Makale

Gelin Gönüller Yapalım

GÜNDEM

Gelin Gönüller Yapalım

Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

“Gönül” genel olarak “kalp”, bazen de “nefis” anlamına kullanılan özbeöz Türkçe bir kelimedir. Gönül kelimesinin Farsça karşılığı “dil”, Arapça karşılığı da “kalp”tir. Ehlikalp ve ehlidil ile gönül erbabı aynı manayadır. Kur’an ve hadislerde geçen “kalp” kelimesi ile Türkçedeki “gönül” eş anlamlıdır. Nitekim Kur’an’daki: “Kör olan gözler değil, göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc, 22/46.) ayetinde “gönül körlüğü” anlatılmaktadır.
Ârifler “Rahman” adıyla gönül arasında sürekli bir münasebet görmüşlerdir. Çünkü Rahman ismi, bu âlemdeki istisnasız bütün yaratıkları rahmetle kuşatır. Gönül bu tür bir tecelliye mazhardır ve her varlığa şefkat ve merhamet nazarıyla bakmayı telkin eder. Rahman sıfatı, kalp yufkalığı ve gönül enginliğinin kaynağıdır. Gönüller yapmak, gönüller arasında sevgi köprüleri kurmak Rahman’a yakın olmaktır.
Gönül insanı denilince aydınlanmış bir kalbe sâhip, davranışlarını kalp ve gönül yörüngesinde yöneten, empati yapmasını bilen, başkalarının derdini hisseden, imkanlarını paylaşan insan hatıra gelir. Gönül yapmak bir kalp eylemidir. Bunu ancak gönül insanı kıvamına erenler gerçekleştirebilir.
Gönül yapmak canını ve malını Allah’a adayarak (Tevbe, 9/111.) kalbiselime ermek (Şuara, 26/89.) ve gönlünü gönüller sultanına vermekle başlar. Bu anlayış kişiyi başkalarıyla birlikte yaşama ve onları kabullenme algısına yüceltir. Her insanı potansiyel Müslüman görmeye, Müslüman kardeşini kendisine tercih edip karşılıksız severek vermeye yöneltir.
Gönül yapmak -inançları, statüleri, renkleri ve dilleri ne olursa olsun- bütün insanlarla iyi ilişki kurarak güzel davranışlarla kuşatmaktır. Gönüller yapmak lafzi ve kavli olmaktan çok fiili ve tatbiki bir iştir. Bu yüzden irfan ehli, gönüller yaparken insanları sözden çok davranışla etkileme yolunu tercih etmişlerdir. İnsanı etkileyen de güzel söz ve yaldızlı laflardan çok sağlam karakter ve tutarlı davranışlardır.
Gönül yapmak, herkese özellikle yıkık gönüllere değer vermektir. Mevlana der ki: “Senin bir saman çöpü kadar değer vermediğin yıkık gönül, arştan da üstündür, kürsüden de, levhden de, kalemden de. Hor bile olsa, sen o gönlü hor tutma, o horluğu bile pek üstündür. Yıkık gönül Allah’ın baktığı varlıktır. Onu yapan can ne kutludur.” (Divân-ı kebir, VII, 609, b. 8077-88.)
Gönüller yapmak insanları sevindirmek ve kırık kalpleri onarmaktır. Gönle girmek, gönül imar etmek insani bir iştir. Gönül yapmak ne kadar güzelse, gönül yıkmak; hele hele yüreği yufka, yıkık gönüllere dokunmak o kadar büyük vebaldir:
Fukara gönlüne her kim dokuna
Dokuna sînesi Allah okuna
İslam, insanlara aşkla yaklaşan bir ruhun temsilcisidir. Aşk sayesinde merhamet çekirdeğinden fışkıran mesuliyet, insanı sınırlı ve dar yapılı bir varlık olmaktan kurtarır ve gönüller yapmaya sevk eder. Gönüller yapmak birlikte olmayı ve tanışmayı, tanış olmak ise sevip sevilmeyi sağlar. Nitekim Yunus ne güzel söyler:
Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz
(Yunus Emre Dîvânı, İstanbul 2005, s. 109 (103/5)
Ben gelmedim dâvî için / Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim (age. s. 176 (179/2.)
Gönüller yapmak “güzel ahlak ve edep”i hayatın her ânında yansıtmakla; kötülüğe bile iyilikle mukabele etmekle mümkündür. Çünkü gönüller yapmada başkalarıyla geçimli olmak, kahır çekmek ve yük kaldırmak esastır:
Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek / Sen derviş olamazsın
(a.e., s. 115 (111/2)
Gönüller yapmak, incinmemeye ve incitmemeye bağlıdır. Temelinde hamlık, hoyratlık olan kaba davranışlar ve haddini bilmeyen küstah tavırlar insanları incitir, üzer ve gönüller kırar. Nübüvvet pınarının serçeşmesi Hz. Peygamber (s.a.s.) incinmeme ve incitmeme konusunda insanlığa model olmuştur. İslam tarihi boyunca ümmetin yaşadığı güzelliklerde Allah Rasulü’nün yüce şahsiyetinin ve üstün karakterinin izleri vardır. İnsanlar o şahsiyete yaklaşabildikleri ölçüde toplumda kabule lâyık faziletlere ermişlerdir.
Gönüller yapmanın bir özelliği olan incinmemek ve incitmemek, edebiyatımızda ayrı bir güzellik rüzgârı oluşturmuş ve pek çok şair bu konuda duygularını dile getirmiştir. Bunlardan biri olan Pertev Paşa bu manayı şöyle ifade eder:
Ne şemm et bülbülün verdin, ne de hârdan incin
Ne gayrın yârine meyl et, ne sen ağyârdan incin
Ne sen bir kimseden âh al, ne âh u zârdan incin
Ne sen bir kimseden incin, ne senden kimse incinsin
Gönüller yapmak başkalarının derdiyle dertlenmeye ve diğerkâm olmaya bağlıdır. Diğerkâmlık önce kendini değil kardeşini düşünmek ve onun ihtiyaçlarını görmeyi daha önemli saymaktır. Hodkâmlık ise kendini düşünmek, nefsini öne çıkarmak, bencil davranmaktır. Şâir insan yüreğinde bulunan başkalarının dertleriyle dertlenme erdemine ne güzel vurgu yapmaktadır:
Gündüz bir derd, gece bir derd
Bilemedim nice bir derd
Sol böğrümde ince bir derd
Batar Yunus Yunus diye.
Başkalarının derdini hisseden bir anlayışa sâhip gönül insanı, kendi malını da kardeşinin malı olarak görür. “Çünkü onda artık benlik yerini bizliğe bırakmıştır.” Bu tür yaklaşım tarzı, özellikle yokluk ve darlık zamanlarında; acıları paylaşıp imkânları bölüşmenin gerekli olduğu dönemlerde ayrı bir önem kazanır.
Gönül yapmak cömert olmak ve tevazu ile davranmaktır. Zira insanoğlunun ölümünden sonra gönüllerde yaşamasını sağlayan en önemli hususiyet tevazu ve cömertliktir. Tevazu gönlü herkese, cömertlik ise imkânları başkalarına açmaktır.
Toplumu bir vücut, bir organizma; fertleri de organizmanın organ ve hücreleri gibi gören Allah Rasulü, toplum kesimleri arasında bir uçurumun olmamasına özen gösterirdi. Allah Rasulü fakirlik ve maddî sıkıntıyı en derin biçimde hisseden insanların yüreklerini serinletmek, karınlarını doyurmak ve rahatlatmak üzere daima ashabını onlara karşı cömert ve diğerkâm davranmaya teşvik ederdi. Nitekim Allah Rasulü ashabına: “İki kişilik yemeği olan üçüncü, dört kişilik yemeği olan beşinci ve altıncı... kişi olarak suffalılardan alıp evine götürsün” (Buhari, Mevakitü’s-salat, 41; İbn Hanbel, I, 197.) buyururdu. Çünkü en büyük zenginlik sayılan kanaat sayesinde “iki kişiye yetecek yemek dört kişiye de yeterdi.” (bkz. İbn Hanbel, III, 301; İbn Mace, II, 1084.) Asr-ı saadetteki gönül yapan bu isar ve diğerkâm tavır, manevi yükselişin adı olmuştu.
Başkalarının derdini görmek ve onların farkında olmak gönüller yapma adına en büyük erdemdir. Bakmakla görmek arasında fark vardır. Bakmaz ve görmezseniz gönlünü yapacak ne fakir, ne yetim, ne acı çeken, ne de dertli bulabilirsiniz. O yüzden önce bakmak ve görmek, sonra hissetmek gerekiyor. Baktığında yaralıyı, dertliyi, hüzünlüyü görebilmek ve kendisi için O’ndan bir şefkat nasibi elde etmek için gönüller yapmak bütün dünyayı yüreğinde taşımaya adım atmaktır.