Makale

Din Nasihattir

Doç. Dr. Mehmet Görmez
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Din
Nasihattir

Goft ed-dinu nasiha an Resul
An nasihat der lugat zıdd-ı gulul

(Din nasihattir, dedi Peygamber
O nasihat, sözlükte aldatmanın zıttıdır)
Mevlâna

Bu yazımızda ele alacağımız hadis-i şerif, sahabeden İbn Abbas (İbn Hanbel, Müsned, I, 437) Ebu Hureyre (İbnHanbel, Müsned, II, 391) ve Temim ed-Darî’den ayrı ayrı rivayet edilmiştir. Ancak Hristiyan bir din bilgini iken hicretin dokuzuncu yılında Medine’ye gelerek İslâm ile şereflenen sahabeden Temim ed-Darî’nin (İbn Hacer, el-İsabe, I, 191;Nevevî, Tehzîb, I, 146) rivayeti daha çok meşhurdur. Müslim ve Sünen-i Erbaa’da müsned, muttasıl bir isnadla rivayet edilen hadis, Buharî’de (bab) başlığı şeklinde muallak olarak yer almıştır. Zira Temim ed- Darî’den rivayet eden Süheyl b.Ebi Salih, Buharî’nin şartlarını taşıyan bir ravi değildir. (Aynî,Umdetu’l-Kari, I, 321) Bununla birlikte muteber bütün hadis tasniflerinde yer almış, mana ve muhteva bakımından İslâm’ın temel dayanağı (medaru’l-İslâm) olarak kabul edilen dört hadisten (Söz konusu diğer üç hadis, “Ameller niyetlere göredir.” “Kişinin malâyani şeyleri terk etmesi güzel Müslüman olduğunu gösterir.” ve “Sizden biri kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe mümin olamaz.” hadisleridir.) biri olarak ümmetin hüsn-i kabulüne mazhar olmuş (İbn Recep, Camiu’l-Ulû»m ve’l-Hikem, I, 56; Nevevî, Tehzîb, II, 510) ve dilden dile dolaşarak günümüze kadar gelmiş-tir. Ne var ki hadiste dinin kendisiyle tanımlandığı “nasihat” kavramının anlam kaymasına uğraması veya anlam çerçevesi içinde bulunan unsurlardan sadece bir tanesinin öne çıkarılması ve bu şekliyle dilimize çevrilmesi, hem dinin dörtte birine denk olduğu kabul edilen bu hadisin yanlış anlaşılmasına, hem de Hz. Peygamberin yaptığı din tanımının gözlerden kaybolmasına yol açmıştır.
Söz konusu hadisin orijinali şöyledir:
Temim ed-Darî’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Din nasihattir. Biz kime (yahut kim için) diye sorduk o da Allah’a, kitabına, Rasulüne, Müslümanların (meşru) idarecilerine ve bütün Müslümanlara dedi." (Müslim, İman, 1, 74)
Görüldüğü gibi burada anahtar kavram "nasihat" kelimesidir. Nasihat kelimesi doğru anlaşılmadan, yahut Hz. Peygamberin bu kavramdan ne kastettiği tespit edilmeden Islâm’ın dörtte birine denk kabul edilen bu hadisin doğru anlaşılması mümkün değildir.
El-Hattabî’ye göre nasihat kelimesi tıpkı felâh kelimesi gibi "vecizu’l-esma"dandır, yani çok anlamlı bir kelime olup birkaç kelimeyle izah etmek mümkün değildir. (Hattabi, Garibu’l-Hadis, II, 282; Suyuti, Dibace, I, 76) ibn Manzur da aynı kanaattedir. Ona göre nasihat kelimesi Arap- çada çok geniş manaları olan bir kelimedir. (Lisa- nu’l-Arab, VI, 4438)
ibn Manzur’un da ifade ettiği gibi nasihat kavramını bir kelimeyle izah etmek mümkün değildir. (Lisanu’l-Arab, vı, 4437) Zira anlam çerçevesi oldukça geniş olan bir kavramdır.
