Makale

CANLILARIN KOPYALANMASI

CANLILARIN KOPYALANMASI

Prof. Dr. Refik Soylu
’ Selçuk Üniv. Meram Tıp Fak.

Kopyalama olayının basına yansımasından bir hafta sonra adeta yer yerinden oynadı.
Nature dergisinde çıkan bir yazıya göre "Birçok bilim adamı için imkânsız olan durum imkân haline geldi". Deniliyordu.
Meme bezi hücresinden yeni bir koyun oluşturuldu. Bu işte meme bezi hücresinin seçilmesi bir tesadüf değildir.
Dolly denilen yeni oluşum, biyolojik bir annenin karbon kopyasıdır ve onun yaş farkı ile tıpta tıp ikizidir. Burada Biyolojik Anne kavramı önemlidir.
Araştırmaları gün ışığına sergileyen İskoç takımı, kimsenin aklına gelmeyen tekniği kullandılar. Bu teknik kolaylıkla biyolojik ba- J riyeri aşıyor. Burada hem bir olumluluk hem de bir olumsuzluk vardır. Bu işlem o kadar kolay bir yapılacak deney haline geldi ki, herkes bunu yapabilir.
Roslin Enstitüsünde on yıldır süren ve amacına ulaşan bu çalışma politikacıları, din adamlarını, sosyologları, bu çalışma üzerine düşünmeye yönlendirmiştir. Bu, koyunda yapılıyorsa insanda da muhtemelen yapılacaktır.
Tekniğin ve bu çalışmanın faydalı tarafla-
1. Canlı türlerinin deneysel olarak çoğaltılması.
2. Nesli tükenmiş olan canlıların üretilebilmesi.
3. Organ transplantasyonunda gerekli olan organların temini, bir Organ Banka- sı’nın kurulması.
4. Daha verimli (et, süt, yün, yumurta) çiftlik hayvanlarının elde edilmesi.
5. Genetik hastalıkların tedavilerinde yeni çığırlar açılması.
Bu çalışmaların kötü yönde kullanılacağı da gözden uzak tutmamak gereklidir.
1. Bakire annelerin çoğalması ve en azından iki cins arasındaki ilişkilerin zayıflaması dolayısı ile sosyal problemlerin ortaya çıkması.
2. Kadınların kendi kendini doğurması babasız yavruların ortaya çıkması. Anne hem Biyolojik Annedir hem de babadır. Hatta şu anda bile çok kadın "Artık erkeklere ihtiyacımız kalmadı" diye ortaya çıkmıştır. (A.B.D. Wasington Üniversitesi Bayan Ursula)
Bu çalışmalar ve elde edilen sonuçlar kısa bir sürede elde edilmemiştir. Uzun bir çalışmanın neticesidir. Kronolojik olarak bir sıralama yapılırsa:
Bu araştırmalara ilk defa yukarıda da görüldüğü gibi 1875’de Deniz Kestanesinde yumurta ve sperm çekirdeklerinin kaynaştırılması ile uygulamaya geçildi.
Değişik zamanlarda değişik çalışmalar yapılmakla beraber, yine 1980’lerde Filedelfiada bir ekip erişkin bir kurbağa eritrasitinden kuyruklu kurbağa üretmiştir. Bu yolla elde edilen kuyruklu kurbağalar çok güzel yüzmüşler, yemişler, içmişler ve gözleri açılmış fakat metamorfozun yarı yolunda ölmüşlerdir. Demek ki aslına uygun olmayan zoraki işlemler tabiat tarafından reddediliyor.
Bu konudaki çalışmalar Embriyo Bilim Dalı üzerine odaklandıkça başarılar daha da artmış ve hızlanmıştır.
1952’de yabancı bir DNA embriyo hücresine verilerek kurbağalar üzerinde başarılı deneyler yapılmıştır. Burada genç kuyruklu kurbağadan alınan hücrelerin bölünmesi ile bunların kopyeleri yapılarak kurbağalar elde edilmiştir.
Bundan 30 yıl sonra 1982’de araştırmalar koyun ve inek gibi canlılarda kopyalanmanın yapılabileceği Pensilvanya Üniversitesi tarafından öne sürülmüştür.
Bugün için önemli olan embriyonik olmayan bir hücreden kopyalama olayının yapılabilmesidir.
Embriyonik hücrelerle oynamak Embriyog-lar için daha kolaydır. Çünkü bunlar tam olarak farklanmamış hücrelerdir. Embriyonik hücreler henüz deri, kas ve beyin vs. gibi ileri değişikliğe girmemişlerdir. Bu farklaşmamış hücreler vücuttaki herhangi bir dokunun oluşması için kromozom üzerindeki gerekli geni aktive edebilecek kapasitededir. Yani bu hücreyi, elverişli ortam yaptıktan sonra onu bir yöne doğru ka-nalize etmek mümkün olmuştur.
