Makale

KLONLAMANIN Ahlaki Boyutu

KLONLAMANIN
Ahlaki Boyutu

Doç. Dr. Adnan Bülent Baloğlu
Dokuz Eylül Üniv. Ilâhiyat Fak

Klonlama teknolojisi, bilindiği gibi, canlı bir organizmanın genetik ikizini üretmenin yanında başka amaçlar için de kullanılmaktadır. Bu gelişme, insanlığın biyoteknoloji alanında geldiği aşamanın sınırını göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Öncelikle hayvanların klonlanması ile işe başlanmış ve nihayette insanın klonlanması safhasına gelinmiştir. Türü ıslah, hastalıkların ve özellikle kısırlığın tedavisi, ilâç ve doku üretimi gibi gerekçelerle geliştirilen oldukça yeni bu yöntemin, insanlığın geleceği ile ilgili bir takım endişeleri de gündeme taşıdığı muhakkaktır. Nitekim, istenirse insanın da kanlanabileceği haberi ile birlikte, uzmanlar tarafından konunun tıbbî, dinî, ahlâkî, hukukî boyutları da tartışılmaya başlanmıştır.
Bilimin sağladığı bilgi ve imkânların doğru ve faydalı bir biçimde kullanılması asıl hedeftir ve arzulanan şeydir. Ancak, bunu kötü bir niyetle yıkıcı amaçlar için kullanma söz konusu olduğunda ahlâkî değerlerin dumura uğraması da kaçınılmazdır. Öyleyse, bir eylemi başlatırken eylemin sonuçlarını önceden hesaplayabilmek, sonunun nereye varacağını önceden tahmin edebilmek önemlidir. Toplumsal barış ve huzurun sağlanabilmesi için, kişi daimi bir sorumluluk bilinciyle hareket etmeli, kendinden başka varlıkların mevcudiyetini de hesaba katmalıdır. Bir anlamda bu, söz konusu eylem veya davranışın hem kendimizle hem de başkalarıyla ilgili ne gibi sonuçlara yol açacağını önceden sorgulama halidir, insan davranışlarını düzenleyen, yönlendiren ve denetleyen ve adına ahlâk denen mekanizmanın, toplumsal birlikteliğin sağlanması, barış ve uyumun gerçekleştirilmesi, bireysel ve toplumsal ilişkilerin sürdürülmesi ve pekiştirilmesi adına işletilmesi, işlerliğinin devam ettirilmesi insanlığın geleceği ve toplumsal kaosun önlenmesi açısından hayati bir öneme sahiptir.
Klonlama konusu ile ilgili olarak hemen belirtmeliyiz ki, batıda, Kilise’nin de içinde bulunduğu bir kesim, tartışmayı daha ziyade dinî ve ahlâkî boyutlarda devam ettirmektedir. Özellikle, konu ile alâkalı olarak tıp, hukuk, ahlâk ve felsefe alanlarındaki uzmanlardan karma bir komisyon oluşturan Vatikan’ın bu mesele ile ilgili tavrı açıktır: "Aynı zamanda, herhangi bir cinsellik söz konusu olmaksızın, ’ikiz bölünme/üreme’ veya klonlama veya partenogenez (cinsî münasebet olmadan) yoluyla insan elde etmek için yapılan teşebbüsler veya ortaya konan hipotezler ahlâk kanununa aykırı telâkki edilmelidir, zira bu yöntemler hem beşeri döllemenin hem de evlilik birlikteliğinin şerefine aykırıdır." İlâveten Vatikan, bir noktada gayet hassas olduğunun altını çizer: "Bu şekil davranmakla, araştırmacı, Tanrı’nın yerini gasp eder ve o bunun farkında olmasa bile kendisini diğerlerinin kaderlerine hükmeden efendi yerine koyar."(www.american catho- Iic.org/Messenger/Mar1998/Feature2.asp) Benzer şekilde, insan klonlamanın doğrudan insanın şerefini rencide ettiği ve Tan- rı’nın dölleme (procreation) ile ilgili plânını hiçe saydığı gerekçesinden hareketle, Vatikan temsilcisi Peder Gino Concetti de, sert bir biçimde şunları söyler: "Kilise, bir dölleme metodu olarak insanın klonlanmasını, kınamaktadır; zira bu yöntem, Kutsal Kitab’ın evlilik yoluyla üreme ilkesine zıttır." (http://xtramsn.co.nz/techno- logy/0,,7937-1958010,00.html)
Türkiye’de ise; konunun tıbbî boyutunu hariç tutarsak dinî, ahlâkî ve hukukî yönleri ile ilgili görüşlerin daha henüz tam ve detaylı bir biçimde tartışılabildiğini söylememiz pek mümkün değildir. Biz burada klonlamanın ahlâkî boyutu ile ilgilenerek, bu hususta neler söylendiğini veya söylenebileceğini ortaya koymaya çalışacağız.
