Makale

TAMA

TAMA‘ ( = TAM‘)

M. HAZMİ TURA

İnsanlar; -yaratılışları îcâbı- birçok iyi ve güzel sıfatların mazhan, birçok çirkin ve

kötü huyların da masdarıdırlar.

İnsanlar; iyi ve güzel huylarla muttasıf ve İnsanî sıfatlarla mücehhez ve muhallâ oldukça, Allah yanında makbul ve memduh; kötü ve çirkin ve hayvani sıfatların hâmili bulundukça inda’llah mezmum ve makbuhturlar.

Cenâb-ı Hak; insanları (ahsen-i takvim) = en güzel surette yarattığını sonra onu (esfel-i sâfilîn)e= en alçak derekeye düşürdüğünü Kur’ân-ı Kerîm’de beyan buyuruyor.[1]

İnsanları; (ahsen-i takvîm mertebesinden esfel-i sâfilîn)e; hayvâniyet derekesine düşüren şey, çirkin huylar ve mezmum sıfatlardır ki, bunların en başta gelenlerinin birisi, makalemizin mevzuu olan (tama’) sıfat-ı mezmûmesidir.

Arabça olan bu kelime, dilimizde hâlen (tamah) şeklinde konuşulup yazılmakta ve (tamahkâr) veya (tamah adam) diye tavsif olunmaktadır.

Kamus mütercimi (tama’) kelimesini “bir nesneye hırs eylemek” ve “hırs” kelimesini de “bir rağbet-i mezmûme veçhi üzere ve lüzumundan ziyade şiddetle taleb ve arzu mânâsmadır” diye tercüme ediyor,

(Kamûs-ı Türkî) de ise, daha açık ve anlayışımıza daha muvafık bir tâbir ile; “tama”: doymazlık, çok arzu etme, hırs, aç gözlülük göstermek, şöhret ve şan tama‘ı = hırs-ı câh.” *

Haris ve tama’kârın faâliyet sâhası muâmelât-ı nâsda; daha ziyade ticarî işlerde göze çarpar. Tama’kârlar fazla menfaat temini için her türlü hiyle ve hud’aya başvururlar ve bilhassa yalan irtikâbından çekinmezler. Meselâ, almış oldukları herhangi ticârî bir şeyi sattıkları zaman, alındığından bir kaç misli fazlasına almış olduklarını söylemek suretiyle, hem muhatablarını dolandırmış hem de yalan söylemiş olurlar. Bu yalanlarını üstelik bir de yemin ile te’yid ederler. Peygamber-i zî-Şân’ımız Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde: "Yalan, imâm kaçırır.” buyurmuşlardır.[2]

Dilimizde dâir olan “Yalan ile îman bir arada bulunmaz.” darb-ı meseli bu hadîs-i şerifin mazmunundan muktebes olsa gerek.

Diğer bir hadîs-i Peygamberi’de; “Yalan, rızkı eksiltir.” buyurulmuştur. [3]

Bu hadîs-i şerîfe nazaran tama’kâr tamâ’ma mağlûb olup çok kazanmak ümidi ile yalanı irtıkâb etmekle, rızkım eksiltmiş olur da haberi bile olmaz.

Başka bir hadîs-i şerîfde de: “Yalan yüz karartır, koğuculuk; kabir azabıdır.” buyurulmuştur.[4]

“Vara yoğa yemin etmek, yalan yere yemin etmek ise beldeleri boşaltır, bereketlerini kaldırır.” buyurmuştur. [5]

Tama’ yüzünden, alırken fazlası ile alıp, satarken noksan ve eksik ölçüp tartanlar için Kur’ân-ı Kerîm (veyl) yâni şiddet-i azâb olduğunu iş’ar ve beyan buyuruyor.[6]

Her gün, her yerde müşâhede edildiği veçhile birçok dolandırıcılık, soygunculuk, hırsızlık ve cinâyetlerin sebebi ve yegâne âmili, hep (tamae) sıfat-ı mezmûmesi değil midir?

