Makale

Çağdaşlaşma ya da Muasırlaşma

ÇAĞDAŞLAŞMAYA ŞEKİL VE SÖZ İLE DEĞİL, GÖNÜL VE İŞ İLE ULAŞILIR…

Dr. Niyazi KAHVECİ

ÇAĞDAŞLAŞMA YA DA MUASIRLAŞMA

Ülkemiz "çağdaşlaşma adına" bir değişime girmiştir. Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş dö-nemini yaşamaktadır. Sosyolojik açıdan ne demektir bu değişim? Fazlaca akademik olmadan, deği-neceğimiz nokta budur.
Tanm toplumu, ataerkilligin hakim olduğu toplumdur. Orada kişiler arası davranışlar daha otoriter ve hiyerarşiktir. Maddîden çok manevi değerler vardır. Aileyi oluşturan fertler ayn bir şahsiyet değildir. Babanın otoritesinde, diğer üyelerin söz hakkı yoktur. Bu, evdeki düzenden evliliğe kadar her konuyu içerir. Endüstri toplumunda ise tam tersi bir durum söz konusudur. Aile bireyleri kendi başına buyruktur. Aradaki ilişkiler, manevi değerler yerine maddi normlara dayanır. Demokrasi de işte böyle ailelerden oluşan ülkelerin sistemi olmuştur.
Davranışa psikologlar, örneğin; Pronshansky ve Seidenberg uygarlaşmanın içgüdüsel doyumdan vazgeçmenin bir meyvesi olduğunu söylerler.
Bu vazgeçme Freud’e göre içgüdüsel isteklerin bastırılması ile mümkündür. Toplum, etkileşimde bulunan bireylerin değişimi ile değişir. Demekki bu değişimde fertler çok önemlidir. Özellikle onun süper egosu. Bu nedenle toplumbilim ile psikoloji arasında sağlam bir ilişki vardır.
İslâm, bu problemi "akla" dayanan "iman" ile gerçekçi bir şekilde çözer.
Değişim, bir işle görmeyi gerektirir, bu da uygulama ile doğrudan ilişkide olmak demektir. Sözlü tav-siye ve vaazlar mevcudu değiştirmede çok az etkendir. "Bir musibet bin nasihat’dan evlâdır" özdeyişimiz de bunu ifade eder.
Endüstri toplumunda bu saydığımız prensipler bizzat uygulanarak, toplumun ona uyması sağlanır. Önemli nokta şudur ki.değişimin öncüleri örnek bir uygulama ortamı oluşturur ve toplumun da onları takip etmesi için sosyal ve psikolojik baskı kullanılır.
Toplumun nüvesi aile, onun belkemiği de ana ve baba olduğuna göre, onlara bu değişimin uygula-yıcıları olarak bakmak gerekir. O halde eğitimin kimler üzerinde öncelikle yoğunlaştırılması gerekir, böylece ortaya çıkıyor. Ancak, arazi toplumunun ana babasına, endüstri toplumunun kurallarını uygulamak acaba mümkün mü? Her halde önce atmosfer ve ortam değişikliği gerekir.
Endüstri toplumunda ne var, bize akseden görünümüyle? Yaptığı beğenilmeyen bir çocuğa alışana kadar özür dilemeyi sabırla öğreten, çocuklarını kızgınlık ve sinirliliklerinin giderildiği nesneler olarak görmeyen-, kişilik kazanması için, düşen çocuğunu kaldırmayan ana baba. Çocuğa çocuk sevgisi, çocukluğunda öğretilir. Bu şekilde insan sevgisi ile yetişen geleceğin hemşiresi, ağlayan hasta çocukla kendininmiş gibi ilgilenir. Ayağına bastığınız kişi, sizden özür diler.
Endüstri toplumu sabırlıdır. Bunu toplumsal karekterin en güzel sergilendiği trafik ve hastanelerde görmek mümkündür. Orada korna sık sık değil, belki de hiç çalınmaz. Tali yoldan ana caddeye katılmak isteyip de zor durumda kalana.hakkına tecavüz edilen kişi psikolojisi ile elinden geleni yapmak için gözleri gülmeyen kamu görevlisi düşünmek mümkün değildir, üstelik işinizi gören görevliden teşekkür almak, geçiş dönemini yaşayan ülkemizde bir türlü yerleşmeyen şeylerdir. Yüce dinimizin prensibi sudun "İnsana teşekkür etmeyen Allaha da şükretmez."
