Makale

Bir yudum bir temiz su içme hakkı

Dr. Ekrem Keleş
Din Hizmetleri Ataşesi/Cidde

Bir yudum
bir temiz su
içme hakkı

Bir yudum temiz ve berrak su içmenin hayal haline geldiği bir dünyaya doğru mu gidiyoruz? Yeryüzünde insan gibi yaşamayı beceremeyen zihniyet ve anlayış sahipleri, bize emanet edilmiş bulunan güzel gezegeni gözlerimizin önünde cehenneme mi çevirecekler?
İnsan gibi yaşamak, Allah’ın insanı sorumlu kıldığı şekilde yaşamak ve Allah’ın halifeliği niteliğini kaybetmemektir, insanlara, Allah’ın emanet ettiği diğer canlılara ve doğaya karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır.
Bütün güzelliği ve doğal zenginlikleriyle kendilerine emanet edilen yeryüzünde yaşayan tüm canlıları birkaç kez yok edebilecek boyutlarda silahlar üretenler, acaba Allah’ın yer- yüzündeki halifesi olabilirler mi? Bu tür bir zihniyet, acaba dünyayı imar edebilir mi?
"insanlardan öyleleri vardır ki, iş başına gelince yeryüzünde ortalığı feesada vermek, ekinleri tahrip edip, nesilleri bozmak için çalışır, Allah bozgunculuğu sevmez." (Bakara, 205) Günümüzde havasıyla, suyuyla, bitki örtüsüyle, çiçekleriyle, yemyeşil ormanlarıyla, masmavi denizleriyle bize emanet edilen yeryüzünün karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, hiç şüphesiz çevre sorunlarıdır. Halbuki bize emanet edilen bu nimetlerde bizim kadar bizden sonraki nesillerin ve diğer canlıların da hakkı vardır. Bu nimetleri korumak ve temiz bir şekilde bizden sonra gelecek nesillere aktarmak da insani ve dinî bir görevdir.
Bugün korkunç boyutlara ulaşan çevre kirlenmesinin asıl sebebi, kendi çıkarları için birtakım değerleri feda edebilen insanların içine düştüğü manevi kirlenmedir. Çünkü çevreyi kirleten insandır.
İnsanın dışındaki diğer varlıklar çevre kirlenmesine neden olmamaktadırlar. Demek ki maddi ve fiziki çevredeki kirlenmenin asıl sebebi, manevi kirlenmedir. Yani insanların iç dünyasında meydana gelen kirlenmedir. Bir bakıma düşünce ve duygu kirliliği diyebileceğimiz böyle bir kirlilikle yüreği kirlenmiş insanlar topluluğu, içinde yaşadıkları dünyada neredeyse canlılara bir yudum temiz su içme hakkı bırakmayacaklar.
Peygamber Efendimiz "...Dikkat edin, vücutta bir et parçası vardır: Eğer o düzgün ve sağlam olursa vücudun tamamı düzgün ve sağlam olur. Fakat o bozulursa, vücudun tamamı bozulur. İşte bu et parçası kalptir." (Buhari, İman, 39; Buyu, 2; Müslim, Müsakat 107, (1599);
Ebu Davud, Büyü, 3, (3329, 3330); Tirmi- zi, Büyü, (1205); Nesai, Büyü, 2 (7, 241)) buyurmaktadır.
Tanık olunan bu tablo karşısında İslâm dininin, insanın insan gibi yaşamasını sağlamak üzere ortaya koyduğu muazzam ilkelerinin değeri daha güzel anlaşılmaktadır. Kendinden önce başkasını düşünme (isar), Allah’ın koyduğu ölçülere karşı duyarlı olma bilinci (takva), her alanda iyilik ve güzelliği seçme (ihsan), samimiyet, ihlas, sadakat, ahde vefa, iffet, haya...
İnsanı insan yapan, kişinin iç dünyasını bozulmaktan koruyan ve yüreğini diri tutan bu niteliklerin yerini bencillik, ihtiras, duygusuzluk, duyarsızlık ve cimrilik gibi niteliklerin alması, kişinin iç dünyasının karardığını gösterir. Yüreklere böyle bir tablonun hakim hale getirilmesi, asıl kirlilik sebebidir. Bu bakımdan, insanların iç dünyasında ve yüreklerinde meydana gelen kirlenmeyi yok etmeden doğal hayattaki kirlenmeyi ortadan kaldırmak ve önlemek de pek mümkün olmayacaktır.
Sözgelimi Allah suyu hayatın temeli olarak yaratmıştır, "inkar edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hala inanmazlar mı?" (Enbiya, 30) ayetinde hayatın temelinin suya dayandığına işaret edilmektedir. Bitkiler, hayvanlar ve insanların varlığı suya bağlıdır. Onun için Müslüman fakihler, suyu hiç kimsenin tekeline alma yetkisinin olmadığını, hatta bazıları suda mülkiyet hakkının bulunmadığını söylerler. (Bak. Hattabi, Mealimü’s-Sünen) Can taşıyan her canlıya içecek su sağlamayı, sadaka kabul eden bir anlayış ortaya koymaktadır Islâm dini.
Bir hadis-i şerifte ifade edildiği üzere "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, ot ve ateş" (Ebu Davud, Büyu, 62, Hadis No: 3477)
İslâm alimlerinin ifadesine göre hadis-i şerifte geçen ’Müslümanlar’ ifadesini ’insanlar’ şeklinde anlamak gerekmektedir. Burada ’Müslümanlar’ denmesi, Islâmi hükümlerin kendilerine yönelik olduğu insanlar, Müslüman olduğundandır, islâmi hükümlerin seslendiği toplumda olgu, böyle olduğu için ’ Müslümanlar’ denmiştir. Yoksa Müslüman olmayanların bunlara ortak olmayacağı anlamına değildir. (Bak. Kamil Miras, Sa- hih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Ter- cemesi ve Şerhi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, VII/193)
Bu anlamdaki hadis-i şerifler, insanların, insan oldukları için, su, tuz, yeşil alanlar, enerji kaynakları gibi doğal kaynaklardan yararlanma hakkı bulunduğunu ifade etmektedir. Buna göre hiçbir insan, grup, toplum veya devletin, başka insanları Allah’ın lütfettiği ve insan hayatı için vazgeçilmez bulunan doğal kaynaklardan mahrum bırakma yetkisi yoktur.
Fakat günümüzde yüreği kirlenmiş olanların bencilce davranışları, ihtirasları ve Allah’ın evrene koyduğu dengeyi bozucu hareketleri nedeniyle bütün canlıların hayat kaynağı olan su kirlenmeye başlamıştır. Bu büyük sorun, peşinden toprağın ve bitki örtüsünün bozulması gibi bir yığın problem doğurmaktadır.
Bütün bunların nasıl ağır bir vebal olduğunun bilincinde olmayan zihniyetlerden böyle bir sorunun çözümü beklenebilir mi? Halbuki böyle bir sorunun çözümü iradesine sahip olabilmek için öncelikle, kendisi için istediğini başkaları için de isteme, kendisi için istemediğini başkaları için de istememe bilincine sahip olmak gerekmektedir.
"Sizden biriniz kendi nefsi için sevip istediği bir şeyi kardeşi için de sevip istemedikçe, gerçek Müslüman olamaz." (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71, Hadis No: 45)
Yüce Allah her şeyi yerli yerince ve en güzel şekilde yaratmıştır. Kainatta olağanüstü bir düzen, ahenk ve denge vardır. (Nemi, 88) O’nun yarattıklarında herhangi bir kusur ve eksiklik görmek mümkün değildir.
"Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir." (Mülk, 4-5)
Eksiklik ve kusur, İslâm’dan kopmuş zihniyetlerdedir. Böyle bir zihniyetin kişiyi ulaştıracağı nokta, çevreye ve hatta bizzat kendine zararlı bir unsur haline gelmektir. Yüce Allah;
"Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi." (Mu’minun, 71) buyururken buna işaret etmektedir.
Bu bakımdan doğal ve fiziki çevredeki kirlenmeyi önleyebilmek için ilk önce insanların iç dünyasının kirlenmesini önlemek gerekmektedir. Bir yudum temiz ve berrak su içmenin hayal haline geldiği bir dünyaya doğru yol almamak için...