Makale

DÜNYAMIZIN OKSİJEN BACALARI ORMANLAR VE MİLLİ PARKLAR

DÜNYAMIZIN OKSİJEN BACALARI

ORMANLAR VE MİLLİ PARKLAR

Zeki Özer

BUGÜN artık insan, içinde yaşadığı çevrenin tüm unsurlarıyla devamlı olarak artan bir alâka ortamına girmiş bulunmaktadır. Bu alâka, tabiatı geleneksel olarak koruma anlamının çok ötesinde, sınırlarım genişleterek yaşanan dünya ile tüm ilişkileri kapsamaktadır.
Toprak, su, hava ile şekillenen tabiat elemanlarının, insanın ortaya koyduğu teknolojik gelişme ile, özellikle son asırlarda çok kesif olarak ters yönde etkilenmesi, bir taraftan insan moral ve sağlığını bozucu biyolojik ve psikolojik problemler doğururken, diğer taraftan da biyolojik üretim elemanlarının tabiî çevresini etkileyerek, iki tarafı keskin bir bıçak gibi iş görmektedir. Bu etkileşimden dünya adası kadar, denizleri de nasibini almaktadır. Atmosferdeki oksijenin %90’ının denizlerdeki biyolojik faaliyetlerle üretildiği dikkate alınırsa, denizlerin kirlenmesinin ne denli etkin bir sorun olduğu daha kolay anlaşılmış olur.
Bu nedenle, tüm dünyada gözlenen aşırı otlatma, kesim, açma ile flora, avlanma ve beslenme ortamlarının bozulması ile fauna’nın tüketimi, dünyamızı hızla artan bir kaynak yoksunluğu durumuyla karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan bu denli aşırı kaynak kullanımları yanında, giderek artan dünya nüfusunu beslemek ve barındırmak için yapılan teknik müdahalelerin dünyamızda yarattığı kirlenmeler, günümüz insanının aşırı bir hassasiyetle üzerinde durduğu ve çözümlemeye çalıştığı dev çevre sorunları haline gelmiştir.
Ülkemizde olduğu gibi, dünyamızın değişik köşelerinde görülen yoğun kaynak kullanımları ile, dünyamızın içine düştüğü bu durumu, Brezilya’nın Rio kentinde düzenlenen Çevre Konferansında tüm ülkeler toplanarak tartışmış ve oldukça önemli kararlar alarak, dünyamızın geleceği için umutla bakmamıza vesile olmuşlardır.
İki kıta üzerinde yer alan ülkemiz toprakları ve ormanları, M.Ö.9000 yılından beri birkaç yüzmilyon insana yaşama gücü vermiş ve Allah’ın bahşettiği imkânlardan yararlanan bu insanlar çeşitli medeniyetler kurmuşlar, bu kurdukları medeniyet ve teknolojiyi yaşatmak ve geliştirmek için de, Anadolu topraklarının yenilenen ve yenilenemeyen kaynaklarını kullan-mışlardır.
Asırların izleri ve hatıralarına sahip, doğal kaynaklar ile bezenen ülkemizde, çevre de-ğerlerinin korunarak kullanıldığı milli park ve benzeri sahalarımız, 1956 yılında yürürlüğe giren Orman Kanunu ile hayata geçirilmiştir.
İlk kez 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 Sayılı Orman Kanununun ilgili maddesine istinaden, sadece orman rejimine tabii alanlarda başlayan milli park tefrik ve tesis çalışmaları, 1983 yılında yürürlüğe giren 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu ile özel bir kanuna kavuşmuş ve orman rejimi dışındaki sahalarda da milli park tesis edebilme imkânı hasıl olmuştur. İlk milli park 1958 yılında tefrik edilmiş olup; halen sayıları 21 adedi, toplam alanı 266.200 hektarı bulmuştur.
2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre;
Milli Parklar: Bilimsel ve estetik bakımından millî ve milletlerarası ender bulunan tabiî ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarıdır.
Milli parklar, idaremiz tarafından hazırlanan uzun devreli gelişim plânları (master plânlar) ve bu esaslar çerçevesinde hazırlanan yerel plânlara göre yönetilmektedir.
2873 Sayılı Kanun ayrıca tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı gibi, yeni koruma statülerini de gündeme getirmiştir.
Tabiat Parkları: Bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçaları olarak tanımlanmakta olup, bugüne kadar toplam 8 saha tabiat parkı olarak tefrik edilmiş bulunmaktadır.
Tabiatı Koruma Alanları:
Bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler, türler ve tabiî olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup, sadece bilim ve eğitim amaçları ile kullanılmak üzere ayrılmış tabiat parçaları olup, tabiî çevrenin korunması ve çevre sorunlarının önlenmesine katkı sağlayacak en önemli koruma statülerinden biri durumundadır.
1987 yılında başlayan bu yeni statüdeki çalışmalar hızla sürdürülmekte olup, bu amaçla halen toplam 25.000 hektarı aşan büyüklükte 30 sahanın tefriki gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.
Ayrıca yine bu kanun gereği, tüm bitki ve hayvan türlerinin tehlike durumlarını gösterir bir taslak liste hazırlanmış, bunlardan en fazla nesli tehlikeye düşmüş 3 tür tesbit edilerek (foklar, deniz kaplumbağaları ve su samurları) bunların yayılış alanlarını tesbit gayesiyle anket formları hazırlanarak uygulamaya konmuştur.
Bütün bu sahalar dahilinde;
a) Tabiî ve ekolojik denge ve tabiî ekosistem değerinin bozulması,
b) Yaban hayatının tahrip edilmesi,
c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi vb. çevre sorunları oluşturacak iş ve işlemlerin yapılması,
d)Tabiî dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılması, yasaklanmaktadır.
1991 yılında Orman Bakanlığının yeniden kurulması ile bu bakanlığa bağlı olarak 1982 yılında kapatılan Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’müz de yeniden kurulmuştur. Bugün merkezde 4 daire başkanlığı ile faaliyetlerini sürdüren bu Genel Müdürlük, taşrada kurulacak Bakanlık Bölge Müdürlükleri ve bağlı kuruluşları marifetiyle fonksiyonlarını ifa edecektir.
Tüm milli parkçıların gayreti; gelecek kuşaklarımıza, yaşanılır bir çevre bırakılması için yapılan çalışmalara katkıda bulunmak olmalıdır.