Klonlamaya yöneltilen itirazlar ve karşı itirazlar
İlk etapta klonlamaya karşı pek de ılımlı bir tavır sergilemeyenlerin oldukça ciddi itirazlar serdettiklerini söylememiz yerinde olacaktır. Onların bu itirazlarını maddeler halinde sıralayabiliriz:
* insanlar Tanrı rolü oynamamalı.
* Klonlama, insan onurunu zedeler ve insanları ’yerine yenileri konabilir ürünler’ konumuna getirir.
* Klonlama, embriyoları tahrip etme riskini de taşır.
* Klonlama, insanlar üzerinde gayri ahlâkî bir denemedir.
* Klonlananlar, toplumda diğer insanlara göre aşağı kabul edileceklerdir.
* Klonlama, aile ilişkilerini değiştirecek, hatta zedeleyecektir.
* Klonlama, beşerî münasebetleri ve toplumun mahiyetini de değiştirecektir.
* Klonlamanın gerçekleşmesi ile birlikte, insanın arzularına gem vurma imkânı ortadan kalkmış olacaktı r.(www. bbc.co.uk/relig ion/et- hics/cloning/clones.shtml)
Maddeler halinde sıraladığımız bu itirazların, daha ziyade klonlamanın ahlâkî boyutu ile alâkalı olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim bu itirazlar, batıda klonlama üzerine yapılan anketler neticesinde derlenmiştir ve anketlere katılanların ahlâkî endişelerini dile getirmektedir. Şüphesiz, bu görüşleri önemsiz ve yersiz bulanlar da yok değildir. Onların konu ile ilgili görüşlerini de şu şekilde sıralamak mümkündür: "Yasaklama kötü bir şeydir; klonlamanın kimseye zararı yoktur; bireylere aileleriyle alâkalı daha fazla seçenekler sunar; kısır veya çocuğunu kaybetmiş olanlara çocuk sahibi olma imkânı tanır; insanlara istedikleri üreyim (reproduction) tarzını seçme imkânı verir; eşcinsellere bile biyolojik çocuk sahibi olma imkânı doğmuş olur; bu sayede çocuğun daha iyi ve sağlıklı genlere sahip olması mümkün olur; gelişme ve ilerlemenin önünde durmak yanlıştır; dinler, klonlamayı yasakladıkları takdirde kendi gelişmelerinin, hürriyetlerinin önüne de set çekmiş olurlar; evrensel bir felaketin akabinde, klonlama sayesinde insanlık kendi türünü muhafaza edebilir ve yeniden Üretebilir."(www.bbc.co.uk/religion/ethics/clo- ning/clonespro.sthml)
Dikkat edilirse, ilk anda göze çarpan husus, klonlama konusunda kafaların bir hayli karışık olduğudur. Üstelik, tartışmanın boyutlarının da oldukça geniş bir alanı kapsayacağı anlaşılmaktadır. Halkın, hayvanların klonlanması fikrine henüz ısınamamışken, bir de insanın klonlanması fikriyle yüz yüze gelmesinin, bu kafa karışıklığının önemli sebeplerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Nitekim, Amerikan halkı arasında ’Dolly’ adlı koyunun klonlanmasından sonra yapılan bir ankette, (http://facweb.stvin cent.edu/academics/religioustu/writings/logston1 .html) her üç Amerikalıdan ikisinin klonlamayı gayri ahlâkî bulması ve %56’sının da ’klonlanmış’ bir hayvanın etini yemeyecekleri şeklinde görüş bildirmeleri oldukça dikkat çekicidir. Diğer taraftan, Çinlilerin insan genlerini domates ve biberlere şırınga ederek, bu teknikle onların daha hızlı büyümesini ve daha iri olmasını hedeflediklerini de göz önüne alacak olursak insan genlerinin çok farklı amaçlar için de kullanılabileceği, dolayısıyla insan genleri ve klonlama ile ilgili tartışmanın boyutlarının oldukça geniş bir alanı kapsayacağı rahatlıkla anlaşılmış olacaktır.
