Makale

Kerbela Olayı ve Etkileri

Kerbela
Olayı ve Etkileri

Doç. Dr. Adnan DEMİRCAN
Harran Ün. İlahiyat Fak.
İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı

10 Muharrem 61/10 Ekim 680 tarihinde Kûfe yakınlarında olan Kerbela’da, Hz. Peygamber’in torunu Hüseyin b. Ali, yanındaki erkek yakınlarıyla beraber katledildi. Bu olay, İslam Tarihi boyunca dinî. siyasî. sosyal ve kültürel gelişmeler üzerinde önemli etkiler bıraktı. Etkisi günümüze kadar devam eden Kerbela olayı hakkında klasik kaynaklarımızda farklı ve çelişkili birçok rivayet mevcuttur. Şia tarafından, on iki imamın üçüncüsü kabul edilen Hz. Hüseyin’in kutsallaştırılması, onun hakkında menkıbeler uydurulmasına ve birçok hurafenin rivayetlere girmesine neden olmuştur. Şiî müelliflerin naklettikleri rivayetlerin bir bölümü, İslam Tarihinin klasik kaynaklarında yer aldığı gibi, onların görüşünü yansıtan bazı rivayetler, Ehl-i Sünnet’in kitaplarına da girmiştir.
Kerbela olayını anlamak için daha önceki bazı gelişmelere bir göz atmak gerekir: Hz. Hasan’ın 49/669 yılında vefatından kısa bir süre sonra Hz. Muâviye, oğlu Yezîd’i veliaht olarak halka kabul ettirmek için çalışmalara başladı. Nihayet uzun uğraşılardan sonra Yezîd’in veliahtlığı meselesinde Önemli başarılar sağlandı. Valiler. Yezîd’in veliahtlığını kabul ettirmek için halka bazı vaatlerde bulunmaktan, maddî imkanların kullanılmasına, hatla baskı yapılmasına kadar çeşitli yöntemlere başvurdular. Yaklaşık beş yıl süren çalışma sonunda Yezîd’in veliahtlığı, halkın büyük bir kesimi tarafından benimsendi.
Yezîd’in veliaht tayin edilmesine karşı en ciddi muhalefet, Hicâz bölgesinde ortaya çıktı. Hicaz’daki muhalefetin önemli isimleri Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyir, Abdullah b. Ömer ve Abdurrahman b. Ebi Bekir’di. Bunlar, ilk Müslümanların çocukları olarak, Hz. Peygamber dönemini de idrak eden, yaşadıkları devrin önemli şahsiyetleriydi.
Hz. Muâviye, Yezîd’e bey’at etmeyi reddeden muhalifleri ciddiye alarak onları ikna etmek için 1.000 kişilik bir orduyla önce Medine’ye, oradan da Mekke’ye giderek kendileriyle görüştü. Bu görüşmeler sırasında onları ikna etmeye çalıştı; ancak kesin bir sonuç alamadan Şam’a dönmek zorunda kaldı. Hz. Muâviye’nin Hicâz ziyareti sırasında, yukarıda adı geçen kişilerin başlarına kılıçlı askerlerini dikerek, Yezîd’e bey’at etmeye zorladığına dair rivayetlerin doğru olmaması gerekir. Zira böyle bir baskı politikası, Hz. Muâviye’nin icraatlarına pek uymamaktadır.
Yönetimin gayretleri, Yezîd’in 56/676 yılında veliaht olarak resmen kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır. Hicâz bölgesindeki muhaliflerden Abdurrahman b. Ebi Bekir 53/673 yılında vefat etmişti. Diğer muhaliflerden Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyir’in Hz. Muâviye tarafından ikna edilememeleri üzerine bey’atlarının zamana bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bey’at etmek istemeyen muhalifler, veliahtlık sisteminin Bizans sistemi (Hirakliyye) olduğunu ve Yezîd’in halifeliğe liyakati bulunmadığını ileri sürüyorlardı. Muhalefetin önemli simalarından birisi olan Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma ile amcasının oğlu Hz. Ali’nin ikinci çocuğudur. Dedesinin eğitiminden nasiplenmiş; Müslümanların saygı duyduğu, yaşadığı dönemin önemli alimlerinden birisidir. Yezîd ise gençliğini çölde, dayıları Kelb oğullarının yanında geçirmiş; kabile lideri olmaya uygun ancak, o günkü toplumu yönetebilmesini mümkün kılacak yeterli eğitim alma imkanı bulamamış; halifelik sorumluluğunun altında ezilebilecek bir şahsiyetti. Hz. Muâviye gibi karizmatik bir liderden sonra halife olması ise, onun en büyük şanssızlıklarından birisidir.
