Makale

Kitaplık - OSMANLI DÖNEMİNDE İMAMLAR

Kitaplık
Osman Özbahçe

OSMANLI
DÖNEMİNDE İMAMLAR

Kemal Beydilli’nin hazırladığı, "Osmanlı Döneminde İmamlar ve Bir İmamın Günlüğü" (İstanbul, 2001) adlı kitap, imamlık mesleğinin Osmanlı dönemindeki konum ve algısına dair öğretici ve ufuk açıcı bir kitap. Alanında öncü niteliği taşıyan bu kitap, Tarih ve Tabiat Vakfı Yayınları’ndan çıkmıştır. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Osmanlı döneminde imamların ve imamlık mesleğinin durumu; ikinci bölüm, Soğanağa Camii İmamı Hafız Mehmet b. Süleyman’ın tuttuğu günlükten oluşmaktadır.
Kitapta verilen bilgilere göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslüman topluma hizmet veren kadrolar içinde en geniş kesimi oluşturan imamlar, idari mekanizmaya işlerlik kazandıran başlıca unsurlar arasındadırlar. Maaşlarını hizmet verdikleri cami ve mescitlerin vakıflarından almışlardır. Maaşlı imamlara resmî konumlu imam denilmektedir. İmam atamalarında, özellikle mahalle ve köy imamlarının ahali tarafından kabul edilen / edilebilecek bir şahıs olmasına önem verilmiştir. Bu minvalde, bir mahalleye veya köye bir imam ataması yapılacağında mahallelinin veya köylünün rızası alınmıştır. Resmî olarak görevli imamların dışında, mahallenin rızasıyla imamet hizmetinde bulunanlar da söz konusuydu. Böyle kimselere "namazcı" denirdi.
Mahalle imamları, kadıların yerine getirmesi gereken birçok işte, onların en doğal yardımcılarıydı. Bu cümleden olmak üzere, mahallenin düzen ve asayişinin sağlanması, içki içilen yerlerin tespiti, fuhuşla uğraşanların tespiti ve bunların mahalleden sürülüp çıkarılması, mahallelinin İslâmî edep ve erkan içinde yaşamaları, dinî vecibelerini yerine getirmeleri mahalle imamının sorumlulukları arasındaydı. Birçok ferman, mahalle halkına imamlar aracılığıyla duyurulurdu. İmamlardan, mahallelerinde oturanlar hakkında tam bir bilgi sahibi olmaları istenirdi. Mahalledeki hane sayısı, bu evlerde oturanlar, bunların mülkleri, mahalledeki dükkanlar, esnaflar, mahallede oturanların her türlü kimlik bilgisi imamların sorumlulukları arasındaydı. Mahalleye yeni gelenler ve mahalleden taşınanlar imamlar tarafından kayıt altına alınırdı. Her türlü ikâmetgâh işlemleri imamlarca yapılırdı. Vefat edenlerin bildirilmesi, ölüm ve defin, nikah gibi işlemler, mahallenin temizliği ve çevre temizliğinin sağlanması da imamların görevleri arasındaydı. imamlar, 1908’den sonra yapılan seçimlerde, seçmen kütüklerinin hazırlanmasında da görev almışlardır.
İmamlar, resmî soruşturmaların ve hazırlanan resmî belgelerin imza ve mühür sahipleri arasındadır. Mahalle adına verilen arzuhallerde, mahalle arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde tanzim edilen belgelerde adları yer alırdı. Gayri müslimlerin kilise ihdası veya mevcutların tamiratında, bunun gerekli olup olmadığının araştırılması için kurulan teftiş heyetlerinin doğal üyeleriydiler.
Görüldüğü üzere, imamların görevleri "din işleri"yle sınırlı değildir. Mahallenin yönetimiyle ilgili idari hizmetler imamların görevleri arasında ağırlıklı bir yer tutmaktadır.
