Makale

İftarlık Atom

DİN GÖREVLİSİNİN
HATIRA DEFTERİNDEN

İftarlık Atom

Ali AYGÜN

Bu kaçıncı ramazan, daha kaç tane kaldı?
Renk uçuk, nakış silik, ocak sönük... Ne kaldı?
Necip Fazıl Kısakürek

NİHAYETSİZ lütuf ve ihsan günlerini içinde barındıran bir ramazan ayına daha ulaştık. Modern dünyada örselenmiş ruhlarımıza şifa olacak, kalbimizi bereketlendirecek yeniden ramazan. Müminler yine kardeşlerine sofralarını açacak, fakir ve yoksullara, garip ve kimsesizlere dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin yardım edecek. Komşusu açken tok yatamayan müminin iyiliğinden herkes sanki onun yakın komşusuymuş gibi bu ramazanda da istifade edecek. Ruhlarımız oruçla, kardeşlikle, iyilikle tedavi olacak ve böylece oruç ruhların şölenine dönüşecek.
Çocukluğumun ramazanları
Ramazan geldi dayandı
Camiler nura boyandı
Top atıldı kandil yandı
Cümle âlem buna inandı
1980’li yılların Samsun’unda, çocukluğumun ramazanlarını anımsıyorum. Aylar öncesinden ramazan hazırlığına başlardı yengemler, ablamlar… İmece usulüyle açılan yufkalar, özellikle sahur sofralarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alırdı. Ramazana yakın bir zamanda komşular toplanır, bahçeye kocaman bir odun ateşi yakar, üzerine bir sac yerleştirir ve sırası ile açılan yufkaları burada pişirirlerdi. İlk pişen yufkaları yemek için ateşin başında sıraya girmek biz çocukların pek hoşuna giderdi. Sonra hazırlanan yufkalar, çarşaflara sarılıp ramazan yiyeceği olarak dolap üzerinde itina ile saklanırdı.
Ramazan davulunun sesi zaman zaman maniyle mezcolup yankılanırdı çocukluğumun ramazanlarında:
On bir ayın sultanı
Kıymetlidir her anı
Süslersin şu cihanı
Hoş geldin ya ramazan!
Ramazanın on beşinden sonra davulcular maniyi değiştirir yavaş yavaş ramazanı uğurlamaya geçerlerdi:
İşte geldi gidiyor
Mutlu günler bitiyor
On bir ayın sultanı
Bize veda ediyor.
Bu manilerle geçerdi ramazan geceleri. Uyanık olsam da yatağın içinde kalır, davulcunun o yanık sesini dinlerdim, ta ki sahur sofrasının hazır olduğunu haber veren annemin sesini duyana kadar.
Çocukluğumun ramazanları biraz da atom demek. Samsun’da, ramazanla özdeşleşmiş bir tatlıdır atom. Hâlâ üretilmeye, satılmaya ve yenmeye devam edilir. Ramazan pidelerinin üzerine sürülen yumurtanın sarısından arta kalan beyazını değerlendirmek için yapılır atomlar. Atomun ramazanla özdeşleşmesi de bundandır. 1980’lerde, çocukluğunu Samsun’da geçirip de ramazanda atom yememiş, hatta atom satmaya yeltenmemiş çocuk bulamazsınız desem abartmış olmam. Ramazanda özellikle simit fırınlarında yapılan atom, yağlı bir kâğıdın üzerine itina ile yerleştirilir, oradan da tepsilere dizilerek satışa çıkarılır. Satıcılar gün boyu sokakları: “Atom var atoom, iftarlık atoom!” diye inletir. Hatta bu, teravih sonrasına da uzar. Camiden huzurla çıkan kalpler, atomla daha da neşelenir.
Samsun Kavak Kazancı köyünde ramazan
Ramazanın ibtidası
Kuruldu cennet binası
Bu ayda oruç tutanın
Kabul olur her duası