(Tama’); ihtikâra yol açar. İhtikâr ise, memleketin iktisâdı nizamım bozar, içtimâi düzenini alt üst eder. Bu itibarla tama’kârın zararı yalnız şahsına münhasır kalmaz, zarar bütün memlekete şâmil olur.

Yiyecek, giyim, yakacak ve şâire gibi halkın muhtaç oldukları eşyayı, -meşrû’ kazanca kanâat etmeyip- fâhiş fiyatla satmak veyâhud ileride fazla fiyatla satabilmek için saklamak veyâhud ortadan kaldırıp yok etmek (ih­tikârdır. Başlıca sebebi (tama’) denilen sıfat-ı habisedir.

İhtikâra meydan verenin adı da (muhtekir) dir. Şimdi mücerred tamam­dan dolayı ihtikâra kapı açan muhtekirler hakkında inzâr buyurulmuş olan ahâdîs-i Peygamberi’den bâzılarını beyan edelim. Cenâb-ı Risâlet-Penâh Efendimiz buyururlar ki:

  1. “Muhtekir mel’undur.”[7]
  2. "Müslümanların yiyeceklerine karşı ihtikâr yapanları, Allah cüzzâma ve iflâsa mahkûm eder.”[8]
  3. “Pahalıya satabilmek için Mtislümanlara bir defa ihtikâr yapan, öyle bir hatâ işlemiştir ki, Allah ve Resûlü ondan berî olmuş, yüz çevir­miştir.”[9]
  4. “Ümmetimin yiyeceklerine, kırk gün ihtikâr yapan kimsenin, o para ile verdiği sadakayı Allah kabul etmez.[10]

Görülüyor ki, bu şiddetli inzâr ve tahvîfi mûcib olan ihtikârın menba’ ve masdan hep (tama’) denilen illet-i müdhişeden başka bir şey değildir. Genâb-ı Hak tama’karları bu illet-i müdhişeden korusun.

Bu illet-i müdhişeden kurtulma ve korunmanın esbâbını ikinci bir makalemizde îzah edeceğiz.



[1] Sûre: 95 (Tin), âyet: 4-5.

* Hırs-ı câh; mansıb, rütbe ve mevki1 hırsı demektir. (Hırs)ı da şöyle tercüme ediyor: “(Hırs); tama’.; aç gözlülük, şiddetli arzu, şiddet ve inhimak ile bir şeyin üzerine düşmezdir, diyor. Bu tariflere göre, tama‘ ile hırs aynen bir mânâya olmak üzere mânen müterâdif olup çok kere (hırs ve tama1) diye her ikisi birlikte telâffuz olunmaktadırlar.

Hırs ve tama’ bütün kötü ve çirkin sıfatların başıdır. Ferdî ve içtimai pek çok fenalıklar hırs ve tama’dan doğar.

Hırs ve tama’; sahibini yalancılık ve dolandırıcılığa sürükler. Çünkü harîs ve tamahkâr aç gözlüdür. Ne kadar menfaat temin etse yine gözü doymaz. Peygamber-i zî-Şân Efen­dimiz şöyle buyuruyorlar:

“Âdem oğlunun bir dere dolusu malı olsa bir İkincisini taleb eder. İki dere dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Adem oğlunun gözünü ancak toprak doyurur.”

•Câmiü’s-Sağîr

[2] Kenzü’l-Hakâik fî hadîs-i Hayrü’l-Halâik.

2 Kenzü’l-Hakâik fî hadîs-i Hayrü’l-HaIâik.

[4] Câmiü’s-Sağîr ve Kenzü’l-Hakâik fî hadîs-i Hayrü’l-Halâik.

4 Kenzü’l Hâkâik fî hadîs-i Hayrü’l-Halâik.

[6] Sure: 83 (Mutaffifin), ayet : 1-2.

[7] Sûre: 83 (Mutaffifîn), âyet : 1-2.

[8] Câmiü’s-Sağîr

[9] Câmiü’s-Sağîr

[10] Câmiü’s-Sağîr