Hz. Muâviye 60/680 yılında vefat edince Ye-zîd’e halife olarak bey’at alınması için taşraya haber gönderildi. Hicâz’daki muhalefetin önderleri, kendisine rakip olabilecek özelliklere sahip oldukları için Yezîd, onların bey’atını önemsiyordu. Bundan dolayı halifeliğe gelir gelmez Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübe-yir ve Abdullah b. Ömer’den bey’at alınması için Medine valisine mektup yazdı. Hatta bey’at etmedikleri takdirde kendilerine baskı yapılmasını da emretti. Muhaliflerden birisi olarak ismi geçen Abdullah b. Ömer, ümmetin kararına muhalefet etmeyeceğini, halkın bey’atından sonra bey’at edeceğini söyledi. Hz. Hüseyin ile Abdullah b. Zübeyir ise Medine valisinin bey’at talebine, ayrı yollardan Mekke’ye kaçarak cevap verdiler. Niyetleri hemen ayaklanmak değil, Medine valisinin baskısından kurtulmaktı. Beytullah’ın bulunduğu Mekke’de daha rahat hareket etme olanağı bulacaklarını düşünmüşlerdi.
Mekke’ye gidişinden bir süre sonra Hz. Hüseyin, babasının taraftarlarının yoğun olduğu Kûfe’den mektuplar almaya başladı. Kûfelile-rin Hz. Hüseyin’i davet etmek amacıyla onlarca mektup gönderdikleri nakledilir. Mektup gönderenler, şehrin ileri gelenleri olduklarından bu mektuplar, Kû-felilerin büyük bir kısmının Hz. Hüseyin’i destekledikleri anlamına geliyordu.
Davetler çoğalınca Hz. Hüseyin, durumu öğrenip kendisine bildirmesi için amcasının oğlu Müslim b. Akil’i Kûfe’ye gönderdi. Kûfe’de büyük ilgi gören Müslim Hz. Hüseyin adına bey’at almaya başladı. Kısa sürede bey’at edenlerin sayısı 12.000’i geçti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’e bir mektup yazarak Kûfe’ye gelmesini, insanların önemli bir kısmının kendisine bey’at ettiklerini bildirdi.
Müslim, Kûfe’ye gittiği sırada Nu’man b. Beşir burada valiydi. Müslim’in faaliyetlerinden haberdar olan Nu’man, mescitte bir konuşma yaparak insanlara fitneye bulaşmamalarını, bunun faturasının ağır olacağını söyledi. Nu’man, muhaliflere karşı şiddet kullanma yanlısı değildi; onun bu yumuşak tavrı bazı ajanlar tarafından Yezîd’e bildirildi. Bunun üzerine Yezîd derhal Nu’man’ı azlederek yerine o sırada Basra’da valilik yapan Ubeydullah b. Ziyad’ı, Basra’nın yanı sıra Kûfe’ye de tayin etti. Yeni vali, dört Arap dahisinden birisi kabul edilen Ziyad b. Ebih’in oğlu olup, babası Emeviler’e bağlılığıyla bilinen ve Emevi iktidarını savunmak için şiddet kullanmaktan çekinmeyen bir şöhrete sahipti. Ubeydullah, Basra’ya bir vekil bırakarak Kûfe’ye gitti.