Köylerde ise, ahali üzerinde etkili olmalarından dolayı, köy hayatının önde gelen simaları, nüfuzlu şahsiyetleri arasındadırlar, imamların yönetimdeki bu ağırlıkları Tanzimat dönemine kadar devam etmiştir. II. Mahmut döneminde kurulmaya başlanan muhtarlık teşkilâtıyla imamların yöneticilik vasıfları, gittikçe arka planda kalmaya başlamıştır. Muhtarlık teşkilâtının yaygınlaşmasına orantılı olarak imamların idari görevleri azaltılmıştır. Bu gelişme, modern şehir hizmetlerinin, çağdaş mahalli idarenin kaçınılmaz bir sonucudur.
Resmî konumlu imamlar arasında, orduda hizmet veren imamlar önemli bir yer tutmaktadır. Ordudaki, askerî okul ve hastaneler de dahil olmak üzere, bütün dinî işler imamlar eliyle yerine getirilmiştir.
İmamların öğrenim durumları ne yazık ki pek iç açıcı değildir, imamların öğrenim durumlarına işaret eden bütün kayıtlardan, imamların düzenli bir öğrenimden yoksun oldukları anlaşılmaktadır. İmamların içinde okuryazar olmayanlar dahi vardır. Geneli itibariyle öğrenim durumları temel dinî bilgilerle sınırlıdır. Bu çerçevede, yüksek makam imamları birer istisna teşkil etmektedir. İmamların öğrenim seviyeleri itibariyle ulemadan sayılmadıkları ortadadır. Dönemin ileri gelenlerince, imamların öğrenim durumlarının iyileştirilmesi için çeşitli öneriler getirilmiştir. Fakat imparatorluğun son dönemlerinde, imamlar en son nikah kıyma işlerini de kaybetmişlerdir. Bu minvalde imamların elinde sadece gassallık hizmeti kalmıştır.
İşte bu genel atmosfer içinde, Soğanağa Camii imamının bir günlük tutarak, mahallesinde ve ülkede olup bitenlere ışık tutması ayrı bir önem arz etmektedir. Soğanağa mahallesi, yüksek rütbeli memurların, tüccarların, dönemin ileri gelen kişilerinin oturduğu, İstanbul’un kibar semtlerinden biridir.
Kitaba konu teşkil eden günlük, Soğanağa Camii imamı Hafız Mehmet Efendi tarafından tutulmuştur. Bu günlük, İstanbul’da cereyan eden önemli olaylar, önemli siyasi gelişmeler, bazı ulema ve yüksek rütbeli memurların göreve atanmaları, görevden alınmaları, mahallesindeki evlenmeler, hacca gidip gelmeler, doğumlar, ölümler, kendi ailesi ve yakın iş arkadaşlarıyla ilgili çeşitli kayıtları kapsamaktadır.
Bu kayıtlar I. Abdulhamit, III. Selim ve 1815’e gelinceye değin II. Mahmut dönemine ait kayıtlardır. Günlükler düzgün bir kronolojiye sahiptir.
Hafız Mehmet’in günlüğü, 1807’de, İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesiyle başlamaktadır. Bu önemli olay günlükte ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Verilen bilgiler, bir görgü tanığı olarak, birinci eldendir. Şehirde yaşanan kargaşayı sıradan insanın gözüyle yansıtmaktadır. Aynı şekilde, III. Selim’in tahttan indirilmesi, "ümmü’l-fesad" olarak nitelediği Kabakçı Mustafa isyanı ve Alemdar Mustafa Paşa’nın müdahalesi günlükte birçok defa ele alınmıştır.
Kitaptaki anlatımının, tarihin aydınlanması açısından önemli olduğu ileri sürülebilir. Resmî literatürde olmayan bilgilerin birçok meseleyi aydınlatmada bir işlevi olabilir. Ayrıca, bazı önemli şahsiyetlerin ölüm tarihlerine açıklık getirilmesinde de bu günlüğe başvurulabilir.
Çocuklarının okuma yazmaya geçişlerinden, dönemin önemli siyasi olaylarına varıncaya dek kendi çapında küçük bir tarih yazan Hafız Mehmet Efendi, bu günlüğüyle döneminin ve insanının anlaşılmasına katkıda bulunmuş, tarihe bir kayıt düşmüştür. Günlüğün, sosyoloji boyutu da hesaba katıldığında, değeri bir kat daha artmaktadır.