Makale

Hafız Osman Şahin; “Allah'ın rızasını tahsil ve insanlara faydalı olmak maksadıyla yapılan her iş, güzel ve değerlidir.”

Söyleşi

Nevin Meriç

Hafız Osman Şahin
Fatih Camii İmam - Hatibi

1965 yılında Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Meydancık nahiyesinde doğdu. İlkokuldan sonra babasından hafızlık yaptı. 1985 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesini, 1991’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tefsir dalında yüksek lisansını tamamladı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tefsir dalında doktora çalışması devam etmektedir. Üniversite yıllarında Fatih Camiinde Emin Saraç Hocaefendi’den Arapça, tefsir ve hadis dersleri aldı. Beyazıt Camii imamları merhum Abdurrahman Gürses ve İsmail Biçer Hocaefendilerden aşere takrib okuyarak icazet aldı. Ülkemizi temsilen Suudi Arabistan’da yapılan uluslararası Kur’an-ı Kerim hafızlık yarışmasına 1985 yılında yarışmacı, 2003 yılında jüri üyesi olarak katıldı. 1988-1990 yılları arası Fatih Nişancı Mehmet Paşa Camii, 1990-1996 yılları arası Eminönü Çakmakçılar Camiinde imam- hatip olarak görev yaptı. 1996 yılından beri Fatih Camii imam- hatibi olarak vazife yapmaktadır. Cami görevinin yanında fahri olarak talim tecvid ve aşere takrib dersleri vermektedir.

“Allah’ın rızasını tahsil ve insanlara faydalı olmak maksadıyla yapılan her iş, güzel ve değerlidir.”

