Makale

Çevreye Müslümanca Bakış

Çevreye Müslümanca Bakış

A. Rıza TEMEL

İNSAN VE ÇEVRE

İnsan, varlık âleminde Allah’ın en değerli yaratığıdır. Akıl ve iradesiyle diğer varlıklara hâkimdir. Yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Allah herşeyi onun emrine vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu şöyle ifade edilmektedir: "Gökleri ve yeri yaratan, yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince de denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde, ay ve güneşi, gece ile gündüzü sizin buyruğunuza veren Al-lah’dır. İstediğiniz herşeyi size vermiştir. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız". (ibrahim: 33-34)
Bizi kuşatıp kucaklayan çevre, Allah’ın bize en değerli emanetidir. Yaşadığımız dünya, insanlığın müşterek mirasıdır. Hiç kimse, başkalarını hesaba katmadan eşyada dilediği gibi ta-sarrufda bulunamaz. Tabiat; malları yağmalanan bir mağaza değildir. Orada geçmişlerin, şimdikilerin ve bizden sonra geleceklerin, ayrıca diğer bütün canlıların da hakkı vardır.

ÇEVRENİN TAHRİBİ
Atmosfer, kara ve deniziy-le, buralardaki çeşitli bitki ve hayvan türüyle bir bütünlük ve ahenk arzeden dünyamız, insanın sağlıklı şekilde yaşamasına fevkalâde müsait iken başta bencillik, cehalet, düşmanlık ve israf gibi sebeplerle bozulmuş ve ciddi şekilde sağlığı tehdit eder duruma gelmiştir. Çevrenin yaşanmaz hale gelişinin tek sorumlusu insandır. Allah’ın en değerli emaneti olan çevreye karşı insanın sorumsuz ve düşmanca tavrı, yeri-göğü fesada uğratmış, huzur, güven, lezzet ve bereketi ortadan kaldırmıştır. Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şöyle haber veriyor: "İnsanların bizzat işledikleri yüzünden kara ve denizde fesâd belirdi. Allah da belki vazgeçerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır." (Rûm:41)
Yeryüzünü ıslâha memur olduğu halde ifsâd yarışına giren insanoğlu, bu günahın cezasını âhirette çekeceği gibi, dünyada da peşin olarak acı bir şekilde çekmeye başlamıştır. Bugün tabiatın kendisine isyanıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Zehirli gaz ve dumanlarla kirlenen atmosfer, üretim ve sanayi atıklarıyla çöplük haline getirilen kara ve denizler, yok edilen ormanlar, kaybolan bitki ve hayvan türleriyle güzelim dünyamız, cehenneme dönüşmektedir. Felâketin büyüklüğüne dair birkaç misal arzede-lim: Senede ortalama 400 milyon ton atık madde çevreye yayılmakta. Yirmi milyon ton ham petrol denizlere sızmaktadır. 500 milyon motorlu vasıta egsoz veya bacasından zehir saçmakta, motor homurtularıyla sinirleri tahrip etmektedir. Yok edilen bitki örtüsü sebebiyle sadece ülkemiz, Kıbrıs adası kadar toprağı eroz-yon yoluyla denize dökmektedir. Sadece Amerika’da yılda 250 milyon civarında otomobil lâstiği çöpe atılmaktadır. Yüzde seksenini, reklâmların doldurduğu Newyork Times gazetesini yayınlamak için gerekli olan kâğıt hamuru 15 hektar, günlük sayısı da 6 hektar Kanada ormanının kesilmesini gerektirmektedir. Yalnızca haftalık ve gündelik Fransız gazete ve dergileri-nin(ki bunların yüzde elliden fazlası reklâma ayrılır) her ay yuttuğu orman ikibin hektardır.

MANEVÎ KÎRLÎLİK -MADDÎ KİRLİLİK
Çevremiz, insanın emrinde masum bir emanet ve bu emaneti kirletip mahveden insan olduğuna göre, demek ki baş mesele insan ve insanın kirlenmesi meselesidir. Gönlü ve kafası! kirlenmiş, sevgi, insaf ve merhametten mahrum, açgözlü ve bencil insanların meydana getirdiği bir dünyada in-safdan, ıslâhdan, ikramdan, düzen ve âhenkten bahsedilemez. Çevrenin kirlenmesi insanın manen kirlenmesiyle doğru orantılıdır.
Dünya yaratıldığı zaman tertemizdi. İnsan da dünyaya geldiği zaman günahsız, bembeyaz bir kâğıt gibi lekesizdi. Bilâhare kendisini kirlettiği gibi dünyamızı da kirletti. Çevrenin tahribinde en önemli sebep israftır. İsraf ise; kaynak ve imkânların yersiz ve ölçüsüz kul-lanılmasıdır. Sınırlı ve çok kere yenilenemez olan dünya kaynaklarını sorumsuzca harcayanlar, başkalarını ve gelecek nesilleri düşünmeden, sırf zevk ve gösteriş gibi nefsanî duygularını tatmine çalışan ruhsuz ve merhametsiz insanlardır. Bunların kafaları, kalpleri ve vicdanları kara ve kirlidir. Bu türlü insanların kurup işlettiği israf (tüketim) ekonomisi ve bu ekonominin beslediği tüketim hırsı; korkunç bir yangın gibi herşeyi yiyip bitirmekte, geriye dağlar gibi atık ve enkaz bırakmaktadır. Kanaat ve imanla doymayan göz ve gönülleri, sınırlı olan dünya imkanlarıyla doyurmak mümkün değildir. Tuzlu su içen, içtikçe susayan-susadıkça içen ve neticede çatlayıp ölen insan gibi, günümüz ekonomi anlayışının sonu da bir nevi intihar ola-caktır. Ekonomide dengesiz büyüme, son derece tehlikelidir. Yedikçe genişleyen bir mide gibi durmadan tüketen bir sistem, başta insan olmak üzere kısa zamanda herşeyi tüketeceğe benziyor.