İlk mihrap görevimi aldığımda ramazan ayıydı. 1997’nin karlı, soğuk, son günleriydi. Anneciğim: “Ramazan ayı; iftarda, sahurda tek başına ne yapacaksın!” diyerek beni yalnız bırakmamış, beş haneli bu köyceğize benimle gelmişti.
Her akşam bir eve iftara davetliydik. Annemle onlara iftara gitmemizden çok memnun oluyorlardı. Gitmezsek gönül koyacaklardı bize. Altıncı gün, köy halkını sırayla biz iftara davet ediyorduk. Anneciğimle misafirleri iştiyakla ağırlıyorduk. Sonra yeniden biz onlara iftara gidiyorduk.
Namaz, oruç, iftar, teravih, sahur, vaaz, sohbet, Kur’an tilavetleri ve davetlerle geçmişti ramazan…
Samsun Bafra Elalan köyünde ramazan
Cümle âlem mesrur olur
Hep günahlar mağfur olur
Cümle yer gök pür-nur olur
Mübarek kadir gecesi
16 yıl aradan sonra öğretmenlik müktesebatıyla yeniden mihraba geçmiştim, on bir haneli bir köyceğizde. Bu sefer yanımda ne anneciğim ne de bir başkası vardı.
İşte ilk teravih başlamıştı. Teravihten önce yirmi, yirmi beş dakika vaaz etmiştim. Kadın cemaatimiz üst katta yerini almıştı. Çocuklarımız da camideydi. Sonra namaza geçildi. Kalpler bir olup Allah’a yöneldi.
Ramazan 2014’te yaz Kur’an kurslarıyla gelmişti. Öğleye kadar derslerimiz devam ediyordu, öğleden sonra da sosyal etkinliklerde bulunuyorduk. Kadir gecesinde, yaz Kur’an kursuna devam eden öğrencilerimizle bir program gerçekleştirmiştik.
Namazdan sonra köyün ileri gelenlerinden Muzaffer Dayı: “Hocam, saladan sonra seni sahura bekliyoruz.” dediğinde çok şaşırmış, “İftara değil miydi, Muzaffer Dayı?” diye tepki vermiştim. “Tek başına mı bırakacağız seni hocam, keşik var bizim köyde, bekâr hocalarımızı hem iftara hem de sahura sırayla davet ediyoruz?” demişlerdi. “Sizi gece gece rahatsız etmeyeyim.” sözlerim onları ikna etmeye yetmemişti. Kendi evlatları gibi bağırlarına basmışlardı beni.
Sahur salası okumaya giderken keşiğin olduğu evin ışığının çoktan yandığını görüyordum. Sahurda evlerin ışıkları bir bir yandığında köy, bir şölen hazırlığındaymışçasına uyanıyordu. Beni en güzel şekilde ağırlamaya çalışıyorlardı. Hele çocuklar, ben geleceğim diye heyecanla yolumu gözlüyorlardı. Adeta her evin bir üyesi olmuştum burada.
Ve bugünün ramazanı
Ya Rab, şu muazzam ramazan hürmetine,
Kaldır aradan vahdete hail ne ise.
Ya Rab, şu asırlarca süren tefrikadan
Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se
Mademki verdin bize bir ruh-ı nevîn
Ya Rab, daha bir nefha-i te’yîd insin.
Mehmet Akif Ersoy
Bugün, zaman ve mekân itibarıyla o günlerden çok uzak bir yerde, kendi kendime iftar ve sahur yapacağım. O kalabalık iftar, sahur sofraları olmayacak. “Ramazanlar her sene başkalaşıyor”. “Ah, nerede, o eski ramazanlar!”, “Çocuklarımız eski ramazanları bilmeyecekler.” yakınmaları bir tarafa akraba ve komşulardan uzakta ramazanı idrak etmenin büyük bir mahrumiyet olduğunu anlıyorum.
Bu ramazan, yitirdiğimiz sılayırahim, kardeşlik ve dayanışma duygularımızı canlandırsın!
İnsani ilişkilerimizin yeniden inşasına katkılar sağlasın!
Hayatımızı bereketlendirsin!
Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun.