Makale

Editörden...

Editörden...

Son günlerde gündemimizi meşgul eden konulardan birisi, popüler kültür.
Popüler kültürün üreticileri miyiz, tüketicileri mi? Yoksa her ikisi de birden mi? Sorulardan da anlaşılacağı üzere popüler kültür tartışmalarında çoğu zaman paradoksal bir süreç söz konusudur.
Popüler kültür tartışmaları, temelde küreselleşme, modernleşme ve yerellik tartışmalarıyla da bağlantılıdır. Modern olarak adlandırdığımız hayata bilgisayar, televizyon, radyo, gazete gibi yayın organlarının ürettiği bir tür örümcek ağları arasından bakmak durumunda kalan insanoğlu, bu ağlardan kurtulamayacaksa bile ağlara rağmen veya ağlarla birlikte "bireysel var oluşunu" nasıl gerçekleştirebilecek, nasıl "farklı bir ben" veya "özgür bir kimlik" olarak kalma çabası güdebilecektir? Galiba popüler kültür tartışmalarını tetikleyen temel kaygı noktası budur. Bu tartışmalarda sanırız hemen hiç kimse, saydığımız ve saymadığımız yayın organlarının hayatımızdan çıkması yönünde bir teklifte bulunarak çözüm üretme arayışında olmayacaktır. Elbette sorun, temelde yayın organlarının ürettiği "çoğunluğu yakalama kaygısı güden" vasat hatta vasat altı kültürde yatmaktadır.
Şu hususu da belirtmekte fayda var: İnsanların kendi farkındalıklarını geliştirerek tek tek bireysel tercihlerinin kalitesinin yükselmesi ve tercihlerin çeşitlenmesi popüler kültür tartışmalarını geriletecek bir sürecin de başlangıcı olabilecektir.
Popüler kültür dediğimizde, kavram çiftinin sadece bir tür zevk ve bilinç haline işaret etmediğinin altını çizmekte fayda vardır. Yani popüler kültürün aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğu dikkatlere sunulmalıdır. Çoğunluğun seyrettiği programı seyretmek kadar çoğunluğun giyindiği gibi giyinmek, tatilini çoğunlukla birlikte ve çoğunluk gibi yapmak, çoğunluğun beslendiği şekilde beslenmek, tüketim çılgınlığının çılgınları arasında yer edinmek vb. pek çok yaşam boyutları popüler kültür kavramı ekseninde değerlendirilmelidir. Sorgulanmamış ve kendine özgü boyutları geliştirilmemiş bir hayat sadece taklit edilmiş bir "hayatimsi süreç"se, bu süreçten kaçınma çabası tamamen kişisel kabiliyetlerle ilintilidir. Kendi hayatını kendi dinî, ahlâkî, vicdanî, millî değerleri eşliğinde sorgulama ve şekillendirme hakkını elinde tutan özgür bireylerin şekillendireceği derinlikli kültür havzası bir özlem değil, bizi kendisine çağıran bir davetkar süreçtir...
Yeni sayımızda buluşmak ümidiyle, esenlikle kalın...

Yüksel salman