Makale

Hollanda da Tabiat Sevgisi ve Çevre temizliği

Hollanda’da tabiat sevgisi ve çevre temizliği

Şerafettin Özdemir


NE zaman sokağa, caddeye çıkarsam veya nereye gidersem, hemen gittiğim her yerin çevre düzeni, çevre temizliği dikkatimi çeker. Parklardaki, yol kenarlarındaki ağaçların itina ile budanması, sulanması ve bir çocuk yetiştirir gibi bakımının yapılması, çok çok hoşuma gider. Evdeki yaşlı karı-koca, kapısının önündeki çiçekliğe özenle hizmet eder, rengârenk çiçeklerle süsler. Ve çalışkan insanın tatil günlerinde yine en büyük meşguliyeti kendisine tahsis edilen özel bahçesi ve çiçekliğidir. Görev yaptığım Venlo’nun yanıbaşında Maaş nehri vardır. Bir kara taşımacılığı kadar, bir demiryolu taşımacılığı kadar, bu nehirden de istifade edilir. Bir gün zikredilen nehir kenarında bir kaç vatandaşımızla gezerken, olta ile balık avlayanları gördüm. Bu arada, polislerin, bu balık avcılarını sorguladıklarını müşahede ettim. Dikkatimi çektiği için hemen sorduğumda: Polislerin olta ile balık avlamaya ruhsatname alıp almadıklarını araştırdıklarını öğrendim.
Düşündüm. Düşüncem beni Türkiye’mize götürdü. Vatanımızda da, dünyanın en güzel denizleri, gölleri, nehirleri vardır. Ama, acımasızca dinamitle, elektrik cereyanı ile, balık avlayanları ve güzelim İstanbul denizinin her tarafına sere serpe, gelişi güzel oturup, olta salla-yanları düşününce içim burkuldu, manen rahatsız oldum. Kendi kendime neden? dedim. Hollanda’da hangi parka gitseniz, veya evinizin önünde cıvıl, cıvıl, çeşit çeşit kuşlarla karşılaşırsınız. Hiç kimse sokakta, caddede ve parkta dolaşırken, kuşları rahatsız etmez ve edenler olursa hemen kınanır. İnsan bunları gördükçe, gayri ihtiyari düşünüyor ve düşünmek zorunda kalıyor. Bizim vatanımız yine dünyanın en güzel yurdudur. Ama avcımız, eline geçirdiği ruhsatlı, ruhsatsız tüfeği ile, mevsimli mevsimsiz, izinli izinsiz, çevredeki her gördüğü kuşu, keyfî bir şekilde, ister eti yensin, isterse yenmesin öldürmesi, çevreyi, tabiatı seven insanları üzmektedir.
Hollanda’da gördüğüm ve izlediğim bir başka hususiyet, yeşili ve ormanı koruma tut-kusudur. Yol kenarları, parklar, bahçeler ve genel ormanlar ciddiyetle korunur. Hiç bir kimse, bir ağacı kökünden kesmek değil, bir dalını koparmaya selahiyetii değildir. Yanlış bir davranış derhal toplumun nazar-ı dikkatini celbeder. Ama sevgili Türkiye’mizde gördüğümüz, orman hırsızlıkları, bilinçsizce aleni olarak ağaçları devirmeler ve ağaç dikmeye karşı tembelliğimiz, ister istemez insanı üzmektedir. Tatil günleri derin bir sessizlik hakim. Ne çılgın bir müzik sesi, ne sokakta gürültülü, patırtılı çocuk oynamaları, ne de ayaküstü yarenlikler.. Parkların, benzin istasyonlarının düzenli, tertipli oluşu hep zihnimde iz bırakmıştır. Yemek artıklarının, sigara izmaritlerinin bile yerlere atılmaması, çöp kutularının ciddi bir şekilde kullanılması hoş bir davranıştır. Şehir içerisine konulmuş telefon kulübelerinin yine tertipli, düzenli oluşu ve kullanılışı, herkesin sırasını bekleyişi takdire şayandır. Ne telefon makinasını yumruklayan var, ne arızalı telefon, ne de hurdahaş olmuş kulübeler bulmak mümkündür. Veya telefon kulübesine sevda nameleri yazanlarına rast gelemezsiniz.
Binaenaleyh, fıtrat gereği, gönül öyle istemektedir. Görevli bulunduğum yerleşim merkezinde, dostluk içerisinde olduğum ailelerin bazı çocuklarının tavuk eti, hayvan eti ve bütün etleri yemeyişle-ri zihnimi kurcalamıştır. Bunun sebebini öğrendiğimde ise, Hollandalılar gibi hayvanlara acımaları ve hayvanları korumaları gerektiğinden dolayı, et yemeyi terk ettiklerini tesbit ettim. Bu yanlış saplantının islâmî bir kültür olmayışı aşikardır. Çünkü, Hâlık-ı Zülcelâl, her şeyi insanın emrine, yararına müsahhar kıldığına göre, usulüne uygun şekilde hayvanlardan yararlanmak gerekir. Ama, bu düşünceleri ifrat da olsa, hayvanları sevme, koruma ayrı bir güzellik ve özelliktir. Ancak, Batı’da çevre temizliğinin, tabiat sevgisinin yanı sıra, şunu da hiç bir zaman gözardı etmemek gerekir. Vatanımızda, seher vaktinde sabah namazını müteakip, günlük hayat için bir çalışma içerisine girilir. Memur dairesine, işçi iş yerine gitmek için hazırlanır. Çiftçi ve çobanımız da traktörü ile, koyunu ile, kuzusu ile rızkını temin için evinden ayrılır. Ama Batıda, seher vaktinde sokağa çıktığınız zaman ve gündüzün her saatinde.erkeğinin, kadınının kolunda, yedeğinde irili, ufaklı köpek gezdirmeleri, kucaklarına almalar, evinin en ücra köşesine bile sokmalar, elindeki yiyecekten bir kendinin ısırması, bir de köpeğine ısırtması, yer yer köşede, bucakta köpek pisliklerinin görülmesi ayrı bir çirkinliktir.
Hülâsa, tarihte bir zamanlar Avrupa’lıya, hem maddî, hem manevî temizliği öğreten ec-dadımız olmuştur. WC’si, banyosu velhasıl günlük bütün doğruluğun, dürüstlüğün, Batı’ya ulaşmasında ecdadımızın payı büyüktür. Yine Batı’da, entrikanın, hilenin, desisenin azalmasında, kalmamasında, atalarımızın günlük yaşayışları, misafirperverlikleri, insan hukukuna saygıları ve yaratılmışlara karşı merhamet hisleri hep öncülük etmiştir. Bu açıdan hareketle, yine ümit ediyoruz ki, maişet telaşesi ile, Batının en uç noktasına kadar gelen bu asil milletin torunları, yurdumuzu imarda, yurdumuzun tabiatını korumakta, öncülük edecektir. 60 milyonu bulan Türk insanı, inşaallah, sağlıklı dinî bilgilerle, hurafeden uzak İslâm! şuurla, yurt hizmetine kolları sıvayacaktır.
Bir gün görülecek ki, Türkiye’miz, yeryüzünün en güzel beldesi olacaktır. Yeter ki, vatanımızın tabiî zenginliklerini, çevre düzenini, çevre temizliğini, manevî zenginliklerini korumasını bilelim.
Anadolu kültürünün durağı,
Bahan bir başka, yazı bir başka,
Tutuşmuş içinde sevgi çerağı,
Görülen, duyulan hazzı bir başka.