Makale

VERİMLİ BİR DİN HİZMETİ NASIL OLMALI?

Rahmi Yılmaz
İmam-Hatip / Keçiören

VERİMLİ BİR DİN HİZMETİ
NASIL OLMALI?

Din, insanın yaratıcı, diğer insan ve varlıklarla münasebetlerini düzenleyen ve hayatına yön veren, onlarla ilgili davranışlarına esas olacak kurallar bütününe verilen addır. İnsanla beraber var olan, tarihin bütün devirlerinde ve bütün topluluklarında karşılaşılan din olgusu, çeşitli şekillerde kendini göstermektedir.
İslâm bilginleri dinin tarifini, Kur’an-ı Kerim’de yer alan açıklamaları ve İslam inançlarını göz önünde bulundurarak yapmışlardır. Buna göre hak dinin tarifi şu şekildedir: Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren İlâhî bir kanundur.
Ülkemizde "İslam dininin inançlarını, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek" le görevlendirilen Diyanet işleri Başkanlığı, toplumu- muza bu konuda geniş çapta bir din hizmeti vermektedir.
Başta imam-hatip ve müezzin-kayyımlar olmak üzere, vaizden müftüye, hizmetliden Diyanet işleri Başkanı’na kadar geniş bir yelpaze içerisinde yer alan Başkanlık personelinin tamamı cami içinde olduğu gibi, cami dışında yürütülen din hizmetlerinde etkin rol oynamaktadır. Bu tür hizmetler, Diyanet işleri Başkanlığı’nın aslî görevleri arasında yer almaktadır.
"Verimli bir din hizmeti nasıl olmalı?" sorusuna din görevlilerinden başlamak gerekir.
Din görevlisi, zaten resmî bir görevi olan bu hizmeti gönül işi olarak ele almalıdır. Allah’ın emri, farz-ı kifaye olduğunun bilincinde kendini görevine motive etmelidir. Meslekte motivasyon yoksa verim de olamaz. Tebliğ insanının gönlü Kur’an’a göre ayarlanmalıdır. Gönlü bu şekilde Kur’an’a göre akort edilmeyen bir insanın, İslâm adına konuşması, İslâmî hakikatleri anlatması çok zor, hatta imkânsızdır. Emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker zaten yaratılış gayemiz değil midir?
Din görevlisi, dinî ve meslekî bilgilerinin yanında hızla gelişen, değişen kültür ve olayların yaşandığı günümüz dünyasına ait gelişmeleri çok iyi takip etmeli, bilgisini artırmalıdır. Tebliğ insanı, İslâmî hakikatleri ve içinde yaşadığı devri çok iyi bilmelidir. Çağını bilmeyen insan, dehlizde hayat sürüyor demektir. İnsanları oraya çekmeye ve onlara bu dehlizde bir şeyler anlatması ise, zavallıca birer gay- retciktir. Yunus’un dediği gibi;
"ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen. Ya nice okumaktır." Hizmette başarı, irşat ve tebliğ ilimle olur.
Görevli, tebliğ ettiğini, anlattığını mutlaka yaşamalı, amel-ilim çelişkisi asla olmamalıdır. Cemaatine "hocanın dediğini yap da, gittiği yoldan gitme" sözünü doğrulattıracak duruma düşmemelidir. Ilim-amel ve tebliğ bir hakikatin üç ayrı yüzüdür. Birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Tebliğde ilim şarttır. Amel ise tebliğin hayatıdır, felsefesi hizmeti başarıyla sonuçlandırır.
Görevli hizmetinde menfaat hesabı içinde olmamalıdır. Paracı, mevlitçi gibi suçlamalara fırsat vermemelidir, izinde iken cami çevresinde ya da cami bahçesindeki lojmanında oturuyorsa camiye gitmeli, cemaate mutlaka katılmalı, cemaate "maaş almasalar namaz da kılmazlar" gibi itibarını bitirici söylentilere fırsat vermemeli.
Hizmetini sunarken, yasal zeminde, meşru yollarla yürümesi, huzur içinde olmasını sağlar. Sıkıntıda hizmetten verim alınamaz. Meşru bir hedefe ancak meşru bir yoldan gidilir. Şairin ifadesiyle;
"Yanan meşaleni söndürmemesini bil
Işığını rüzgardan korumasını bil "(S.Karakoç, Diriliş Aylık Edebiyat Dergisi, Ekim 1979 , sayı 61)
Din hizmetinde istenilen verimin elde edilmesinde en önemli hususlardan biri de cemaati tanımaktır. Hizmet sunduğumuz insanı tüm yönleriyle bilmek, adeta yüzünden içini okuyabilmektir. Bu olmadan cemaatle görevli arasında entegre olunamaz, diyalog kurulamaz. Bugün hizmette verimsizliğin başlıca nedenlerinden biri de bu olmalı. Küreselleşmeden, dinler arası diyalogdan söz edilirken, biz kendi cemaatimizle, insanımızla bu diyalogu maalesef yeterince sağlayabilmiş değiliz. Görevli ancak nefsini aşıp, ön yargılarından sıyrılarak güçlü bir diyalog, iyi bir entegrasyonla (kurum, din görevlisi, cemaat ve dernek) hizmetinde mutlak verim alır.
