Makale

Zaferlerimizin Manevi Mimarları

Zaferlerimizin Manevi Mimarları

Yrd. Doç. Dr. Osman CİLACI
Süleyman Demirel Ünv. ilahiyat Fak.
Öğrt. Üyesi

Her millet geçmişiyle ögünmek için birtakım vesilelere muhtaçtır. Bizim şanlı tarihimiz o kadar çok mefahir sahneleriyle doludur ki, onlardan sadece birinden bir bölümünü anmak bile başlıbaşına bir tarih teşkil eder.
Bir makale hacmi ve ölçüsü içinde beşbin yıllık Türk tarihinden veya Türklerin Anadolu’ya göçlerinden bugüne yazdıkları zafer destanlarından birer cümle bile bahsetmek mümkün değildir. O açıdan burada, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasının temelini teşkil eden 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonraki gelişmelere kısa atıflarda bulunarak sözü, ölüm-kalım mücadelemiz olan Türk İstiklal Savaşı ’na getirmek istiyoruz.
Şu bilinen bir gerçektir ki, her maddi oluşun bir manevi kuruluşu vardır. Bedene hayat veren, onu davranışa sevkeden amil, gözle görünmeyen ruhtur. Maddenin biçimlenmesi, bir yöne kanalizesi, belli bir doğrultuda yol alması, mananın görünmez dinamiğinde saklıdır. Ruh yani mana, güçlü bir yapıya sahip değilse, tek başına madde bir anlam ifade etmez. Ancak madde-ma-na ilişkisini iyi bir şekilde dengeleyebilmiş milletler tehlikelere göğüs gerebilmiş, sarsılmaksızın, fire vermeksizin müsbet sonuca ulaşabilmişlerdir.
Türk-lslam tarihinde bu bahsettiğimiz madde-mana bütünleşmesinin güzel örneklerini her dönemde görmek mümkündür. Bunun en mükemmel canlı bir tezahürü Milli Mücadele’mizde görülmüştür. Milletimiz İçin asıl olan, bu ruhu hiç kaybetmemek üzere ebediyyen muhafaza zaruretine inanmaktır. Elinizde teknolojinin en son silahları da olsa, bir düğmeye basarak bütün bir kıtayı havaya da uçursanız, eger bu iman cevheri gönüllerimizde taht kuramamışsa neticede pek fazla bir kıymet-i harbiyeniz olmaz. Nitekim bunun canlı misallerini son birkaç yıldır Avrupa’nın ortasında, Bosna-Hersek’te görüyoruz. Bütün olumsuz şartlara rağmen Bosna-Hersek’tekl müslümanların, amansız Sırp zulmüne karşı direnebilmelerinin tek bir izahı vardır: İman Gücü... Aynı direnme Çeçenistan’da da cereyan etmektedir. Dışarıdan heybetli görünen koskoca Rusya, bir avuç Çeçen mücahidin karşısında pes etmiş, geri adım atmak mecburiyetinde kalmıştır. Çeçenleri aylardır, her çeşit modern ve mükemmel silahlara karşı azimle direten kuvvet, vatanlarına bağlılıkları ve istiklallerine olan imanlarıdır. Diğer müslüman ülkelerin, zulme ve barbarlığa karşı verdikleri mücadeleleri burada saymak imkansızdır. Onlara elimizden gelen maddi yardımı yapmakla beraber, dualarımızı da hiç eksik etmemeliyiz. Biliyoruz ve inanıyoruz ki. Yüce Rabbımız zalimlere hiçbir zaman kalıcı ve ebedi nusratini nasip etmemiştir.
