Makale

KUR’AN VE REENKARNASYON- I

KUR’AN
VE
REENKARNASYON- I

Prof. Dr. Şerafeddin GÖLCÜK
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Mahiyet ve Tanımı
Fransızca bir kelime olan reenkarnasyon (reincarnation), tekrar bedenlenme anlamındadır. İncarnation ise bedenlenme anlam-ında Hz. İsa (a.s.) için kullanılır, ilâhî ruhun O’nda tecelli etmesi, uluhiyyetin Hz. İsa’da ortaya çıkmasıdır. Reenkarnasyonu anlamak için hemen başlangıçta kelimenin kök anlamını bilmek, hangi terim ve inançlarla ilgisinin bulunduğunu kavramakta yarar vardır.
Reenkarnasyonun yine fransızca metempsychose ve transmig-ration kelimeleriyle de ilgisi vardır. Türkçeye tenasüh ve ruh göçü olarak tercüme edilen bu kelimelerin ve içerdikleri anlamların bilinmesi de reenkarnasyonun aydınlığa kavuşmasında yardımcı olur. Tenasüh, nesh kökünden Arapça bir kelime olup, bir şeyin bir başkasına intikali anlamındadır.
Enkarnasyon, reenkarnasyon, tenasüh, ruh göçü, bedenlenme kelime ve terimleri birbirlerine yakın ve bazan da karıştırılarak kullanılan, fakat sonuçta bir inancı veya nazariyeyi yansıtan kelime ve terimlerdir.
Reenkarnasyon; ölümden sonra ruhun yeniden insan vücuduna tekrar gelmesi, tekrar bedenlenme inancı ve nazariyesidir. Bu inanç veya kuram genel kanaat olarak Hintlilere izafe edilir, onlara göre; reenkarnasyon yeni bedenlenmeler şeklinde hayatın da reenkarnasyona inanıyorlardı. Eski Mısırlıların mumyalama sistemi reenkarnasyon inancının bir ürünüydü. Bu inancın temelini kötü ruhun temizlenmesi düşüncesi oluşturuyor, bunun için bir ruh göçüne gerek duyuluyor, ruh tekrar tekrar dünyaya gelip gitmelerle kendini temizlemeye çalışıyordu. Yahudilik ve Hristiyan-lık, reenkarnasyonu kabul etmez, Tevratta ve İncillerde bu nazariyeyi destekleyen bir ifadeye rastlanmaz. Bu iki din, bu inancı kesinlikle reddeder. Ancak bazı Hristiyan ve Yahudiler reenkarnasyonu benimser.
İslâm toplumunda da aşın Şii fırkalardan tenasühü, reenkarnasyonu benimseyenler çıkmıştır. Bu inanca Karmatî ve İsmailî topluluklarda rastlanır. Nusayrî-lerin, Dürzîlerin ve Yezidîlerin de ruh göçüne inandıkları sabittir.
Reenkarnasyona İnananların İddiaları
Reenkarnasyon kuramına inananların bazılarına göre; bir beşer, varlığı değişmez bir biçimde hep aynı cinsiyette bedenlenip, tecessüm ederken, bazılarına göre ise kimi kez erkek, kimi kez dişi olarak bedenlenebilir. Kimilerine göre bu bedenlenme yani reenkarnasyon hep yeryüzünde olur, kimilerine göre güneş sisteminin bir diğer gezegeninde de olabilir. Bazıları da bir başka gezegene geçmeden önce ruh yeryüzünde yeterince tekamül eder, birçok defalar bedenlenir.
Bu süreler kişilerin tekamül sürelerine bağlıdır.
Reenkarnasyonun gerekçesi olarak ileri sürülen görüş şöyle özetlenebilir:
"İnsanlar farklı imkan ve kabiliyetlerle dünyaya geliyorlar, ruhlar doğuştan eşit değildirler, Tanrı adaletinde ruhları eşit olarak dünyaya göndermemiştir. Adaletsizlik ve eşitsizliğin giderilmesi, ruhların eşit ve adil bir tekamül seviyelerine ulaşmaları için tekrar bedenlen-me bir ihtiyaçtır. Karakterlerin farklılığı, tutumların çeşitliliği, ahlakî niteliklerdeki oransızlık, bu niteliklerin kiminde az kiminde çok olması, tek kelimeyle gözümüze çarpan eşitsizlikler, ancak tekrar tekrar pek çok kez bedenlenme olayı ile açıklanabilir. Bize bir tek bedensel hayat verip bu denli eşitsiz parçalara bölmüş ve vahşiden uygara bu denli farklı ahlâkî düzeyler ve yine bu denli farklı maddî zenginlikler vermiş bir Tanrı hakkında ne düşünülebilir? Reenkarnasyon yasası diye bir şey söz konusu olmasaydı, dünyada büyük bir haksızlık egemen olurdu, diye düşünülebilecekti. Tüm bu karanlıkları tekrar bedenlenme yani reenkarnasyon öğretisi aydınlığa kavuşturur."
Bu ve benzeri iddialar, reenkarnasyon doktrininin esas maddelerini oluşturur. Bu itibarla ruhlar, dünyadaki yaşam tarzlarına, yaptıkları amellerine göre eşitsizliklerin giderilmesi ve adaletin sağlanması, rûhî tekâmüle erişmek amacıyla, bazan kendi bedeninde, bazan başkasının bedeninde, bazan hayvan, bazan domuz, köpek,
eşek, bazan de yüksek mevkilerin sahibi olarak tek- rar bedenlenme, reenkarnas-yon halinde dünyaya gelir ve bu sürekli devam eder, sonsuza dek tekrarlanır.
Reenkarnasyonun ne olduğunu tam anlayabilmek için bazı değişmez gerçeklerin, sabit kanunların Kur’an ışığında hatırlanmasında büyük yarar vardır:
Hayat ve Ölüm
Bu değişmez gerçeklerin en önemlisi ve en başta geleni, hayat ve ölüm gerçeğidir.
Allah, Kitabı Kur’an-ı Kerim’de hayatı ve ölümü imtihan için yarattığını beyan etmektedir. Pek çok ayette bu husus ifade edilir. Sözgelimi Mülk suresi 2. aye-tindeki, "O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır." İfadeye göre hayat ve ölümün yaratılmasının sebebi; amel yönünden kimin en iyi olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca insanın yaratılışı, ona hayat verilişi, yaşayışının safhaları ve nihayet ölümü Kur’an’da açıkça ve uzunca işlenir, bütün bunların yaratıcısı Allah’tır.
Kur’an’da, dünyada hayatta iken öldürülen ve yine dünyada iken diriltilen olaylardan bahsedilir. Bu olaylardan bazısı Bakara sûresinde, diğerleri ise Âl-i İmran ve Maide sûrelerinde söz konusu edilir.
Bunları şöyle zikretmek mümkündür:
"Hani bir zamanlar ’Ey Musa biz Allah’ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız.’ demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınız. Sonra şükredesiniz diye sizi ölümünüzün ardından yeniden diriltmiştik." (Bakara 55-56) Ayetlerindeki öldürme ve diriltme olayı.
"Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de, onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız, halbuki Allah, saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktı. İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız." ( Bakara 72- 73) âyetlerin-deki öldürme ve diriltme olayı.
"Görmedin mi o kimseleri ki, kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah da kendilerine ’ölün!’ dedi. Sonra da onlara bir hayat verdi. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların pek çokları şükretmezler." ( Bakara 243) âyetinde söz konusu edilen olay. 243. âyette vebadan korkup kaçan İsrail oğullarını, Allah öldürüp tekrar diriltmiştir.
“Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. ‘Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?’ dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, ‘Ne kadar kaldın?’ diye sordu. O da; ‘Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım.’ dedi. Allah buyurdu ki: ‘Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?’ Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: ‘Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir’ dedi.” (Bakara 259) âyetinde geçen, yüzyıl ölü kaldıktan sonra diriltilen kişinin durum u n u açıklayan olay. “İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı ? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanma al, Sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakimdir, buyurdu.” (Bakara 260) âyetinde geçen, Hz. İbrahim’in ölülerin nasıl diriltileceğini görmek istemesi olayı.
“Onu, İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecek; onlara diyecek ki: Ben, size Rab- binizden bir mucize ile geldim. Ben, size çamurdan kuş biçiminde bir yaratık yaparım, içine üflerim; Allah’ın izniyle hemen bir kuş olur. Yine Allah’ın izniyle, anadan doğma körü ve alacalıyı iyi eder, ölüleri diriltirim ve size evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi haber veririm. Eğer iman edecekseniz, şüphesiz bunda size bir delil vardır.” (Al-i İmran 49) âyetiyle Allah şöyle diyecektir:
“Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu’l- Kudus (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemale ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları’na ayetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: ‘Bu ancak apaçık bir sihirdir’ dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.” (Maide 110) âyetinde, Hz. İsa (a.s.) elinde ölülerin diriltilmesi olayı.
Buna ilaveten Ashab-ı Kehf de, bu konuda (Kehf 9-26) zikredilebilir. Zira mağara ashabının durumu, ölümden sonra dirilişe örnek olarak Kur’an’da yer alır.
Bütün bu olaylar âhiret hayatının varlığı, ölümden sonra dirilişin mutlaka vuku bulacağına dair somut deliller olarak, Kur’an’da düşünen insanın idrakine sunulan hususlardır. Bunlar öldüren ve diriltenin Allah olduğunu, hayat ve Ölüm kanunlarını koyanın Allah’tan başkasının olmadığını beyan etmek içindir.
Her canlı ölecektir, ölen her canlı, Allah’ın dilediği bir vakitte O’nun diriltmesiyle dirilecek ve dünya hayatının karşılığını alacaktır. Âl-i imran 185 ve Ankebut 57. ayetleri, bu değişmez gerçeğin Kur’an ikliminden iki belgesidir.