Ancak bütün manalarını iki noktada birleştirmek mümkündür:
1. Nasihat bir şeyi veya bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak; ihlâs, sadakat ve samimiyettir. "Nasaha", arı duru oldu, saf oldu demektir. El-Esmaî, Arapçada saf bala "nasih" dendiğini Söylemiştir. (Kurtubî, el-Cami’ li Ahkâmi’l- Kur’an, vıı, 234) Çağdaş Arapçada da saf bala "el- aselu’n-nasih" dendiği bilinmektedir. (el-Muncid, s. 468) İçinde aldatma duygusu olmayan, kalbi halis kimselere nasih veya nasuh denmiştir. Nitekim Kur’an’da da içten, ihlâslı ve samimî olan tövbelere "tevbe-i nasuh" denmiştir. (Tahrîm, 8) Bir hadiste Hz. Peygambere "tevbe-i nasuh"un ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Sahibini bir daha günaha sevk etmeyen halis tövbedir." (Bey- hakî, Şuabu’l-lman, IV, 375; ibn Ebi Şeybe, Musannef, V, 99; Tahavî, Şerhu Maani’i-Asar, ıv, 290) Ayrıca Arapçada bir kimsenin aldığı bir kumaş parçasını bedenine uygun bir elbiseye dönüştürdüğünü ifade etmek için de "nasaha" fiili kullanılmıştır. Bu sebeple Arapçada dikiş iğnesinin bir adı "minsah"tır. Ay- nî’nin de belirttiği gibi kelimenin bu anlamını esas alacak olursak nasûh kelimesinin içten ve gönülden yapılan samimî tövbelere sıfat olmasının sebebi, günahlarla yırtılan dinin tövbe ile yeniden dikilmesinden kaynaklanmıştır. (Aynî, Umde, ı, 32i)
2. Nasihat kelimesinin manalarının birleştiği ikinci anlamı, insanları iyiye ve güzele sevk etmek için yapılan güzel konuşma, vaaz, öğüt, tavsiye, ihtar ve ibret verici ders ifadeleriyle anlatılmıştır. Türkçeye de sadece bu anlamı geçmiştir. (Bk. şem- seddin Sami, Kamus-i Türkî, 1463; Ferid Devellioğlu, OsmanlIca- Türkçe Ansiklopedik Lügat, 809) Aslında ikinci anlamıyla birinci anlam arasında bir ilişki kurulmamış da değildir. Nitekim İbn Manzur bunu kendisine nasihat edilen kimsenin hayrını istemek (Lisanu’l- Arab, ıv, 4438) diye ifade etmiştir. Gerek Osmanlı döneminde ve gerekse Cumhuriyetin ilk yıllarında tercüme edilen hadis eserlerinde ibn Manzur’un bu ifadesinden hareketle nasihat kelimesi ’hayırhahlık’ (yani başkalarının iyiliğini istemek) diye tercüme edilmiştir. (Bk. Haşan Hüsnü Erdem, Kırk Hadis Tercümesi, 26)
Burada yapılacak iş, Hz. Peygamberin "Din nasihattir." derken bu iki anlam grubundan hangisini kastettiğini tespit etmektir. Biz bunu iki açıdan tespit etmeye çalışacağız:
Birincisi, hadisin anlam bütünlüğü açısından,
İkincisi de hadislerin hadislerle yorumu çerçevesinde Hz. Peygamberin sair hadislerde bu kelimeye yüklediği anlamı tespit ederek.