Anadolu, şehitlerin kanlarıyla yoğrulmuş mübarek bir vatandır. Bize bu güzel yurdu armağan eden şehid ve gazilerimize olan şükran borcumuzu hiçbir zaman ödeyemeyiz. İçinde bulunduğumuz şu 1996 yılında Milli Mücadele’ye fiilen katılmış bir vatan evladını, bir gazimizi görmek artık mümkün değildir. Çünkü aradan geçen bu 74 yıllık zaman zarfında artık onlardan kalan son birkaç abide şahsiyet de ahiret alemine intikal etmiştir. Vaktiyle bir yazımda ifade ettiğim üzere, Milli Mücadele’ye fiilen katılanların çocukları ve torunlarından halen hayatta olanlarının, onlara ait hatıraları neşretmeleri veya neşredeceklere vermelerinin önemini burada bir kere daha vurgulamak İsterim. Böylece hem yakın tarihimizin karanlık kalmış sahifeleri aydınlığa kavuşacak, hem yeni yetişen nesiller Milli Mücadele tarihini daha iyi öğrenecekler, hem de ebedi aleme göçmüş ecdadımızın ruhu şad olacaktır.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde zaferle sonuçlanan Milli Mücadele’nin nice isimsiz kahramanları vardır. Onları tanımak, hayırla yadetmek bir şükran borcumuzdur. Yabancı kaynaklarda Türk Mucizesi diye adlandırılan Türk İstiklal Savaşı, gerçekten de esir milletlere bir ışık olmuş, onların da istiklallerini kazanmak için girişecekleri mücadelede yol göstermiş, kılavuzluk etmiştir. Bu "mucize"nin manasını onlardan önce bilmek bize düşmektedir. Böylece onların şanla, şerefle yazdıkları altın sayfaları okuyacak, yeri ve zamanı geldiğinde, ecdadımızdan hiç de geri kalmadığımızı dost-düş-man cümle aleme göstermek imkanını bulmuş olacağız.
Milli Mücadele’nln zaferle sonuçlanan tarihini bazı ilim adamları, ordumuzun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girişi, bazıları da 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi olarak belirtirler. Milli Mücadele’nin fiilen başlaması da 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’ne kadar uzanmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basması ise, Milli Mücadele meş’alesinin Anadolu’ya taşınması, Anadolu insanının, cevherinde zaten varolan hürriyet ateşinin tutuşturulmasıdır.
Milli Mücadele’de milletin her ferdi, gücünün üstünde bir gayret gösterirken, yörenin imam, vaiz ve müftüleri de, halkın Milli Mücadele ruhu etrafında teşkilatlanmasında çok büyük hizmetler ifa etmişlerdir. Burada hepsinin yaptıklarını sayıp dökmeğe sütunlarımız kifayet etmez. Ancak o günkü heyecanı ve milli ruhu aksettirmesi açısından sadece bir iki örnek arzetmek isterim. İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgalinden hemen 4 saat 10 dakika sonra Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, bizzat kaleme aldığı Cihat Fetvası ’nda aynen şöyle diyordu:
"Muhterem Denizlililer!
Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve vatana ihanettir. Vatana karşı irtikap edilecek cürümler, Allah ve tarih önünde affolunmaz bir günahtır. Cihat tam manasıyla teşekkül etmiş, dinin bir farizası olarak karşımızdadır. Hemşehrilerim, karşımıza çıkarılan dünkü tebamız Yunan’a biz mağlup olmadık. Onlar öteki düşmanlarımızın vasıtasıdır. Silahımız olmayabilir. Topsuz, tüfeksiz sapan taşları ile düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi, haysiyet şuurumuz ile kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazidirler. Bu, mutlak olarak cihad-ı mukaddestir. Sizlere vatanımızı düşmana teslim etmenin çaresiz olduğunu söyleyenler, düşman esareti altında olanlardır... Meşru olan, münhasıran vatan müdafaası ve istiklal uğruna cihattır, Korkmayınız.... Me’yus olmayınız. Bu sancak altında toplanınız ve mücadeleye hazırlanınız. Müftünüz olarak cihadı mukaddes fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum".
Merhum Ahmet Hulusi Efen-di’nin bu sözlerine ilave edecek bir kelime var mıdır? Söylenmesi gerekenleri en veciz ve en mükemmel şekilde merhum müftü dile getirmiştir.
Aynı şekilde Ankara Müftüsü Rifat Efendi’nin başkanlığında da Anadolu Uleması’nın, Milli Mücadele’yi destekleyen müşterek bir fetvasının bulunduğunu bilmekteyiz.
