerdir. Bu da Sırpların "Büyük Sırbistan "ı kurma hayallerinden kaynaklanmaktadır. Bu hayali 19. yüzyılda Nikolay Gıraçanin hazırlıyor, adına da "Naçır Taniye" deniyor. "Naçır Tanl-ye"ye göre, Yugoslavya’nın herhangi bir yöresinde bir Sırplı yaşıyorsa, o bölge "Büyük Sırbistan" olmalıdır.
• Hırvatlaria Müslümanlar arasında zaman zaman anlaşmazlık çıkıyor, bunun sebebi nedir? Hırvatlaria anlaşabilecek misiniz?
Şu anda Hırvatlar ile Müslümanlar birlikte hareket etmek mucburiyetin-deler. Ancak bazı Hırvat partilerinin ayrılması, Hırvat hükümeti kurma düşünceleri var. Hırvatların çoğunluğu ise, Bosna-Hersek’i Müslümanlarla birlikte kendi vatanları görüyorlar. Savaş sona erdikten sonra Hırvatlaria daha iyi anlaşabileceğimizi zannediyorum.
• Şu anda Müslüman yerleşim merkezleri ne durumda? Sup çeteleri Müslümanlara çok mu zarar verdi?
Bosna-Hersek’te şu anda herşey yakılmış ve yıkılmış. Ev, fabrika ve camilerin hepsi tahrip olmuş durumda. Çoğunluğunu Müslüman halkın teşkil ettiği kasaba ve köylerde çok büyük zulüm ve katliamlar yapıldı. Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki evler yağmalandı ve yakıldı. Cani Sırp çeteleri, büyük-küçük, erkek-kadın demeden işkence yaptılar, bazılarını diri diri yaktılar, bazılarını da bacak ve kollarını vücutlarından ayırarak öldürdüler. Bosna-Hersek ve Karadağ’a sığının Müslüman aydınları, esir kamplarında topladılar. Bu kamplar hâlâ Müslüman aydınlarla dolu.
Şu anda Müslümanlar tarafından tamamen terkedilen Foça kasabası ve köylerindeki cami-lerin çoğu yağma edilerek yerle bir edildi. Bazı camilerin minaresine Sırp-Ortadoks bayrağı asıldı. Bazı camilerin minaresine de makinalı tüfek yerleştirilerek Müslümanlar üzerine ateş edildi.
Foça, Sarayova ve Müslümanların yaşadığı diğer bütün yerleşim merkezleri tamamen harabeye çevrildi. Bazı bölgelerde . camilere doldurulan halk, camiyle birlikte yakıldı. Yıkılan eski camilerin temeli bile dinamitlendi. Ezan sesini susturmak için Sırp çeteleri akla gelmedik zulmü Müslümanlara reva gördü. Yıkılan bu yerleşim bölgelerinin yeniden imarı çok güç. Halkın yeniden ev yapması, sığınacak bir yuva bulması gerekiyor. Bu şartlar altında camileri tamir etmek mümkün değil. Müslüman halkın dış yardım almadan bu işin altından kalkması çok zor.
• Efendim, savaşta camilerin ve tarihî eserlerin büyük zarar gördüğünü söylediniz. Sayısal bir rakam verebilir misiniz? Bu eserleri nasıl onaracaksınız?
Kesin olarak bir rakam vermek mümkün değil. Çünkü bu sayı her geçen gün artmakta. Ancak islâm Birliği Riyaseti olarak bizim yaptığımız istatistiklere göre şu anda 250 cami yıkılmış durumda. Bu camilerin çoğunluğunu, Osmanlı döneminde yapılmış olan camiler oluşturuyor. Bu eserler Osmanlı Devleti’nin Yugoslavya’da bir devamıdır. Bu eserlerin tamiri ve yeniden yapılması için özellikle Türkiye’den büyük yardım beklemekteyiz. Dünya İslâm Cemiyeti yardım kuruluşları ve İslâm devletlerinden de yardım yapmalarını umuyoruz.
• Şu ana kadar hiç bir ülkeden yardım aldınız mı?
Türkiye, savaşın başladığı ilk günlerde Bosna-Hersek’e yardım gönderdi. Yardım, İslâm Birliğine ait "Merhamet Yardımlaşma Kurumu’na teslim edildi ve gerekli yerlere ulaştırıldı. Kızılay’ın gönderdiği 3 kamyon yardım ise, Makedonya’daki Kızılhaç’a teslim edildi. Biz bu yardımdan hiç faydalanamadık. Yalnızca "Kızılhaç"takiler faydalanabildiler. Kızılhaç, 6 bin mülteciye bakıyor. 25 bin mülteciye ise, "Hilâl Yardımlaşma Cemiyeti" bakıyor.
Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum: Gerek Türkiye ve gerekse Müslüman ülkeler yapacakları yardımları mutlaka, ya Makedonya’daki "HilâTe, ya da Zag-rep ve Sarayova’daki "Merhamet Yardımlaşma Kurumuma yapsınlar. Diğer kuruluşlara yapılan yardımlardan biz yararlanamıyoruz.
Tarih ve kültür olarak biz Türkiye’nin bir parçasıyız. Onun için Türkiye’den çok şey beklemekteyiz. Türkiye, dünya çapında önemi büyük bir devlet. Dünya anlaşmalarında da söz sahibi bir ülke. Türkiye bizi bu haklı mücadelemizde daha etkin bir şekilde desteklemelidir. Biz Türkiye’den çok memnunuz. Bizim dayanağımız, güvenimiz Türkiye’dir.
• Türkiye’den başka beklentileriniz var mı?
Türkiye’nin yapacağı her türlü yardıma ihtiyacımız var. Talebelerimizi Türkiye’de okutmak istiyoruz. Bu konuda daha önce girişimlerimiz oldu. Diyanet İşleri Başkanlığının da yardımıyla şu anda Türkiye’de talebelerimiz okumaktalar. Diyanet İşleri Başkanlığının ve T. Diyanet Vakfı’nm bize yaptığı gıda ve ilaç yardımları ile, bundan sonra yapacakları yardımları takdir ediyor ve bekliyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve T. Diyanet Vakfı’ndan en büyük isteğimiz; yıkılan camile-rimizin onarılması için bize yardım etmeleridir. Bu konuyu Sayın Diyanet İşleri Başkan Vekili Mehmet Nuri YILMAZ Bey ve diğer yetkililer ile T. Diyanet Vakfı yöneticileriyle görüştük, gerekli yardımı yapacaklarını söylediler. İlk etapta Vakıf, yiyecek ve ilaç malzemesi göndereceğini söyledi. Daha sonra bir kampanya düzenleyecekler. Bu kampanyada Müslüman Türk kardeşlerimizin yapacağı yardımları bize gönderecekler. Biz de bu yardımlar ile camilerimizi yeni baştan onaracağız. Bunun da müjdesini aldık.
• Türkiye’nin daveti üzerine İstanbul’da toplanan "İslâm Konferansı"na siz de katıldınız. Toplantıda alınan kararlar, sizce toplantıyı amacına ulaştırdı mı?
Bu toplantı çok daha önce yapılmalıydı. Toplantıda alınan kararlar, daha önce alınmalıydı. Toplantıda alınan kararlardan memnunuz, fakat alınan bu kararların uygulanmasını istiyoruz. Bu kararların bir gün bile bekletilmesi doğru değildir, hemen uygulanması gerekir. Kararların en önemlisi de. Birleşmiş Milletler’le birlikte biran önce Sırbistan’a askerî müdahale etme kararı alınmasıdır. Ancak bu kararın hemen uygulanması gerekmektedir. Çünkü her geçen gün Sırplar daha büyük katliamlar yapmaktadırlar. Bu katliamların birgün önce durdurulması için Sırp çetelerine müdahale edilmelidir.
• Sırp çetelerinin Müslümanlara verdiği zararları rakam vererek açıklayabilir misiniz?
Bu konuda kesin rakam vermek mümkün değildir. Çünkü hergün bu sayı artmaktadır. Ancak savaşın başladığı günden bugüne kadar değişik istatistiklerden elde ettiğimiz sonuç şöyle;
Öldürülen ve kaybolan Müslümanların sayısı 20 bin, yaralı sayısı 22 bin, yaralanarak devamlı sakat kalanların sayısı 10 bin, evlerini terke-derek göçedenlerin sayısı 800 bin kişidir. Bu beldeler-deki nüfus sayısı ise 3 milyon 500 bin kişidir. İşkence ile öldürülen Müslümanların sayısı 3 bin kişidir. Yıkılan ve hasar gören camilerin sayısı 250’nin üzerindedir.
• Dergimiz aracılığı ile Türk halkına ve kamuoyuna ulaştırmak isteğiniz bir mesajınız var mı?
Saraybosna’da çıkan gazete ve dergiler, Saraybosna dışına çıkamıyor. Halkın dış dünya ile haberleşmesi tamamen kesilmiş durumda. Televizyon vericileri, radyo istasyonları ve yollar tahrip edilerek, halkın dışarıyla ilgisi kesildi. Türkiye’deki basın- j yayın bizim sesimiz olmalı. Bosna-Hersek’te olup bitenleri, Müslümanlara yapılan zulümleri dünyaya duyurmalı. Zaten Türk kamuoyu bunu yapmakta, fakat bizim isteğimiz biraz daha atak olmasıdır. Çünkü Türk basın-yayını dış dünyaya karşı bizim gözcümüz ve sözcümüzdür.