Din görevlisinin, cami dernek ve vakıflarını kurma gibi görmekten ziyade, onlarla sağlıklı bir ilişki ve iş birliği içinde olması hizmette verimi artırır.
Görevlinin, zengin ve nüfuzlu kişilerle ilişkisi diğer cemaatiyle olan ilişkisi aynı olmalı. "Zenginin salasını uzunca okudu, fakire gelince kısadan kestiriverdi..." gibi basitliklere fırsat vermemeli. Adil olmalı. Hele hele hizmeti sunuşta buna daha özen göstermelidir.
Din görevlisin prensibi; "Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" (250 Hadis, s. 195, hadis no: 239, DİB Yay.) olmalıdır.
Vaazlarında, miting alanında imiş gibi esmeden, antipatik olmadan, cemaati uyutmadan, usandırmadan, zaman zaman beden dilini de konuşturarak mesajını özlüce vermeye itina göstermelidir. Zaten okuma alışkanlığı olmayan insanın dinlemesi de sıkıntılı olur.
Görevli, vaaz ve sohbetlerde cemaatin eğitim ve sosyal durumlarına göre konuşmalı, cemaate mutlaka kafasına takılan sorulan rahatça sorabilme fırsatını vermeli, cemaatin anlayabileceği yalın bir dille cevaplama- lı, usanmadan sabırla anlatmalı, konuşmaların mantık ve realiteye uygunluğu konusunda hassasiyet göstermeli, siyasete asla girmemelidir. Bu hassasiyet mesajın cemaate daha net ve daha kolay ulaşması demektir.
İl ya da ilçe müftüleri yılda en az bir veya iki defa her camide programlı cemaate, kadınların da iştirak edebileceği soru- cevaplı sohbet ve konferans tertip etmelidir. "Bu etkinliklerin Başkanlık personeli ve ilahiyatçılarla ayda bir özellikle gençlere yönelik yapılması, hizmetin açılımını genişletmek adına verimi artırıcı olacaktır." Ayrıca, bayan vaizeler de her camide bayanlara yönelik programlar yapmalıdır.
Cami cemaatlerinin çoğunluğunu yaşlı grup oluşturmaktadır. Görevli, "yaşlıya hizmet ve hürmet, Allah’a hizmet ve hürmet" bilinciyle yapmalıdır. Çünkü, çocuklarından, aile bireylerinden umduğu ilgiyi bulamayan, yorulmuş vücudunda nükseden rahatsızlıklar, yaşlılık psikolojisiyle duygusal gerilim içindeki cemaate büyük bir sabır, hoşgörü ve fedakarlıkla özel bir sevgiye dayalı ilgi, din hizmetimizin bir başka boyutu olarak algılanmalıdır. İster geçici, ister süreğen olsun, duygusal gerilimden kurtulamayan insan mutsuzdur. Bu durumun giderilmemesi hizmette verimi düşürür. Onun için cemaat, camiyi ve görevliyi çok sıcak çekici bulmalıdır. Din görevlisinin yaşı küçük de olsa, cemaatin gözünde büyüktür. Öyle ise görevlinin şefkati verimli hizmete giden yolun köprüsü olur.
Enaniyet ve gösteriş, hizmette bereketi yok edeceğinden verimi de yok eder. Haram olan bu durumdan kesinlikle sakınıl- malıdır.
Din görevlisi, din hizmetinde şartlar ne olursa olsun, umudunu yitirmemeli, basiretini kaybetmemelidir. "Adam sen de, bugünkü durumu kimse kurtaramaz, ok yaydan fırlamış, her şey zıvanadan çıkmış" gibi düşünceler tembelliğe fırsat, bitmişliğe sadece kılıf olur.
Günümüzün yaygın problemlerinden biri de bid’at ve hurafelerdir. Din görevlisinin Kur’an ve sünnet kaynaklı direnciyle vereceği mücadele başarıyı getirir.
Verimli din hizmetinde sorumluluk bilinci şarttır. Din görevlisi eleştiriye açık olmalıdır. Sık sık özeleştiride bulunmalıdır. Kendisine, ben hizmet kulvarının neresindeyim? Bugün, bu hafta, bu ay, bu yıl camiye, cemaate ve insanlara ne verdim, ne kazandırdım? sorularını sormalıdır. Bu davranış görevlinin sorumluluk bilincini artırır.
Görevlinin aksiyonu ve diksiyonu mükemmel olmalıdır. Günümüzde imaj ön planda tutulduğu için görevlinin giyim kuşamı düzgün, saçı sakalı bakımlı olmalıdır, "insan giyimi ile karşılanır, konuşmasıyla uğurlanır" atasözü imaj ve konuşmanın önemini belirtmektedir.
Aktif ve başarılı görevlilerin imrenilecek değerlerle ödüllendirilmesi, yeni ya da pasif görevlilerin aktif olmasında tetikleyici bir unsur olur. Bu da hizmette verimin artmasını ve yaygınlaşmasını sağlar.