Kahramanmaraş’ta Sütçü İmam ve Rıdvan Hoca’nın, halkın Milli Mücadele ruhu etrafında teşkilatlanması ve müstevli Fransızların vatan topraklarından sürülüp atılmasındaki gayretleri hala hafızalarımızda canlılığını korumaktadır. Sütçü İmam, işgal kuvvetlerine karşı silah çeken ilk Maraşlıdır. O, Türk kadınlarına saldıran şımarık silahlı düşman neferlerinin üzerine atılarak silahını boşaltmış, attığı kurşunun bir Ermeni’yi öldürmesi, halkın ayaklanarak meş’aleyi tutuşturmasına yetmiştir. Bir bakıma Sütçü İmam Milli Mücadele’nin ilk müjdecisi olmuş, halkın üstün bir moral ve direnme gücü kazanmasını sağlamıştır.
Bilindiği üzere Milli Mücadele tarihimiz henüz ilmi olarak bütün mıntıka ve yönleriyle ele alınarak incelenmiş değildir. Bir milletin varlığını ve istiklalini korumak için son imkanlarını seferber ettiği böyle bir mücadelenin ilmi olarak incelenip tarihinin yazılması, gelecek nesillere intikal ettirilmesi zarureti vardır. Bu zaruret yeni Türk Devleti’nin bakası ile de yakından ilgilidir. Cumhuriyet’ten sonra yetişen ve yetişecek olan nesiller Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hangi şartlarda, ne gibi mahrumiyetler karşısında kurulduğunu idrak edebildikleri ölçüde "Devlet"i korumanın önemini kavrayacak, ülkeyi parçalamak isteyenlere karşı daha şuurlu mücadele imkanını bulacaktır. Ayrıca şunu da anlayacaktır ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sokakta bulunmamıştır, üç-beş çapulcuya da teslim edilmez.
İnsan için en büyük felaketlerden biri hiç şüphesiz "Devletsiz" olmaktır. Bu felaketin boyutlarını milli tarih terbiyesi almayanlar bilmez. Milli tarihin zenginleşmesi, mahalli tarih çalışmalarına gereken önemin verilmesiyle bir değer ifade eder. Bu bakımdan mahalli tarihin milli tarih ile yakın bir ilişkisinin bulunması gerektiğini hemen bütün tarihçiler müttefikan ifade etmişlerdir. Kısaca belirtmek gerekirse Milli Mücadele tarihinin tam ve ilmi olarak tesbit ve zaptında, bu mücadelede fiilen yer alan bütün unsurların tarafsız bir şekilde ortaya konulmasına zaruret vardır.
Bir bakıma Mili Mücadele tarihine, topyekûn Anadolu tarihi dense yeridir; çünkü Mili Mücadele döneminin tamamında bütün Anadolu, bu ölüm-kalım savaşının içinde yer almıştır. Hiçbir il, ilçe, kasaba hatta köy gösterilemez ki, bu "Mücadeleye seyirci kalmış veya katılmamış olsun. Çünkü % 99 ’u Müslüman olan Anadolu halkı biliyordu ki, hürriyet ve istiklalini kaybedince Kur’an’ını da, Ezan’ını da, Bayrağını da kaybedecektir, o zaman bu makaddes değerlerin hiçbir manası kalmayacaktır.
Milli Mücadele tarihinde nice isimsiz kahramanlar yanında mahallin Müdafaa-i Milliye Cemiyetleri İle müştereken çalışan fedakar din görevlileri, manevi mimarlar, çevrelerindeki insanlara moral vererek onları ümitsizliğe düşmekten korumada çok büyük hizmetler ifa etmişlerdir. Bu cemiyetlerin birtakım kültürel faaliyetlerinde Mehmet Akif, H. Kazım Kadri, İsmail Faik, H. Suphi Tanrıöver, H. Basri Çantay, A. Hamdi Akseki vb. zevatın büyük emeği geçmiştir. İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif milli Mücadele’nin her safhasında görev almış, cami kürsülerindeki heyecanlı hitabeleri ve ruhları coşturan mısralarıyla topyekun Anadolu İnsanını bu harekata katılmaya çağırmış, bunda da muvaffak olmuştur. O’nun:
"Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" mısrasıyla başlayan, "Kahraman Ordumuza" ithaf ettiği İstiklal Marşı, bütün milletin ruhunu galeyana getirmiş, zaferin, enin-de-sonunda kazanılacağına dair inancını pekiştirmiştir.