ÇEVREYE MÜSLÜMANCA BAKMAK
Bize göre çevre, bütünüyle Allah’ın bize teslim ettiği ve titizlikle koruyup geliştirmemizi istediği değerli bir emanettir. "Sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur". (Hûd:61) Yûnus gibi biz de yaradandan ötürü yaradılanları severiz. Bu âlemi Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının tecellisi ve âyinesi olarak biliriz. Allah’ın eserlerini sever, sayarız. Masum yaratıklara saygısızlığı, yarada-na saygısızlık kabul ederiz. En büyük hedefimiz, dünyaya geldiğimiz gibi, günahsız, tertemiz kalabilmek, kendimizi .kirletmediğimiz gibi, çevremizi de kirletmemektir.
İnancımıza göre, temizlerin yurdu olan Cennet’e, ancak temiz olanlar girebilir.
Çevremizi temiz tutmak bize dinimizin emridir. Hz. Peygamber (SAS)’in bazı tavsiyelerini hatırlayalım: "Avlularınızı ve meydanlarınızı temiz tutun." "Laneti mucip iki hareketten sakı-nın. O iki şey nedir? Ey Allah’ın Resulü denildiğinde: İnsanların gelip geçtiği yollara ve gölgelendikleri yerlere abdest bozmaktır." Hz. Peygamber umûmi yerlere çöp döktürmemiş, kesmiş olduğu tırnaklarını bile bir çamur parçası içine koyup, bir duvar kovuğuna bırakılmasını emretmiştir. Su ile abdest alır, guslederiz. Suyun kokusunu, rengini ve tadını bozmayız. Aksi halde abdest sahih olmaz. Suları da kirletirsek kirlerimizi ne ile arıtırız. Toprakla teyemmüm yaparız. Teyemmümün sahih olması için toprağın temiz olması lâzım. Toprağı da temiz tutmak görevimizdir. Hz. Peygamber (SAS) : "Yeryüzü benim için tertemiz ve mescid kı-lındı" buyurdular. Camilerimizi kirletmediğimiz gibi, altımızda rengârenk bir halı gibi olan yeryüzünü ve üstümüzde avizelerle parlayan gökyüzüyle zaten bir mescidi hatırlatan dünyamızı da kirletmeyiz. Hz. Peygamber (a.s.) yerde bir balgam görse temizlenmedikçe oradan geçmezdi. Ecdadımız da temiz bir çevrecelik hususunda dünyaya örnek olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet Han, cadde ve sokaklara atılan balgam ve pisliklerin üzerine kömür tozu dökmeleri için görevliler tayin etmiştir.
Dünyamızın süsü olan bitkileri de gözümüz gibi koruruz. İnancımaza göre onlar Allah’ı zikrederler. Gözümüze güzellik ve neşe sunarlar. Toprağımızın aşınmasını önlerler. Yağmur çeker-ler, havamızı temizlerler, bize Cenneti hatırlatırlar. Zaten Cennet, bol ağaçlık, yeşillik yer demektir. Yeşili koruma hususunda Hz. Peygamber (SAS) fevkalâde titiz davranmışlar ve bizzat elleriyle 500 hurma fidanı dikmişlerdir. Bu konudaki bir kaç tavsiyesini hatırlatalım: "Kim bir ağaç diker, onu meyve verinceye kadar konuna ve geliştirme hususunda gayret sarfederse, meyvesinden yendikçe Allah katında onun için ecir vardır."
"Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da, kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse mutlaka onu diksin, bırakmasın."
Resulüllah, gereksiz ağaç kesimine şiddetle karşı çıkmış ve şöyle buyurmuşlardır: "Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği’ bir ağacı boşuna ve haksız olarak keserse, Allah onu baş aşağı cehenneme atar."
(Ebu Davud. 2/650) Efendimiz, Medine’nin uzak bir yöresini şartlı olarak kesime açmış, ağaç kesmek isteyenlere yerine yenisini dikme şartını koşmuştur.