Hadisin kendi anlam bütünlüğü açısından nasihat kelimesine vaaz, öğüt, tavsiye anlamını vermek mümkün görünmemektedir. Zira sahabe dinin nasihat kelimesiyle tarif edildiğini duyar duymaz kime yahut kim için diye bir soru yöneltmiştir. Hadiste geçen "limen" kelimesini "kime" diye tercüme etmek bu takdirde mümkün olmaz; zira Allah’a, kitaba veya Rasule vaaz, öğüt veya tavsiye söz konusu olamaz. Soru edatını "kim için" diye tercüme ettiğimiz takdirde de Allah, kitabı ve Rasulü için öğüt vermek belki anlaşılabilir, ama müminlerin meşru idarecisini ve bütün Müslü- manlar için öğüt vermek ifadeleri hadisin anlam bütünlüğünü yine bozacaktır. Aslında bu anlamı esas alan şarihlerimiz hadisin izahında birinci anlama yakın ifadeler kullanmak durumunda kalmıştır. Zira hemen hemen bütün şerhlerde Allah’a nasihat, onun varlığına ve birliğine iman; kitaba nasihat ayetlerine iman edip hükümleriyle amel etmek; Rasule nasihat onu seçip sünnetine tâbi olmak; müminlerin emirine nasihat, haklı meselelerde onlara itaat etmek, zulmettiklerinde isyan çıkarmamak; müminlere nasihat ise her hâlükârda onların iyiliğini istemek diye izah edilmiştir. (İbn Recep, Camiu’l-Ulûm, I, 215)
Nasihat kelimesinin Hz. Peygamberden gelen diğer hadislerde ne anlama geldiğine gelince bunun ilk örneği Hz. Peygamberin Medine’ye hicret esnasında müminlerden aldığı biat içine bu kelimeyi dâhil etmesidir.
Ahmed b. Hanbel’in rivayetine göre, Cerir b. Abdillah şöyle demiştir: "Rasulullah’a vardım ve sana İslâm üzere biat etmeye geldim dedim. O da benim ellerimi tuttu ve (ve’n-nushe li külli müslimin) her Müslüman için nasihat sözü aldı ve sonra her kim insanlara merhamet etmezse Allah da ona merhamet etmez dedi." (ibn Hanbel, Müsned, ıv, 358) Hz. Peygamberin Cerir’den aldığı söz Müslü- manlara öğüt verme sözü değil, saflarına katıldığı Müslümanlara karşı samimî olup iki yüzlü bir nifak içinde olmama sözüdür. Nitekim aynı hadisin başka bir tarikinde Cerir şöyle demiştir: "Hz. Peygambere gittim ve bana şartlarını koş, dedim o da bana şöyle dedi: Allah’a kulluk edip ona hiç kimseyi şirk koşmayacaksın, sana farz olan namazını kılacaksın, zekâtını vereceksin, Müslümanlara karşı samimî olacaksın (ve tensehul müslimin) ve kafirlerden ayrılıp, beri (uzak) olacaksın." (Ibn Hanbel, Müsned, IV, 360, 364, 365)
Hz. Ali ve Hz. Ebu Hureyre’nin ayrı tariklerle rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır: Selâm verdiğinde selâmını almak, aksırdığında kendisine dua etmek, hastalandığında ziyaret etmek, davet ettiğinde icabet etmek, öldüğünde cenazesine iştirak etmek ve gıyabında ona karşı samimiyeti elden bırakmamak" (ve iza ğabe en yensaha lehu) (Ibn Hanbel, Müsned, I, 89; ıı, 321; Nesaî, Cenaiz, 52, IV, 53; Darimî, Sünen, İstizan, II, 357, 2633)
Müslümanların sadece birbirinin yüzüne karşı değil, birbirinin gıyabında da samimî olmaları, evli eşler arasında fazlasıyla aranmış ve eşler arasındaki nasihat hâli (içten ve gönülden bağlılık) Ebu Umame’nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:
"Bir mümin için takvadan sonra, saliha bir eş kadar hayırlı ve yararlı bir şey olamaz; emrettiğinde itaat eder, yüzüne baktığında sevinç duyar, üzerine yemin içtiğinde yeminini boşa çıkarmaz ve onun gıyabında gerek nefsi ve gerekse malı konusunda samimiyeti ve bağlılığı devam eder." (ve in ğabe anha nasahathu) (Ibn Mace, Nikâh, ı, 596, 1857)
Buharî’nin rivayetine göre, Basra Valisi Ubey- dullah b. Ziyad sahabeden Makil b. Yesar’ı hasta yatağında ziyaret etmiş; Makil ona şu hadisi nak- letmiştir: "Allah herhangi bir kulunu bir topluma idareci yapar da o idareci halkını samimiyetle kuşatmazsa (felem yuhitha bi nasihatin) cennetin kokusunu bile duyamayacaktır." (Buharî, Ahkâm, 8, VIII, 107)
Nasihat kelimesine; ihlâs, samimiyet, içten ve gönülden bağlanmak anlamı verildiği takdirde, zıt anlamı; aldatmak, kandırmak ve iki yüzlü davranmak olur. Nitekim aynı hadisin Müslim’de yer alan tariki, nasihat kelimesinin zıt anlamı ile ifade edilmiştir. Müslim, "Kendi halkını aldatan idarecinin hak ettiği ceza" başlığı altında aynı hadise şu şekilde yer vermiştir: "Allah bir kulunu bir toplumun başına getirir de o da halkını aldatarak ölürse Allah cenneti ona haram kılar." (Müslim, İman, 63, 227, I, 126)
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "En hayırlı kazanç el emeği ile elde edilen kazançtır. (Ancak çalışan) samimi olursa." (iza nasaha) (Ibn Hanbel, Müsned, II, 334, 357) Görüldüğü gibi burada da nasihat kelimesinin öğüt ve tavsiyeyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Çalışan kişi, kimseyi aldatmadan ihlâs ve samimiyeti elden bırakmadan elinin emeği ile kazanıyorsa elbette onun kazancı en hayırlı kazançtır.