Ubeydullah, karşılaşabileceği olaylardan tedirgin olarak tebdil-i kıyafetle gizli bir şekilde Kûfe’ye girdi. Hemen valilik sarayına yerleşerek kısa sürede şehre hakim oldu. Müslim, Ubeydullah’ın Kûfe’ye gelişiyle birlikte gizlenerek faaliyetlerine devam etti. Ubeydullah, bir ajanı vasıtasıyla onun yerini tespit etti. Ardından Müslim’i evinde saklayan, Kûfe’nin ileri gelenlerinden Hânî b. Urve’yi tutukladı. Bu durum, Müslim’in erken harekete geçmesine neden oldu. Müslim, Hz. Hüseyin’e bey’at edenleri valilik sarayını kuşatmak üzere harekete geçmeye davet etti. Yaklaşık 4.000 kişiyle Ubeydullah’ı valilik sarayında kuşattı; ancak Ubeydullah kabile liderleri vasıtasıyla halkın, Müslim’in arkasından dağılmasını sağlamaya muvaffak oldu. Çevresindekilerin dağıldığını gören Müslim, oradan ayrılarak yaşlı bir kadının evine gizlendi; ancak kadının oğlu bunu başkasına söyleyince Ubeydullah, Müslim’i yakalattırarak sarayın damında kellesini vurdurarak öldürdü. Sonra da Hânî b. Urve’yi çarşıda idam ettirdi.
Müslim’in mektubunu aldıktan sonra yola çıkan Hz. Hüseyin, yolda ünlü şair Ferazdak’la karşılaşınca ona Kûfe’deki durumu sordu. Ferazdak, “insanların gönlü seninle, ancak kılıçları Ümeyyeoğullarıyla beraberdir. Zafer ise Allah karındadır." veciz sözleriyle durumu anlattı.
Hz. Hüseyin, yolda Müslim b. Akil’in öldürüldüğünü ve Kûfelilerin ihanet ettiklerini öğrendi. Bunun üzerine yanında bulunan akraba ve arkadaşlarıyla Kûfe’ye gidip gitmemeyi istişare etti. Özellikle Müslim’in kardeşleri, Kûfe’ye gitmek için ısrar ettiler. Amaçlan, kardeşlerinin intikamını almaktı. Israrlar üzerine Hz. Hüseyin, yola devam etmeye karar verdi.
Ubeydullah’in, Hz. Hüseyin’i etkisiz hale getirmek amacıyla 1.000 kişilik bir birliğin başında görevlendirdiği Hur b. Yezîd, onunla karşılaştı. Aralarında yaptıkları görüşmeler sırasında Hz. Hüseyin, Kûfelilerin kendisini davet ettiklerini hatırlattı; ancak Hur, görevinin onu Kûfe’ye götürmek olduğunu söyledi. Hz. Hüseyin bunu kabul etmeyince Kûfe’ye yakın bir yere giderek durumu Ubeydullah b. Ziyad’a bildirip onun görüşünü beklemek üzere anlaştılar. Bu şekilde Hz. Hüseyin, Hur b. Yezîd’in askerlerinin refakatinde Kerbela’ya gitti. Hur’un askerleri, konakladıkları yerlerde Hz. Hüseyin’in arkasında namaz kılıyorlar; ona saygı gösteriyorlardı.
Hz. Hüseyin’in Kerbela’da konaklatıldığını öğrenen Ubeydullah, ona karşı Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer’i komutan olarak görevlendirdi. Bu sıralarda Ömer, Rey şehrine vali olarak atanmış; yola çıkmak için hazırlık yapıyordu. Ömer, önce görevi kabul etmek istemeyince Ubeydullah, görevi kabul etmemesi halinde Rey’e de gönderilmeyeceğini söyledi. Ömer, düşünüp karar vermek için Ubeydul-lah’tan bir gün izin istedi. İstişarede bulunduğu yakınları, görevi kabul etmesinin doğru olmayacağını söylediler. Buna rağmen bir gün sonra Ubeydullah’a görevi kabul ettiğini bildirdi.