İnsanın değeri ve haysiyeti
Dinimiz, her insanın eşsiz bir değere sahip bulunduğunu, insan hayatının yerini doldurmanın imkânsız olduğunu temel ve değişmez bir ilke olarak kabul etmiştir. Bu çerçevede Islâm hukukçuları da "insan şeref ve haysiyetinin muhafazası" için, hayat hakkı başta olmak üzere insanın aklının, malının, dininin ve şerefinin korunmasının zorunluluğunu ve bunu sağlamanın da devletin üzerine bir yükümlülük olduğunu karara bağlamışlardır. Dikkat edilirse, bütün bu hakların hepsi, hürriyet kavramı ile de yakından ilgilidir. Bir başka ifade ile, insanın hayatı, malı ve dinî korunduğu zaman, şeref ve hürriyeti teminat altına alınmış, aklı korunduğu zaman da zihinsel melekelerinin "bütünlüğü" korunmuş olmaktadır. Böylece, insan ile diğer canlı varlıklar arasında varolan aslî ayrımın mahiyeti ve vasfı da ortaya çıkmış olmaktadır.
Bugün genetik mühendisliğinin geldiği aşama ve elde ettiği gelişme düzeyi ister istemez tartışmaların ve konuların insan bedeni etrafında yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Araştırmalarda genlerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, bu çabaların "Allah’ın iradesine etkide bulunma", "Allah’ın işine karışma", "Allah ile yarışma", "Tanrılığa soyunma", "Allah’ın ulûhiyetine ortak olma" gibi itirazları da beraberinde getirdiği görülmektedir. Aslında, Faz- lur Rahman’ın da ifade ettiği gibi, "Allah’ın iradesi" denen şey, "genellikle, insan eylemleriyle kesintiye uğratılamayan tabiat süreçleri" (Fazlur Rahman, Islâm Geleneğinde Sağlık ve Tıp, Çev. A. Bülent Baloğlu, A. Çiftçi, Ankara Okulu Yay., Ankara 1997, s. 155.) demektir. Bu çerçeveden bakıldığında, Allah, "gökyüzünü, yeryüzünü ve onların arasında bulunan her şeyi insanoğlunun hizmetine sunduğunu" (Lokman, 20; krş. Bakara, 29; 12-13) belirtirken, bunu gerçekleştirebilecek olanların ancak ve ancak hürriyet ve şerefi teminat altına alınan, zihinsel melekelerinin bütünlüğü korunan insanlar olacağı açıktır. Ne var ki buradaki kriter, insanların kendi geçici ve aldatıcı heva ve heveslerine uymamaları, tabiatta bozgunculuk yapmamaları, kendilerine verilen nimetleri en iyi şekilde değerlendirmeleridir. İnsanın, Allah’ın işine veya iradesine müdahale etmesi veya edebilmesi söz konusu değildir; bilâkis o, kendi bencilliği, hırsı, kısır görüşlülüğü ile sadece kendisine zarar verebilir. O halde açık bir biçimde ifade etmek gerekirse, Kur’an-ı Kerim, insanı tabiatı düzenlemeye, kanunlarını keşfe çağırmaktadır. Bu sebeple onun, Allah’ın kanunlarını taklit etmesi ürkütücü değildir. Burada endişe duyulması gereken husus, insanın şeytanla yarışarak tabiatın düzenini alt üst etmesi ve nihai noktada ahlâk kanunlarını hiçe saymasıdır. (Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an, Çev. Alparslan Açık- genç, Ankara Okulu Vay., Ankara 1999, s. 44.) Böyle bir aşamaya gelindikten sonra geri dönüş mümkün değildir, zira tabiatın düzeninin alt üst olması ve ahlâk kanunlarının ayaklar altına alınması insanın da acıklı bir sonla karşı karşıya kalması demektir. Ahlâkî açıdan insan klonlama Her ne kadar toplumlar, ahlâken neyin yanlış olduğu konusunda bir görüş ayrılığı içinde değillerse de, ahlâki telâkkilerin nasıl dikkate alınacağı veya nasıl değerlendirileceği konusunda ortak bir görüşe sahip bulunmamaktadırlar. Meselâ, konumuzda olduğu gibi, klonlanan çocuğun uğrayacağı muhtemel fiziksel, zihinsel ve psikolojik zararlar söz konusu olduğunda, bireysel özgürlük ve araştırma hürriyeti gibi en temel haklardan hâlâ söz edebilir miyiz? (http://www.cs.virginia.edu/jones/tmp352/pro- jects98/group1 /ethic.html) Bu iki hususu birbirinden tamamen ayrı mı düşünmeliyiz, yoksa bir şekilde onları bir arada telif etmemiz, uzlaştırmamız mümkün müdür? Tartışma konusu insanın kendisi olduğu zaman, olayın boyutunun daha da değişik bir görünüm aldığı, konunun enine boyuna daha bir hassasiyetle tartılması, artıların ve eksilerin ciddi bir biçimde dikkate alınması gerektiği ortadadır, insanın klonlanması üzerine düşünecek olursak, her ne kadar bu olay daha henüz gerçekleşmemişse de, gerçekleştiği takdirde insanlığı nelerin beklediği ile ilgili olarak şimdiden birtakım muhtemel ihtimaller üzerinde durmamız zorunludur. Dolayısıyla, klonlama ile birlikte toplumu bekleyen sorunların ahlâk boyutunu ele almak, toplumsal barış ve huzurun temini açısından olduğu kadar, insanlığın gelecekteki kendi kaderini belirlemesi açısından da oldukça önemlidir.