İnsülin elde edilmesinde bir nevi mikropların gen kopyelemesidir.
Biyolojik olaylarda kesin konuşmak çoğu zaman doğru değildir. Burada da olduğu gibi Bİ-YOTEKNOLOJİNİN baş döndürücü gelişmesi bunu göstermektedir.
Edirburg Roslin Enstitüsünden Embriyolog İAN WİLMUT bu çalışmaları yaparken hücrenin hayat siklusun üzerinde konsantre olmuşlardır. Hamile bir koyunun meme bezinden kopyalama yapmak istemişler. Hücreleri bir hafta tabiri caizse aç bırakmışlar.
Yapılan araştırmanın temeli şudur
1. Dişi bir koyunun meme hücresi alınıyor. Bu hücre hayat siklusununn Gı safhasının başında dır. Bu hücre bir hafta aç bırakılıyor, yani beslenmesi durduruluyor. Bu işlem invitro şartlar içinde yapılıyor.
2. Bu sırada döllenmemiş bir koyunun yumurta hücresi alınıp çekirdeği çıkarılıyor. Bu işlemle Ovumun DNA’sı (genetik şifreyi taşıyan) çıkarılmış oluyor. Böylece çekirdeği çıkarılmış ve yalnız sitoplazması olan bir ovum hücresi elde ediliyor.
3. Meme hücresi alınan ve dışarıda aç bırakılan hücrenin de çekirdeği alınıyor. Bu çekirdek son derece ince bir maniplasyonla yine invitro olarak boş olan yumurta hücresine naklediliyor. Burada normal hücre bölünmesi devam ediliyor.
4. Bir hafta sonra elde edilen embriyo yumurtası alınan koyunun rahmine yerleştiriliyor.
5. Böylece verici olan ve meme bezi hücresi alınan koyunun tam kopyası elde edilmiş oluyor.
İşlem son derece hassas: Yapılan elektriksel uyarıların hücreye zarar vermemesi için azami gayret sarfediliyor. Sitoplazmaya zarar verilmiyor. DNA’nın naklinden sonra mitozun oluşması için tetik çekilmiş oluyor. Böylece G1 S ve G2 safhalar ve mitoz safhalar 6 gün içinde birkaç defa tekrarlanarak embriyo oluşuyor.
Lan Wilmut’un başarılarının başlangıcı embriyolojik kopyeleme ile daha verimli koyunlar üretebilme esasına dayanır. Bu yüksek risk taşıyan büyük bir projedir.
Lan Wilmut bu çalışmaları 4 kişi arasında son derece bir gizlilik içinde yapmışlardır. Gizlilikleri boşuna değildi. 277 denemenin sadece 29’unda embriyo geliştirebildiler ve hiçbirisi altı günden fazla yaşamadı. Bütün bu başarısızlıklardan sonra veterinerlerin elinde DOLLY dünya ya tarihi gelişimini yaptı. Edinburgdan İskoçya’da dünyaya hızla yayıldı.
Biyologlar özellikle hücre üzerinde çalışan Histologlar ve Embriyologlar bu deneyden son derece etkilenmişlerdir. Klasik Histoloji ve Embriyoloji üzerindeki çalışmalar yeniden ele alınmıştır.
Bu durumda İan Wilmut ’un verdiği cevap daha çok soruların sorulmasına sebep olmuştur.
a- Dolly 7 aylıktır ve sağlığı tamamen yerindedir.
b- Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsünden COLİN STAWARD şu soruyu sormuştur. " Bu hücreler 6 yaşındaki bir koyundan gelmektedir. Acaba yeni doğanda erken ihtiyarlama olacak mı? Çünkü bünyesindeki kopyalanmış hücrelerin kökeni 6 yaşındadır. Eğer bu yavru erken ölse bile belki de kopyalanma tekniğinin DNA ya vereceği bir zararın bir sonucudur."
Aynı zamanda bu uygulamaların rutine girmesi Biyomedikal olarak uygun çalışmaları gerekmektedir.
PPL denilen bir firma çalışmalarında bir çok hastalıklara deva olacak enzimleri ve diğer unsurları ihtiva eden sütü üretecek hayvanlar üretmede çalışıyor. Bu çalışmalara rağmen ne Roslin Enstitüsü ve nede firma insan kopyalaması üzerinde durmuyor.
Bu iş sanıldığı kadar da kolay başarılacağa