Ordunun başına Ömer b. Sa’d’ın seçilmesi, bir tesadüf değildi. Hz. Hüseyin’e karşı kendisine denk, Kureyşli birisinin gönderilmesi, askerlerin ikna edilmesi için büyük önem taşıyordu. Ömer, 4.000 kişilik ordusuy1a Hz. Hüseyin’in bulunduğu Kerbela’ya gitti. Ubeydullah, baskıyla, Hz. Hüseyin’i davet edenlerin de aralarında bulunduğu, birçok kişinin orduya katılmasını sağladı. Bu arada yolda Hz. Hüseyin’e katılan birkaç yüz kişi durumun ciddiyetini görünce onun yanından ayrıldılar.
Ömer b. Sa’d, muhtemelen gelişmelerin Hz. Hüseyin’in katliyle sonuçlanacağını tahmin etmemişti. Belki de görüşmelerle problem çözüldükten sonra görevine gideceğini düşünüyordu. Nitekim Kerbela’ya gittikten sonra hemen Hz. Hüseyin’le müzakerelere başladı. Hz. Hüseyin, Kûfeliler tarafından davet edildiğini, davetlerinin gereğini yerine getirmediklerine göre, geri dönmesine izin verilmesini istedi. Ubeydullah b. Ziyad’a Hz. Hüseyin’in talebi bildirildi; o da Hz. Hüseyin’in Yezîd’e bey’at etmesini istedi. Bundan sonra Hz. Hüseyin Ömer’e üç seçenek önerdi: Medine’ye dönmesine, Yezîd’le görüşmek amacıyla Şam’a gitmesine ya da kafirlerle ci-had yapmak amacıyla uç bölgelerden birisine gitmesine izin verilmesi...
Rivayetlere göre Ubeydullah, Hz. Hüseyin’i Yezîd’e göndermeyi kabul etmeyi düşünürken Şemir b. Zi’l-Cevşen, bu fırsatı kaçırmamasını, böyle bir fırsatın bir daha ele geçmeyeceğini söyledi. Şemir’in görüşünü haklı bulan Ubeydullah, onu Ömer’e göndererek Hz. Hüseyin’den teslim olmasının istenmesini, aksi takdirde onunla savaşılmasını emretti.
Hz. Hüseyin’in yanında 70 küsur akrabası ve adamı vardı. Bu kadar insan ile Hur b. Yezîd’in Hz. Hüseyin’i bölgeye getiren birliğiyle beraber sayıları 5.000’i aşan bir orduya karşı koyması mümkün değildi. Fakat her şeye rağmen kendisine ağır gelen "Ubeydullah’a teslim olma" teklifini kabul etmedi. Artık savaşın kaçınılmaz olduğunu anlayınca, çarpışmalar başlamadan önce yanında bulunanlara oradan ayrılabileceklerini söyledi; hatta Ubeydullah’ın hedefinin kendisi olduğunu, bundan dolayı oradan ayrılarak hayatlarını kurtarmalarını tavsiye etti; ancak yakınları onu terk etmeyi kabul etmeyince küçük bir müfreze kadar olan adamlarını ordu düzenine soktu.
Çatışmalardan önce kendisinin ve babasının konumunu ve Kûfelilerin verdiği sözleri hatırlatan konuşmaları da pek etkili olmadı. Sadece Hur b. Yezîd ve onun gibi düşünen birkaç kişi, Hz. Hüseyin’in makul tekliflerinin kabul edilmemesine tepki göstererek onun tarafına geçti ve çarpışmalar sırasında vefat etti.
Çatışmalar başladıktan sonra Hz. Hüseyin’in yakınları teker teker gözlerinin önünde öldürüldü. Bunlar arasında birkaç aylık olan bir oğlu da vardı. Daha sonra atılan oklardan birisi Hz. Hüseyin’e isabet etti. Ömer’in ordusundan birkaç asker atlarından inerek ona kılıç ve mızraklarıyla vurmaya başladılar. Ardından da başını vücudundan ayırdılar.