Milli Mücadele’nln zaferle noktalanmasını sağlayan 30 Ağustos 1922 Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden 4 gün önce Yahya Kemal’in kaleminden dökülen şu mısralar, bütün İslam Alemi İçin adeta bir dua ve niyazı dile getirmiştir:
"Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi
Ta ki yükselsin ezanlarla mü-eyyed namın
Galip et, çünkü bu son ordusudur islam’ın."
Türk milleti İslamiyet’i din olarak kabulünden sonra İslam Alemi’ni korumak görevinin Cenab-ı Hak tarafından kendisine verildiğine adeta iman etmiştir. Bugün bile imkan nisbetinde bu görevini maddi ve manevi cepheleriyle yerine getirme gayreti içindedir. Sadece bir misal vermek için İtalyanların 29 Eylül 1911’de Trablusgarb’ı işgali üzerine hemen Afrika’nın bu kuzey bölgesine, oradaki Müslüman kardeşlerinin imdadına koştuğunu zikredebiliriz. Pakistan’ın büyük şairi Dr. Muhammed İkbal bu fedakarlık ve İman celadetimizi şu mısralarıyla dile getirmiştir:
"Yalnız bir şey getirdim, kutlanmış tekbirlerle
Bir şişe kan ki, eşi yoktur Cennet’de bile
Bu senin ümmetinin namusu vicdanıdır
Bu, Trablus şehidi Mehmetçiğin kanıdır."
Her milletin tarihinde mutlaka şükranla anacağı, milli hafızasına, bir daha silinmemek üzere kazıyacağı müstesna hadiseler vardır. Fakat Türk Milleti’nin hayatında, özellikle son asır içindeki hayatında Milli Mücadele’nin yeri ayrı bir önemi haizdir. Son müstakil Türk Devleti’nin varlığını doğuran bu "Mucize" mücadeleyi iyi bilmek aynı zamanda ecdadımıza karşı olan bir şükran borcumuzdur: çünkü Milli Mücadele’nin temelinde ihlas vardır.
Bu vesile ile, hürriyet ve istiklalleri uğrunda mücadele veren Bosna-Hersek, Azerbaycan, Çeçenistan, Filistin, Keşmir vb. ülkelerdeki müslüman kardeşlerimize Cenab-ı Hakkın zaferler nasip etmesi niyazı ile satırlarımı bitirmek istiyorum. Allah yardımcıları olsun.

1- Gazi Mustafa Kemal, Nutuk. Ankara. 1927.
2- Mehmet Akif Ersoy, Safahat. İstanbul, 1964.
3- H. Basri Çantay. Akifname, İstanbul, 1966.
4- Yaşar Akbıyık, Milli Mücadelede Maraş, Ankara, 1990.
5- Kadir Mısıroglu. Sarıklı Mücahitler, İstanbul, 1967.
6- Caner Arabacı, Milli Mücadele Dönemi Konya Öğretmenleri, Konya, 1991.
7- Yücel ûzkaya, Milli Mücadelede Ege Çevresi, Ankdra, 1994.
8- Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul, 1960.
9- Nuri Köstüklü, Milli Mücadelede İsparta, Denizli, Burdur Sancakları, Ankara,1990.
10- Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Ankara, 1973.
11- Nazım H. Polat, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti. Ankara, 1991.
12- Gotthard Jaschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Ankara, 1970.
13- Aydın Taneri. Türk Devlet Geleneği, İstanbul, 1993.
14- Bahaeddln Ögel. Türklerde Devlet Anlayışı, Ankara, 1982.
15- Bernard Lewis. Modern Türkiye’nin Doğuşu, çev. Metin Kıratlı, Ankara, 1984.