Hocam sizce din gönüllülüğü, daha doğrusu dine hizmet etmek nasıl bir şey. Bu konuda bize neler söylersiniz?
Bizi hidayete erdirip, nimetleriyle donattığı için Rab- bime her zaman hamd ve şükrettiğim gibi, bir din görevlisi olarak, bir imam-hatip olarak, bir Kur’an okuyucu ve okutucu olarak bizi dinini tebliğle, camii ve Kur’an hizmetiyle şereflendirdiği için Rabbime ayrıca hamd ve şükrediyorum. Allah’ın rızasını tahsil ve insanlara faydalı olmak maksadıyla yapılan her iş tabiatıyla güzel ve değerlidir. Ancak Allah’ın dinini öğrenmek, öğretmek ve insanlara bu çerçevede hizmet sunmak en kutsal görevdir. Din hizmeti veren kişilerin önce bu bilince varmış olması çok önemlidir. Bu hizmet, cüz’i bir memur maaşı için yapılacak bir hizmet değildir. Bu hizmet, bir aşk işidir. Rıza-i Bari için bir gayret işidir. Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların hidayetine vesile olmak gibi kutsal bir hizmettir, ilmi açıdan peygamber varisi olmaktır. İma
met ve hitabet makamı itibariyle bir peygamber makamında hizmet vermektir. Rahmetli dedem, ilim sahibi bir insan değildi. Ancak arif bir insandı. Özel hoca tutarak zor şartlar altında babamları okutmuş. Ben evde hafızlığa çalışırken bana: "Ah torunum, bu hocalar ne kadar şanslısınız. Siz Allah’ın sevdiği kullarsınız. Kendi kelamını ezberlemeyi ve okumayı Allah sîzlere nasip etmiş. Her vakit camide cemaatle ve üstelik imam olarak namaz kılacaksınız. Bir de bunun için maaş alacaksınız. Allah bana nasip etse de şu hafızlığının bittiğini bir görsem" der, ağlar ve gözlerinden yaşlar akardı. Babam, benim aynı zamanda hafızlık hocamdır. Gençliğinde İstanbul’a okumak için gelir. Nuruosmaniye Kur’an Kursunda Merhum Haşan Akkuş Hocaefendi’den tashih-i huruf dersleri almaya başlar. Rahatsızlanır ve memleketine dönmesi gerekir. Dönerken Fatih Camiine uğrar. Bir cuma günü camide vazife yapan hocaları görünce "Ya Rab, bana buralarda okumak ve bu camilerde vazife yapmak nasip olmadı. Neslimden burada vazife yapacak bir evlat lütfeder misin?" diye dua eder. Allah bana babamın duasının bir bereketi olarak kırk iki sene sonra Fatih imamlığını lütfetti. Kul samimi olur, Allah’tan samimiyetle bir şey dilerse Allah boş çevirmiyor.
Din görevlilerinin toplum hayatındaki yeri ve önemini tecrübelerinizden örnekler de vererek açıklayabilir misiniz?
Gönüllü din hizmetiyle ilgili muhterem Emin Saraç hocamdan duyduğum bir iki hatırayı da burada nakletmek isterim. Fatih Camiinde bir kayyım varmış. Eskiden kayyımlar bile ilim ehli kişiler imiş. Vefat ettiğinde vasiyetini açmışlar. Vasiyetinde şunlar yazıyormuş: "Fatih camimdeki kayyımlığım sırasında süpürdüğüm cami tozlarını biriktirdim, çuvallara doldurdum. Caminin üst katında arka balkonda duruyor. O tozları kabrimin üzerine dökün de kıyamet günü bana şefaatçi olsunlar." Camiye gösterilen ihtimama ve hizmetteki şu samimiyete bakınız. Bizim camide 1980 öncesine kadar görevliler nöbetleşe camide yatarlarmış. Yine kayyımlardan birisinin şu sözü beni çok etkilemiştir: "Çok şükür Rabbi- me, bu caminin her köşesinde teheccüd vakti secde etmeyi bana nasip etti" dermiş. Gündüz cami temizliği gece gönül tezyini ile meşgul salih bir zat. Allah her ikisine de rahmet eylesin. Yine Fatih Cami’nin eski imamlarından Fakih İbrahim Halebi hakkında şöyle bir hatıra nakledilir: Bir vakit namaza gelememiş, o ay aldığı maaşın bir vakte tekabül eden miktarını ayırmış ve kıldıran kişiye bu senin hakkın diye vermiş. Şu vazifedeki sadakate ve helal lokma hassasiyetine dikkat buyurun. Bizler müftü, murakıb, müfettiş korkusuyla değil, Allah korkusu ve kıyamet günü hesap verme duygusuyla vazife yapabilirsek işte gerçek din hizmetini o zaman yapmış oluruz. 1950’li yıllardaki imamlardan Kastamonulu Ömer Efendi, ramazanda iftardan sonra teravihten önce mukabele okurmuş. Kimse istediği için değil, eş, dost, ahbab iftara davet ederler, onları kıramam, gidersem vazifeyi aksatırım, elimde geçerli bir mazeretim olsun diye okurmuş. Ve şöyle dermiş: "İmamın bir ayağı kırık olmalı, öteye beriye fazla gitmemeli. Vazifesine dikkat etmeli." Yine Fatih Caminin eski imamlarından hem müderris hem de kurradan olan Halil Efendi vazifesine karşı son derece titiz imiş. Bir sabah namazını kıldırdığı esnada, mihrapta ruhunu teslim etmiş. Allah, aşk ile hizmet ettiği o kutsi makamda, emaneti teslim almış. Din hizmetinde Diyanet işleri Başkanlığı olarak, en üst makamdan en alt göreve kadar herkesin farklı sorumlulukları vardır. Ancak teşkilatımızın ana hizmeti cami merkezlidir. Dola- yısı ile camide hizmet veren din görevlilerinin her bakımdan yeterli ve donanımlı olması gerekir. Toplumun nabzı iyi tutulmalı, vatandaşın psikolojisi iyi tespit edilmeli, bıktırmadan, nefret ettirmeden, uzaklaştırmadan, sevdirerek, öğreterek, gönülde iz bırakarak hizmet sunulmalıdır.