Ebu Umame’den gelen bir başka rivayete göre Rasul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: "Allah Buyuruyor ki; ’kulumun kendisiyle bana ibadet ettiği en sevimli şey, bana karşı ihlâslı ve samimi olmasıdır.’" (en nushu li) (Ibn Hanbel, Müsned, V, 254)
Ebu Hureyre’den gelen bir rivayete göre Rasul-i Ekrem gördüğümüz rüyaları rastgele herkese anlatmamamız gerektiğini söylemiş, ancak, alim ve nasih kimselere anlatabileceğimizi ifade etmiştir. "Rüyalarınızı sadece alim veya nasih (samimî) kimselere anlatınız." (Tirmizî, Rüya, 7; Ibn Hanbel, Müsned, II, 169)
Ebu Hureyre’den gelen diğer bir rivayete göre Rasul-i Ekrem sefere çıkarken şöyle dua etmiştir: "Allahım, seferde sahibimiz sensin, geride kalan ailemizi koruyacak sensin, bineklerin sırtında bizi taşıyan sensin. Allahım bizden nasihati eksik etme, bizi himayenden ayırma, seferin meşakkatinden, değişimin kederinden sana sığınırım." (Ibn Hanbel, Müsned, II, 401)
Görüldüğü gibi hem nasihat kelimesinin sözlük anlamı, hem dinî nasihat ile tarif eden hadisin iç bütünlüğü, hem de nasihat kelimesinin hadislerdeki kullanımı bu kelimenin ihlâs, samimiyet, içten ve gönülden bağlılık anlamına geldiğini göstermektedir. Nitekim bazı hadisçiler böyle anlamışlardır.
El-Hennad’ın rivayet ettiğine göre Hz. Ömer bir hutbesinde halkına şöyle seslenmiştir: "Gıyabımızda bize karşı samimi olmanız (en nasihatu bi’l- ğayb) ve hayırlı işlerde bize yardım etmeniz bizim sizin üzerinizdeki hakkımızdır." (El-Hennad, Kitabu’z- zühd, II, 602)
Nasihat kelimesini şefkat, rahmet, ülfet ve me- veddet kelimeleriyle birlikte zikreden Hâkim Tir- mizî de (Nevadiru’l-Usûl, ıı, 250) kişinin herhangi bir kimsenin yüzüne karşı nasıl davranıyorsa, nasıl bir bağlılık ve samimiyet gösteriyorsa, gıyabında da öyle hareket etmesini nasihat olarak adlandırmıştır. (Nevadir, ı, 361) El-Acurrî, Nasihat adını verdiği kitabın başında nasihati şöyle tarif etmiştir: "Nasihat, niyetin her türlü muamelede kötü şaibelerden arınmasıdır. Zıddı aldatmaktır." (Kurtubî, el-Ca- mi’, v, 234) El-Acurrî’nin nasihatin zıttı olarak "ğışş" yani "aldatmak" kelimesine yer verdiğine dikkat edilmelidir. Deylemî ise nasihatin zıttı olarak "adavet", yani "düşmanlık" kelimesini kullanmıştır. O, el-Firdevs adlı eserinde şöyle der: "Her alimle oturmayın! Sadece sizi beş şeyi terk edip beş haslete davet eden; yani şekten yakîn’e, kibirden tevazua, riyadan ihlâsa, rağmetten rahbete, adavetten nasihate davet eden alimlerle oturun." (v, 56) Kurtubî’ye göre ise nasihatin zıttı ihanettir. Buna göre Allah’a, Rasulüne ve kitabına karşı nasihat içinde olmayanlar ihanet içindedir. (el-Cami, x, 166) Beyhakî’ye göre Müslümanlara karşı nasihat içinde olmanın üç alâmeti vardır:
1. Kalbin Müslümanların elem ve kederlerinden dolayı hüzün duyması,