Hz. Hüseyin’in ve diğer maktüllerin kesik başları, kafilede bulunan kadınlarla birlikte Ubeydullah b. Ziyad’a gönderildi. Ubeydullah, elindeki asayla Hz. Hüseyin’in ağzını ve yüzünü dürtükleyerek onun hakkında hakaret dolu sözler söyledi. Buna şahit olan Ashabtan Ebu Berze el-Eslemî ve Enes b. Malik, Ubeydullah’ın davranışını kınadılar. Ubeydullah da onlara kızarak kendilerini tehdit etti. Muhtemelen daha sonraları Yezîd’e kızanlar, rivayeti onunla ilgili olarak da nakletmişlerdir. Fakat olaya şahit oldukları söylenen Sahabiler, Irak bölgesinde yaşamışlardır. Kaldı ki Yezîd’in böyle davranması, kendisine düşman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Onun yapması en uygun olan şey, Ha-şimoğullarının kızgınlığını azaltacak bir tavır takınmaktı!.. Nitekim Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in ailesini kesik başıyla beraber Şam’a gönderince Yezîd ağlayarak; "Hz. Hüseyin’in öldürülmeden itaatini istiyordum. Allah, İbn Sümeyye’ye (Ubeydullah’a) lanet etsin! Vallahi ben olsaydım onu affederdim. Allah, Hz. Hüseyin’e rahmet etsin ve onu mesul tutmasın!" diyerek üzüldüğü intibaını verdi. Bu arada Hz. Hüseyin’in hayatta kalan oğlu Ali’yi ağırladı; sofrasına davet ederek birlikte yemek yedi. Daha sonra da Medine’ye gitmek istedikleri zaman kendilerine yardımcı olarak bir müfrezenin koruması altında güvenlik içinde Medine’ye gitmelerini sağladı.
Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden hemen sonra Kûfe’de pişmanlık sesleri ve feryatlar yükseldi. Ker-bela’dan sağ kurtulanlar Kûfe’ye götürülünce, Kûfe-li kadınlar evlerinden dışarı çıkarak ağlamaya ve ağıtlar yakmaya başladılar. Bu manzarayı gören Hz. Hüseyin’in oğlu Ali; "Bunlar bizim için ağlıyorlar! Peki bizi kim katletti?" diyerek onların çelişkili davranışlarına tepki gösterdi.
Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden sonra Ubeydullah b. Ziyad halkı mescitte toplayarak, Ali ve Hz. Hüseyin’e hakaret etti. Bunun üzerine, bir şahıs ayağa kalkarak aynı şekilde Ubeydullah’a cevap verince yakalatılarak idam edildi. Bu ferdi tepkilerin yanı sıra Yezîd döneminden başlayarak Kerbela olayına ve başka icraatlarına tepkiler ortaya çıktı. Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden birkaç sene sonra Medine’de Abdullah b. Hanzala ayaklandı. Yezîd’in gönderdiği ordu, Medine ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastırdı. Olaylar sırasında Abdullah b. Hanzala ve sekiz oğlu dahil, birçok Müslüman hayatını kaybetti. Aynı ordu Mekke’ye giderek, burada ayaklanan Abdullah b zübeyir’i ortadan kaldırmak için şehri kuşattı. Kuşatma devam ederken Yezid’in ölüm haberinin gelmesi üzerine muhasara kaldırıldı.
Hz. Hüseyin’in öldürülmesi, bundan sonra Ehl-i Beyt taraftarlarınca gerçekleştirilen bütün ayaklanmaların en önemli gerekçesidir. Kerbela olayı, aynı zamanda başlarda siyasi bir mezhep olan Şiîliğin iti-kadi bir mezhep haline gelmesinin de en önemli nedenidir. Hz. Hüseyin’in öldürülmesine tepki olarak ortaya çıkan ayaklanmalardan birisi, Tevvabun hareketidir. Bu hareket, özellikle Hz. Hüseyin’e karşı gönderilen ordunun içinde yer alan ya da Hz. Hüseyin’in öldürülmesine sessiz kalan kişilerin katıldığı bir harekettir. Tevvabun hareketinin başında Süleyman b. Surad adlı bir sahabi vardı. Kerbela olayı sırasında takındıkları tutumun meydana getirdiği pişmanlık duygusundan doğan hareket, Yezîd’in ölümünden kısa bir süre sonra 65/684 yılında ayaklanmaya dönüştü. Başta Süleyman b. Surad olmak üzere, Şam’a karşı harekete geçen ve binlerce insanın samimi duygularıyla oluşan Tevvabun hareketi mensuplarının büyük bir kısmı hayatını yitirdi.