Burada, her ne şekilde ve hangi amaçla olursa olsun, insana gereksiz yere zarar verilemeyeceği hususunun en önemli ahlâkî itirazı oluşturduğunu belirtmeliyiz. Söz konusu itirazın özünde, bu yeni teknolojinin, mevcut insanlar için olduğu kadar klonlama yolu ile üretilmesi plânlanan insanlar içinde büyük riskler taşıdığı tezi yatmaktadır. İlâveten, klonlama ile birlikte, önümüzde cevaplanması gereken daha başka -ve bize göre de oldukça ciddi- sorular da durmaktadır. Her şeyden önce, bir çocuğu klonlamanın, kabul edilen ahlâk normlarını ihlâl etmeden yapılabilmesi mümkün müdür? Klonlama, çocuğun aile ve toplum ile olan ilişkilerini nasıl etkileyecektir? Klonlamaya evet denildiği takdirde, bu uygulamanın ileride daha başka talep ve uygulamalara kapı açmayacağından nasıl emin olunabilecektir? Klonlanmış bir çocukta, klonlama işleminin sonucu olarak dünyaya gelmiş olmanın verebileceği fiziksel ve psikolojik zararlar nasıl telâfi edilebilecektir? Klonlama işlemine katılanların acı veya ıstırap çekmeyecekleri, suistimal edilmeyecekleri, üzerlerinden haksız kazançlar temin edilmeyeceği nasıl garanti edilebilecektir? Klonlanan kişinin, gerçek insana denk ve eşit telakki edilmediği takdirde, onu klonlayanlar (yani yaratıcıları) tarafından kendi menfaatleri -meselâ, organ ve doku nakli vb. gibi- doğrultusunda kullanılmayacağı garanti edilebilecek midir?
Oldukça önemli ve ciddi olan bu sorulara yoğunlaştığımızda, son tahlilde klonlama uygulamasında kazananın veya kaybedenin kim olacağı -klonlanan mı yoksa onu klonlayanlarmı- konusunun müphemliğini muhafaza ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu uygulamadan belli bir ırk, belli bir zengin sınıf mı istifade edecektir? Değilse bile bu nasıl önlenebilecektir? insana ve çevreye maliyeti ne olacaktır? Bütün bu sorular ciddi olarak tartışmaya açılmalıdır. Üstelik, klonlama uygulamasının embriyoya zarar verip vermeyeceği hususu henüz netlik kazanmış değildir. Bilim adamlarının Dolly’i yaratıncaya kadar tam 277 deneme yaptıklarını söylersek, insanı klonlamanın bundan çok daha karmaşık ve çetrefilli bir iş olduğunu kolayca tahmin edebiliriz. İnsanı klonlamadaki riskler çok daha büyüktür, insan klonlama esnasında ölüm oranı yüksek olduğu gibi, doğumdan kalabilecek arızala- rın oranının da bir hayli yüksek olabileceği tahmin edilmektedir. Bir başka husus ise, klonlama ile vücuda getirilen canlının hücrelerinin daha hızlı olarak yaşlandığı görülmüştür. Bütün bu teknik hususları, klonlamanın ahlâkî boyutunu tartışmada dikkate almanın bir İnsanî vecibe olduğu ortadadır.