Din görevlilerinin misyonu ve vizyonu sizce nasıl olmalıdır?
Son yıllarda bir taraftan hızlı bir değişim sürecinden geçiyor olmamız, diğer taraftan medyanın ilmi ve detay konuları halkın önünde tartışmaya açması, ehil olmayan kişilerin konuşturulması ve konuların yeterince anlaşılmadan tartışmanın bitirilmesi, zihinlerde hep soru işaretleri oluşturmaktadır. Kafalar karışık, zihinler bulanıktır. Camilerde yapılan vaazlar ve verilen hutbelerde, temel İslami bilgilerin yanında vatandaşın zihnindeki sorulara da cevap verilmeli. Diyanet medyada daha etkin yer almalı. Vaazlar ve hutbeler, güncel, bilgi açısından öğretici, eğitici ve doyurucu, üslup açısından sade, akıcı, yumuşak ve kucaklayıcı olmalıdır.
Din hizmetleri verimlilik açısından incelendiğinde, estetiğin gücü dikkati çekecek derecede öne çıkmaktadır. Bu konudaki görüşleriniz ve tecrübelerinizi bize açıklar mısınız?
Din hizmetinde en büyük rolü cami imam-hatipleri üstlenmektedir. Bir imamın öncelikle kıraatinin düzgün olması gerekir. Ezberlerini yenilemesi, hafız ise hıfzını muhafaza etmesi gerekir. Cemaatini iyi tanımalı, onların psikolojisini iyi tespit etmeli, gözlerinin içine bakıp ne beklediklerini hemen anlayabilmeli- dir. Vazifesine son derece dikkat etmeli, camiye erken gelip geç çıkmalı ve cemaatin kendisine soru sormasına, sohbet etmesine fırsat tanımalıdır. Cemaatin acı ve tatlı günlerinde onların yanında olmalıdır. İmam kendi bilgisini hep yenilemeli, cemaatine her gün bir şeyler öğretmelidir. Çevresindeki gençlerle ilgilenmeli, onlarla iyi diyalog kurabilmelidir. Cemaatinden bir beklentisi olmamalı, hasbi ve samimi olmalıdır, imam her yönüyle cemaate örnek olmalı, mesleğin vakarına yakışmayan söz ve davranışlardan uzak durmalıdır. Eskilerin bir sözü vardır: "imamın sarığı beyazdır, leke kaldırmaz." Cemaat hocanın bilgisine, kişiliğine, ahlakına ve samimiyetine güvenmeli, karşılıklı sevgi olmalıdır. Din görevlisi, kılık ve kıyafetine dikkat etmeli, temiz, düzgün ve güzel giyinmelidir. Yaka paça açık, saç baş dağınık, kirli ve bozuk sarık, kırışık cübbe, asık suratla vazife yapan bir imamın başarılı olması mümkün değildir. İmam camisiyle ve çevresiyle de ilgilenmelidir. Yaz kursu için camiye gelen çocukları Allah’ın en büyük lütfü olarak görmelidir. Çocuklara Kur’an okumayı ve dini bilgileri vermenin yanında onlara Allah ve peygamber sevgisi ve cami sevgisini aşılamalıdır. Mahallenin çocukları onu müşfik bir baba, bir öğretmen gibi görmelidir.
Bir hatıramı anlatmadan geçemiyeceğim. Zaman zaman görüştüğüm bir arkadaşımın çocuğu evlerine her gittiğimde, ismimi hatırlatmam gerekirdi. Bir defasında babası camiye getirmişti. Odama geldiğinde, onu oturduğum mindere oturttum ve bir şeker ikram ettim. Daha sonra evlerine gittiğimde babası: "Oğlum bu amcayı tanıdın mı?" diye sorduğunda, çocuk "Evet tanıdım baba. Camide bana şeker veren hoca amca" dedi. ismimi yine hatırlayamadı ama cami ile şekerle beni hatırlaması beni çok düşündürdü. O günden sonra camide şeker ve çikolata bulundurur, odama gelen çocuklara ikram ederim. Küçük çocukların dünyasında, camiyi gündemde tutabilmek, her şeye değer. Bu açıdan din görevlileri yaz kurslarını çok iyi bir fırsat olarak değerlendirmelidir.
İyi bir din görevlisinin yetişmesinde bir imam hatip lisesi mezunu olmak, hatta ilahiyat fakültesi mezunu olmak bile bazen yeterli olmuyor. Mesleki altyapının sağlamlaştırılması için, Kur’an kurslarımızı sadece Kur’an öğretmek ve ezberletmek için değil, cami hizmetine yönelik daha aktif hale getirmeliyiz. Hizmet içi eğitim kurslarında mesleki bilgilerin yanında, bu mesleği icra etmedeki farklı teknikleri kullanma becerisini de kazandırmalıyız. Din görevlilerinin motivasyonu, etkili ve güzel konuşma ve iletişim, sosyal psikoloji gibi konularda da eğitim yapmalıyız. Birfem-i muhsinden ahzetmeden Kur’an okuyan, karşısındaki cemaatin psikolojisini ve ihtiyacını görmeden vaaz eden bir imamın mihrapta ve minberde işi zordur.