Hastahanelerde tamamen hasta psikolojisi hakimdir, "yüzünü asık gören hasta ile ilgilenmezsen, senin bir şeyler peşinde olduğun şüphesine kapılması doğaldır" tavsiyesi, hastahanelerde gerek yazılı, gerekse sözlü olarak sürekli yapılır. Bunları toplumun tüm fertlerine yaygınlaştırmak çok zor iştir.
Yeşil ışık yanmasına rağmen hala duran sürücüye, arkadan bir korna gelmez. Sabırla beklenir ve aşırı uyarma neticesi kontrol dışı bir hareketin kazaya sebebiyet vermesi ihtimali sürücülere aşılanır. Ehliyet imtihanında sürücünün iyi araba kutlanmadan çok, temkinli, ihtiyatlı ve sabırlı olup olmadığına bakılır.
Tolerans günlük davranışların hakimi olmadıkça, politik olarak demokrasiden söz edilemez. Adres sorduğunuz polis, bilmezse omuzundaki küçük telsizle bulup buluşturur, probleminizi çözer. Gazetedeki polis alma ilanlarında şunu görürsünüz "Göreve ilk girişte ücret şu kadardır. Ancak sen bu ücret için baş vurma polisliğe."
Kamu görevi alan bir "punk" çunun, anten gibi saçları ile dürüstlüğünü bağdaştırın. Serseri takımı bilinen bu gibi genç gruplardan, nasıl böyle oluyor diye sorduğum doğu üzerinde uzman biri bana şu cevabı verdi: "Sizde Kamu görevine gelen dürüst kişi bozulur, bizde ise dürüst olmayan, bu tür göreve gelince düzelir."
Düşünün nedenlerini.
Altı ay ömür biçilen bir genç, mahallesindeki hastahanenin eksiklik duyduğu bir alet için gerekli bir milyon sterlini, kampanya başlatarak, ömrünün son anına kadar temin etmeye çalışıyor. Televizyon programı ile muhtaç çocuklara bir gecede 30 milyon sterlin toplanması, görülen, bilinen bir hadise...
Yüce dinimizin öğretilerini çağrıştırdığımızda, onun sanki günümüz endüstri toplumunun çağdaş, toplumsal davranışlarını, iki asır önce ortaya koyduğunu görürüz. İşte nefis mücadelesi-, Hz. Peygamberin günde yetmiş defa tevbe ederek, özür dileme alışkanlığının nasıl kazanılacağına dair uygulamalı örneği! Değil hastaya hizmet, onu ziyaret etmenin bile Allah’ın rızasını kazanmaya yeterli görüldüğü-, güleryüz göstermenin sadaka kabul edildiği-, zorda kalana yardımın öbür dünyada bir zorluğu gidereceği garantisi veren-, fedakâr ve feragati sayısız karşılıklarla teşvik edip, bencilliği yeren ve daha nicelerini öğreten bir di-nin mensupları ne durumda bu gün?
Weher’in Peygamberimizin "düşündüğün gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi düşünürsün" hadisinden ondört asır sonra keşfettiği düşünce ve davranış arasındaki değişimi ilgilendiren ilişki ne kadar anlamlıdır!




O ZAMAN VE PEYGAMBER

Küçüklük başlarda tac, hayasızlık pek yaman
İnsanın kardeş kanı dökmek en basit işi,
Yol gözleyen bir anne gibi bekledi zaman
Hayata yön verecek bu benzersiz gelişi.

Sorun geceler neden aydınlıktır, nurludur,
Sorun insanlık nice özlemiş bu doğumu,
Hangi kutlu ayağı öpmüş te gururludur,
Sorun size anlatsın çölün kavrulmuş kumu.

Korudu diye onu, sevinç yumağı Hira
Sevr’in yaşadığı haz ondan daha da derin
Kırgındır Hicret Yolu hoyrat esen rüzgara
Üfleyip sildi diye izini Peygamberin.

Peygamber ki merhamet dağıtır kucak kucak,
O’nun yanında haklı olan köle, efendi...
Peygamber ki insanlık tutunsa kurtulacak,
Atacak boynundaki binbir düğüm kemendi.

Vahyin en son durağı ve sahibi Kevser’in,
Bizi aydınlığa çek tutarak kolumuzdan!
Önümüzde uçurum korkunç... Derin mi derin...
Sen bizi gözetmezsen saparız yolumuzdan.

Halil ALTUNTAŞ