Açıkça ifade etmeliyiz ki, bilimsel ve teknik gelişme ne olursa olsun, birey olarak insanın şeref ve haysiyetini temin ve tesis etmede tampon rolü oynayan ahlâkî değerlere büyük bir saygı duyulması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Buradaki illet, tıp biliminin de teyit ettiği üzere, insan hayatının en yüce bir değere sahip olmasıdır. Bilindiği üzere, bilgi sahibi olmak aynı zamanda "güçlü" olmak anlamına da gelmektedir. Ne var ki, bilgi yıkıcı ve tehlikeli amaçlar için de kullanılabilmektedir. Bu konuda, sadece yirminci yüzyılda yaşanan dünya savaşlarını, atom bombalarını, büyük çevre felâketlerini hatırlamak sanırız yeterli olacaktır. Bunu söylerken de, bilginin aydınlanma olduğunu, fakirlikten, cehaletten, her türlü hastalıklardan, toplumsal kötülüklerden kurtulma vasıtası olduğunu özellikle belirtmek istiyoruz. Burada vurgulamak istediğimiz husus, bilginin gelişmesi ve ilerlemesi için akademik özgürlük şart olmakla birlikte, bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmaların sonuçları noktasında özel bir sorumluluk sahibi olmaları gerektiğidir. Bu çalışmaların insanın hayat standardını yükseltmeye katkısı olabileceği gibi, insan hayatının kalitesine zarar verici, bireyin kimliğini oluşturan "dokunulamaz" biyolojik mahiyetini zedeleyici etkisi de olabilecektir.
Üstelik, klonlama teşebbüsleri ile ilgili çalışmaların ortaya koyduğu sonuca göre, memeli canlılar üzerindeki klonlama faaliyetlerinin %70’i başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Klonlanan canlılardan (daha henüz insan klonlanmadı veya böyle bir teşebbüs varsa bile henüz doğrulanmadı) % 30’u ancak canlı doğmakta, doğanların çoğunluğu da "yavru sendromu" başta olmak üzere birtakım problemler ve kusurlar yaşamaktadır. Klonlanan bir kısım hayvanlar da bazı hastalıklar ve komplikasyonlar sebebiyle erken ölüme maruz kalmış bulunmaktadır. İnsanla alâkalı olarak ise, bilim adamları klonlamanın insan üzerinde ne gibi zihinsel rahatsızlıklara ve etkilere yol açabileceği hususunu net bir biçimde ortaya koymuş değillerdir. Dolayısıyla, insanlığın, potansiyel tehlikeler taşıyan ve sonunun nereye varacağı henüz kestirilemeyen bir olguyla yüz yüze bırakılması ahlâken doğru bulunmamaktadır. (www.orn/gov/TechResources/Human_Genome/elsi/clo- ning.htm/#humans)
Klonlama teknolojisi ile birlikte, artık insanın da sipariş edilebileceğini söyleyenler az değildir. Bu kişilere göre, gün gelecek ortalık, "ısmarlama" insanlarla dolu olabilecektir.(www.genetics-and-soci- ety.org/overview/atstakes.html) Ayrıca, "isteğe göre dizayn edilmiş" bebekler, imtiyaz ve para sahibi insanlar tarafından rahatlıkla elde edilebilecektir. İnsanlar, üzerinde "deney yapılan" nesnelere dönüşecektir. Sonuçta bu yeni teknoloji, insanlar arasındaki adalet ve eşitlik ilkelerini yok edeceği gibi, kontrolü imkânsız "ticarî vurgun" sektörlerine de dönüşebilecektir. (A.y.) Bu endişelerden hareketle, 30’un üzerinde ülkenin insan klonlanma faaliyetini yasakladığı, Birleşmiş Milletler’in de bu faaliyet ile ilgili bir "evrensel yasaklama" süreci geliştirme işlemini başlattığını söylememiz yerinde olacaktır.(A.y.)