2. Müslümanların acılarına katlanmak,
3. Müslümanları, faydalı olan her maslahata irşat etmek. (Beyhakî, Şuabu’l-lman, VII, 523)
Ebu Abdillah Muhammed b. Nasr el-Merve- zî’ye göre nasihat kelimesinin asıl anlamı kim olursa olsun kalben bağlanmaktır. Nasihat farz ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır: Farz olan nasihat Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve haram kıldıklarından kaçınmak derecesinde bağlanmaktır. (İbn Recep, Camiu’l-ûlûm ve’l-hikem, 179)
Buharî’nin iman ile ilgili hadislerin başında "Ameller niyetlere göredir." hadisine yer verip sonunda ise bab başlığı olarak da olsa "Din nasihattir." hadisini zikretmesi oldukça manidardır. Zira bununla imanın amellerle birlikte niyete, niyetin ise ihlâs ve samimiyete dayanması gerektiğini ima etmiştir. (Buharî, iman, 138) ibn Hibban hadisin iki ayrı rivayeti için şöyle bir başlık kullanmıştır: "Kişinin Allah’ın dini konusunda kendisine ve bütün Müslümanlara karşı samimi olması gerektiğini haber veren hadisler." (İbn Hibban, X, 435.40 Kamil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 473)
Kâmil Miras da Tecrid-i Sarih’in tercümesinde nasihat kalimesinin asıl anlamını tespit etmiş ve şöyle demiştir: Gerek Mazerî’ye gerekse diğer ehli lügate göre nasihat, gişşin nakizi olarak müstameldir. Balı mumundan ayırıp tasfiye etmekten müştaktır. Sözü gıllu giyşten tasfiye balı mumdan tasfiyeye teşbih edilmiştir. Binaenaleyh lugaten nasihat gönülden gıllü giyşi çıkararak nasihat edilen kimsenin hayr ü saadetini samimiyetle arzu ve temenni etmektir. Bu mana kavlen nasihattir ki örfümüzde bu suretle müstameldir. Şeriat örfünde nasihat ise yalnız kavlen hayırhahlık değildir. Temim-i Darî’nin rivayetkerdesi olan "Dinin kemali hasseten nasihattir." hadisi şerifteki nasihat efal-i hayriyeye de şamildir. Her hayır söz ve her hayır İŞ nasihattir. (Kamil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 473)
Bütün bunlara rağmen gerek Türkiye’de, gerekse İslâm âleminin diğer bölgelerinde nasihat kelimesini aldatmak, kandırmak, ihanet, adavet ve iki yüzlü davranmanın zıttı olarak "ihlâs, samimiyet içten davranmak ve gönülden bağlanmak" anlamı değil de "öğüt, vaaz ve tavsiye" anlamı öne çıkmış ve bu hadis "din samimiyettir" yerine "din vaaz ve irşattır" şeklinde anlaşılmıştır.
Vaizler yaptıkları işin, üstlendikleri görevin dinin özüne taalluk ettiğini ifade etmek için söze hep bu hadisle başlamış ve hadise de bu yanlış anlamı yüklemişlerdir. Bu hadisin, dinin dörtte birine denk sayıldığını daha önce ifade etmiştik. Buna göre hadise yanlış anlam verdiğimizde dinin dörtte biri vaaz ve irşat; doğru anlam verdiğinde ise dininin dörtte biri ihlâs ve samimiyet olacaktır.
Öyleyse din nasihattir, nasihat ise samimiyettir.