Hz. Hüseyin’in öldürülmesine tepki olarak ilk zamanlarda ortaya çıkan hareketlerden birisi de Muhtar b. Ebi Ubeyd es-Sakafi’nin önderliğindeki harekettir. Muhtar, Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. el-Hanefiyye’nin temsilcisi olduğu ve Hz. Hüseyin ile Ehl-i Beyt’ten öldürülen diğer insanların intikamının alacağı iddiasıyla ortaya çıkarak kısa sürede Kûfe’ye hakim oldu; Hz. Hüseyin’e karşı gönderilen orduda yer alan ve onun ölümüne sebep olan birçok insanı öldürttü. Öldürttüğü insanlar arasında Kûfe valisi Ubey-dullah b. Ziyad, Hz. Hüseyin’e karşı gönderilen ordunun komutanı Ömer b. Sa’d ve Şemir b. Zi’l-Cev-şen gibi insanlar da vardı.
İslam dünyasında Kerbela’ya tepki olarak, inanç boyutunu da etkileyen gelişmelerden de kısaca bahsedelim:
Gerek Sünnîler, gerekse Şiîler bu olaya çeşitli tepkiler göstermişlerdir. Bunlardan biri, olayın aktörleri olan Yezîd b. Hz. Muâviye, Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sa’d ve Şemir b. Zi’l-Cevşen’e lanet okunmasıdır. Yezîd’e lanet okuyanlardan biri, olaydan asırlar sonra yaşamış olan İmam Suyuti (Ö. 911/1505)’dir. Bazı alimler ise Yezîd ile memurlarının tutumlarının çok çirkin ve büyük günah olarak görmekle birlikte Yezîd’e lanet etmenin faydasız bir davranış olduğunu belirtirler.
Hz. Hüseyin’in öldürüldüğü "Aşura" günü (10 Muharrem), Şiîler tarafından ağıt günü haline getirilmiştir. Hz. Hüseyin’in öldürülmesiyle ilgili yas törenleri düzenleme adeti ilk defa Şiî bir hanedan olan Büveyhiler döneminde ortaya çıkmıştır. Ünlü alim İbn Kesir, bu törenleri şöyle tasvir etmektedir: "Aşura gününde Bağdat ve diğer şehirlerde davullar çalınıyor; yollara ve çarşılara kül ve saman savruluyor; dükkanların üzerine (hüzün alameti olarak) kumaş parçalan asılıyor; insanlar hüzünlenip ağlıyorlardı. Onların çoğu, Hz. Hüseyin susuz olarak öldürüldüğü için hatırasına saygı göstermek amacıyla su içmiyorlardı. Sonra kadınlar yüzleri açık olarak çıkıp inliyorlar; yüzlerini ve göğüslerini dövüyorlar; yalın ayak sokaklarda geziyorlardı. Bundan başka birçok çirkin bidatler, kötü arzular ve rezilane adetler icad ettiler. Bu ve benzeri davranışları yapmakla Emevi devletini protesto etmek istiyorlardı. Çünkü o, Emevilerin iktidarında öldürülmüştü." (İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, VIII, 220). O dönemdeki gelişmelere şahit olan biri şöyle der: "Bir gün Ubey-dullah b. Ziyad’ın huzuruna çıktığımda, Hüseyin b. Ali’nin kesik başı onun önünde duruyordu. Kısa bir süre sonra Muhtar’ın huzuruna çıktım; Ubeydullah b. Ziyad’ın kesik başı bir kalkanın üzerindeydi. Çok geçmeden Mus’ab b. Zübeyr’in huzuruna çıktığımda Muhtar’ın kesik başı önündeydi. Bir süre sonra Abdülmelik b. Mer-van’ın huzuruna çıktığımda Mus’ab’ın kesik başını onun önünde gördüm." (Suyûti, Târihu’l-Hulefâ, s. 207).