Hocam kaç yıldır din hizmetinde bulunuyorsunuz. Bu konuda unutamadığımız bir çok anı vardır. Hem Diyanet personeline hem de vatandaşlarımıza ibret olması açısından birkaç örnek verir misiniz. Ve neler tavsiye edersiniz?
Din hizmeti denince müezzinliği atlamak mümkün değildir.
"Allah’a davet edenden daha güzel sözlü kim olabilir?" ayeti herhalde müezzinleri de içine almaktadır. Peygamberimizin müezzinlerle ilgili birçok müjdeleyici hadisleri vardır. Ezan, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun, bütün Müslümanlar için ortak bir davettir. Bir paroladır. Akif’in "Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli" dediği gibi Allah’ın vahdaniyetinin, peygamberin risaletinin günde beş vakit ilan edildiği, insanların hakkın divanına ve kurtuluşa davet edildiği eşsiz bir çağrıdır. Tesir gücü bakımından güzel bir ezan bir çok vaaz ve hutbeden daha etkilidir. Tabii müezzinler güzel sesli olmalı, ancak ezanı da şarkı gibi değil ezan gibi okumalıdır. Ezan sadece camiye geleni değil gelmeyeni de davet eden bir İlâhi nidadır. Ezanla ilgili bir iki hatırayı aktarmak isterim.
Birkaç ay önce bir mecliste emekli bir vali ile karşılaştım. Fatih Cami imam-hatibi olduğumu söyleyince hemen "Hocam hürmet ederim. Fatih Caminin bende çok güzel hatırası var. Üniversite yıllarında, caminin yakınlarında oturdum. Fatihin ezanlarını hâlâ unutamıyorum. Kaymakam ve vali olarak gittiğim her yerde o ezanları aradım ama bulamadım. Her gittiğim yerde ilk işim oranın müftüsünü çağırıp, müftü beye müezzinleri iyi eğitmesini rica ettim. Bu ülkede ezanı sadece camiye gelenler değil, bütün millet dinliyor. O hâlde ezanları güzel okutun diye müftülere ricada bulundum" diye aktardı. Eski devlet büyüklerimizden birisi hakkında, yakınlarında bulunmuş bir zat şu sözleri nakletti: "Beyefendi sabahları mahalledeki camiden gelen güzel ezanı dinlemek için balkona çıkardı ve şöyle derdi: "Bütün Türkiye’de ezanlar hep böyle okunsa bu ülkede Müslüman olmayan kalmaz."
İslam, ezandan ibaret değil ama, ezanın tesir gücünü anlatması bakımından önemli bir anekdottur. Fatih semtinde oturan bir iş adamı yurt içinde işleri bozulunca iş bağlantısı için yurt- dışına gider. Fakat görüşmeler müspet netice vermez ve çok üzgün bir şekilde yurda döner. Uçaktan inince gece vaktidir. Eve gitmek istemez. Bir ara intihar etmeyi dahi düşünmüştür. Yolunu Fatih Camine doğru çevirir. Avludan içeri adım atar atmaz camiden sabah ezanı yükselir. Ezanı avluda dinler. O ezan sanki hayatında dinlediği ilk ezandır. O ezanla birlikte içindeki bütün üzüntüleri gitmiş ve gönlüne yeni bir ümit pompalanmıştır. "O ezan sayesinde Allah beni intihar etmekten kurtardı" diye hâlâ şükreder.
Bir gün Erenköy tarafında bir dost ziyaretine gitmiştim. Evdeki misafirlerden birisi bana "Hocam Fatihten şartlar zorlamasa idi hiç ayrılmak istemiyordum. Şu sizin caminin müezzinlerinin okuduğu çift ezanı dinlemek için iki yıl taşınmayı geciktirdim." dedi. Bu sebeple güzel ve muhrik sesle okunan bir ezanın tesiri çok büyüktür. Güzel ezan, insanın gönlünü ilik ilik dokur. Allah, Kur’an ve ezan seslerinden milletimizi mahrum etmesin.
Din görevlilerinin hizmete yönelik sorunları sizce nelerdir. Bu konuda da görüşlerinizi almak isterdim.
Din hizmeti, en kutsal hizmet olduğuna göre, bu hizmeti sunan din görevlilerinin de her bakımdan iyi donanımlı olması gerekir. Öncelikle, din hizmetinde kaliteyi yükseltmeli, din hizmetinin itibarını artırmalıyız. Rağbet edilen bir meslek haline getirmeliyiz. Din görevlilerinin özlük haklarının ve ekonomik imkanlarının iyileştirilmesi gerekir. Din görevlisinin, verimli olabilmesi için, kafası ve gönlünün rahat olması gerekir. Fatih Sultan Mehmet vakfiyesinde cami görevlilerinde bulunması gereken vasıfları sayarken; ilim sahibi, kıraat ehli, ahlakı ve yaşayışı ile herkes tarafından sevilen bir kişiliğin yanında "farigulbal" yani gönlü ve kafası rahat olma şartını koymuş ve ona fazlası ile yetecek kadar vakfiyeden akçe ayırmıştır. Entelektüel ve ideal manada bir din hizmeti sunulmak isteniyorsa, din görevlisinin başı dik ve karnı tok olacak kadar, maddi imkanlarının iyileştirilmesi gerekir. İşte o zaman din görevlisi toplumun kendisinden beklediği görevi, misyonuna ve vizyonuna uygun bir tarzda ve verimlilikte yerine getirecektir. Bu vesile ile başta bizleri yetiştiren hocalarımıza ve büyük bir özveriyle din hizmeti ifa etmiş ve rahmet-i rahmana kavuşmuş din görevlilerine Allah’tan rahmet diler, hayatta ve hizmette olanlara sağlık, sıhhat ve muvaffakiyetler dilerim.