Makale

10 KASIM ATATÜRK'Ü ANARKEN

10 KASIM
ATATÜRK’Ü ANARKEN

Milletlerin tarihlerinde buhran dönemlerinde ortaya çıkarak dirlik düzenliği, birlik ve bütünlüğü sağlayan büyük insanlar vardır, bu insanlar milletleriyle bütünleşmiş, milletiyle özdeşleşmiş, milletinin kaderini çizmişlerdi. Pakistan deyince Cin- nah, Hindistan deyince Gandi ve Türkiye deyince Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlamamak mümkün değil. Çünkü yukarıda saydığımız kişiler bu milletlerin kaderleriyle bütünleşmiş insanlardır.
Atatürk’ü ve yaptıklarını anlayabilmek için onun yaşadığı zamanın şartlarım bilmek gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu Söğüt’te kurulduğunda sadece birkaç yüz kişiden meydana gelen küçük bir aşiretten ibaretti. Yıllar geçtikçe ve başındaki iyi idareciler sayesinde öylesine büyüdü ki, üç kıtaya hükmeden koca bir imparatorluk haline geldi. Devletin sınırları içerisinde yer alan beldeler huzurlu ve mutlu yaşayan insanların diyarı oldu.
Ancak daha sonra başa geçen devlet yöneticilerinden bazılarının beceriksizlik ve yeteneksizlikleri yüzünden huzur bozuldu. Devletin idaresi altında yaşayanlardan bazıları ayrı devletler kurma sevdasına düştüler... Batılı bazı devletlerin de gizli destekleriyle yer yer başlayan ayaklanmalar arttı. Senelerce süren savaşlardan iyice yorulmuş bulunan Osmanlı ordusunun komutanları arasına bir de siyasi çekişmeler girince muzaffer ordu yer yer yenilmeye, adım adım gerilemeye başladı. Asırlarca bekçiliğini yaptığı topraklardan çekilmek zorunda kaldı. Öyleki, yıllarca Osmanlı Devletine başkentlik etmiş Edime, Şükrü Paşa’nın bütün çırpınmalarına rağmen Bulgarların eline düşmekten kurtarılamadı.
Memleket, idaremiz altında yaşayan azınlıkların saldırı ve hainlikleri yüzünden alev alev yanmakta idi... Düşman gemileri İstanbul sularına demir atıyor, karakollarımız basılarak askerlerimiz insafsızca şehit ediliyordu... İstanbul’da bulunan padişah ve hükümet, üzerine düşen görevleri yerine getiremiyorlardı. Düşmanlar Anadolumuzu yer yer işgal etmiş, ordularımız terhis edilmişti...
Milletin kurtuluşu için tek çare kalmıştı: O da, milletin bir bütün olarak düşmana karşı koyması idi. Ancak Anadolu insanının düşmana karşı koyabilmesi için onların teşkilatlandırılması gerekli idi.
İşte yukarıdaki şartlar altında Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün adı dolaşmaya başladı... Atatürk, son derece iyi bir eğitim görmüş ve kendisini yetiştirmiş bir askerdi. Özellikle Trablus ve Çanakkale’de gösterdiği kahra manlıklar onun adını ön sıraya çıkaran olaylardan sadece ikisiydi... Bandırma vapuruyla İstanbul’dan ayrılmadan önce Osmanlı ordusunun en başarılı ve yetenekli subayları arasında gösteriliyordu... Atatürk, Anadolu’ya geçtikten sonra bütün güçlüklere rağmen yılmadan ve usanmadan gece - gündüz çalıştı ve kutsal arzusuna ulaştı. Onun bütün arzusu asırlarca düşman ayağı değmemiş vatan topraklarından düşmanı kovmak ve herkesin bittiğini, tükendiğini sandığı mağlup Osmanlı topraklarından yep yeni bir devlet ortaya çıkarmak ve bu sayede Türk’ün tarihinin hiçbir devirde yok olup gitmeyeceğini kendinden öncekiler gibi dünyaya bir kere daha ispat etmekti...
Hayatının büyük bir bölümünü cephelerde savaşarak geçiren ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyoruz...

ATATÜRK DİYOR Kİ...

"Bilelim ki, millî benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.
Tiirk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır...
Türk Milleti’nin istikbali bugünkü evlatlarının doğru görüşü ve yorulmak istidadında (kabiliyet) olmayan çalışmak arzusuyla büyiik ve parlak olacaktır...
Bilelim ki, kazandığımız başarı, milletin kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarıları, zaferleri ileride de kazanmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım, aynı yolda yürüyelim...
Millete efendilik yoktur, hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Milletimiz tek bir vücut gibi gösterdiği sarsılmaz birlik ve gayret sayesinde başarıya ulaşmıştır.
Şahsımız için değil, fakat mensup olduğumuz millet için elbirli- ğiyle çalışalım; çalışmaların en yükseği budur.
Ne Mutlu Türküm Diyene."