Her ne kadar klonlama insanlığın elde ettiği bilimsel gelişme düzeyini göstermesi açısından önemli bir adımı ifade etmekteyse de, toplumun daha henüz böyle yeni bir teknolojiye hazır olmadığı gerçeği de ortadadır. Böyle bir teknolojiyle doğrusunu söylemek gerekirse, insanlık "yapay" (bu kelimeyi kullanmada bir beis görmüyoruz) bebekler üretme aşamasını da başlatmış olabilecektir. Ancak, bu bebeklerin dünyaya arızalı gelmesi ihtimali göz önünde bulundurulduğunda ve yine onları hem bireysel hem de toplumsal anlamda nasıl bir geleceğin beklediği sorusunun müphemliğini koruması dikkate alındığında, toplumun tedirginliğinin sebebi de bir nebze olsun anlaşılmış olacaktır. Ayrıca klonlamayı, insanın gayri-tabii bir yolla kendini inşa veya yeniden dizayn etme tekniği olarak görmek de mümkündür. Bir zamanlar kurgu-bilim filmlerde gördüğümüz "dünyayı istilâ etmek veya yok etmek" ya da tam tersi, "dünyayı kurtarmak" üzere laboratuarlarda üretilen "biyonik" adamların yakın bir gelecekte -belki de klonlama teknolojisi sayesinde- seri üretimine başlanmayacağından nasıl emin olabileceğiz?
Virginia Üniversitesi’nden Abdülaziz Sachedina, İslam ahlâkı açısından bakıldığında klonlamanın bireyler arası ilişkileri etkileyebileceği, Islâm’da ise bireyler arası ilişkilerin dinî hayatın temeli olduğunu savunur. (www.people.virginia.edu/~aas/issues/clo- ning.htm) Bununla birlikte, insanlığın ulaştığı biyo- teknik gelişmelerin toplumun esası olan ilişkileri zedeleyebileceği endişesine rağmen, İslâm’ın teknolojiyle bir probleminin olmadığının da altını çizer. Nitekim klonlama konusunu inceleyen Sünnî ve Şiî alimlerin, çocuğun nesebi ile ilgili dinî hassasiyete riayet edildiği sürece klonlama teknolojisinin tedavi amaçlı kullanılabileceği konusunda görüş birliği içinde olduklarını belirtir. Ahlâkî noktada onun uyarısı, üreyim (reproduction) teknolojisinin klonlama yoluyla siyasi olarak suistimal edilmesinin mümkün olabileceği hususudur. Sachedina, tedavi amaçlı kullanımın dışındaki her türlü kullanımın insanlığa büyük bir sorumluluk yüklediğini, bu sebeple bu tür müdahalelerin faydalarının ve zararlarının önceden çok iyi hesaplanması gerektiğini de sözlerine ilave eder.(A.y.) Benzer şekilde, klonlama ile birlikte ciddi bir ahlâkî sorunun ortaya çıkacağına işaret eden bir başka araştırmacı, bu imkânı kontrol edecek, ahlâki-hukukî kuralların neler olduğunu merak etmektedir.(Mehmet Erdoğan, "Klonlama: Genetik Kopyalama", Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2002, no 9,s. 156)
Araştırma ve inceleme merakının insan fıtratında tabii olarak bulunduğu aşikârdır. Ancak bu fıtrî özelliğin insanlığın kendi bastığı dalı kesme, huzurunu kaçırma anlamına kullanılamayacağı da ortadadır. İnsan klonlama işini gerçekleştirmeden önce, bu konuda insanlığı bekleyecek muhtemel tehlikelerin ve problemlerin neler olduğu hususu net bir biçimde ortaya konmalıdır. Din olarak İslâm, bilimin gelişmesi için en müsait iklimin oluşturulmasında öncü rolü oynamakla birlikte, insanlığın kendisini yine kendi eliyle tehlikeye atmaması yönünde de ciddi uyarılar yapmaktadır. Bilim, bir şekilde insanların ahlâkî endişelerini dikkate almak, bu konudaki uyarıları dinlemek zorundadır. İnsanın klonlanıp klonlanamayacağına tek başına tıbbın karar verebileceğini düşünmüyoruz. İnsan klonlama meselesi doğrudan insanı ve onun geleceğini ilgilendiren oldukça ciddi bir mesele olduğuna göre, daha değişik alanlardan uzmanların da konu ile ilgili görüşlerinin alınması zorunludur. Dolayısıyla, baştan beri ifade etmeye çalıştığımız ahlâkî endişeler de dahil olmak üzere, konunun insanlık açısından her türlü, artıları ve eksileri her alandan uzmanların -doktor, psikolog, sosyolog, ilâhiyatçı vb.- katılımıyla ortaya konmalı ve insanlığın hayrına olacak bir anlaşma zemininde buluşma sağlanmalıdır.