Makale

Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı FARUK ÖZTİMUR “Biz beslenmek için değil, üretmek, üretici olmak için varız.”

Söyleşi

Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı
FARUK ÖZTİMUR

“Biz beslenmek için değil, üretmek, üretici olmak için varız.”

Söyleşi: Hafsa Fidan

"Bütün yerlerde, iş hayatında engelli başarılı olursa yol açar. Başarısız olursa, ’aldık ama besliyoruz’ derler. Biz beslenmek için değil, üretmek, üretici olmak için varız. Zaten bizim için asıl özür, sevmemek, üretmemektir. Bir insan sevgisizse, bir insan üretmiyorsa, benim için asıl özürlü odur."

Faruk bey, ülkemizde özürlülerin tanımı üzerine bir takım tartışmalar yaşandı. Son olarak yapılan yeni düzenlemelere göre özürlüyü nasıl tanımlayabiliriz? Özürlü kimdir, kim değildir? Bu tanımdaki problemleri biraz açar mısınız?
Evet, sakat mı demeliyiz, özürlü mü demeliyiz, engelli mi demeliyiz şeklinde tartışmalar yaşandı. Engelli, özürlü, sakat, bir takım terimleri çok kibarlaşırsak da veya başkalarının anladığı şekillerde çok farklı bir biçimde ifade etsek de yaşanan bir gerçek var. Fizyonomi olarak insanların doğuştan ya da sonradan bazı uzuvlarında yaşadığı, bazen de ruhsal olarak yaşadığı bir takım problemler var. Bunların uluslar arası tarifleri var. Bizde de dünyadaki tariflerin aynısı çevrilmiş. Ancak toplumumuzda bazen gelip, mesela ’sakat dedim, afedersiniz’ deniyor. Ya da ’kör demeyelim, görme engelli diyelim’ deniyor.
Bence terminolojiyle uğraşacağımıza, geçmişe dönüp şöyle bir bakalım. Mesela Timurlenk, topal Timurlenkti, aksak Timurlenk olarak tarihte geçen ünlü bir kumandan idi. Başka bir kumandana geçiyoruz: Atatürk’ün silah arkadaşı Topal Osman. Bakıyorsun müzikte de aksak semaisi var. Bu isimler utanılacak bir şey olsaydı niye koysunlar? Böyle isimlendirmişler, yani birtakım sakatlıklardan kaynaklanan tarifler yapılmış. Bu isimler bir tarihtir. Ama biz, bu gibi sıfatlarla adlandırılan insanlara iş vermemişiz, eğitim vermemişiz, topluma kazandırmamışız, belli bir seviyeye getirmemişiz ve bu isimler yıpranmış. Niye yıpranmış? Bir bakmışsınız köşede sakat dileniyor, bir bakmışsınız topal dileniyor. Bu da insanların kafalarında topalın kötü bir terim olduğu fikrini uyandırmış. Halbuki geçmişe, ecdadımıza baktığımızda, özürlüsüne darüşşifalarda Edirne’de kuş sesiyle eğitim vermiş, özürlüsünü kucaklamış. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız.
Siz Türkiye Sakatlar Konfederasyonu baş- kamsınız. Başkanlığını yürüttüğünüz bu kuruluştan biraz bahseder misiniz?
Ben Türkiye Sakatlar Konfederasyonu başkanı olarak beş dönemdir başkanlık yürütüyorum. Konfederasyona bağlı, görme engelliler, ortopedik, zihinsel ve işitme engelliler olmak üzere dört federasyon var. Buna da bağlı olarak da üç yüz tane dernek. Bunun şubeleriyle baktığınız zaman alt tabanda 500 tane dernek var. 7.5 milyon engelliyi temsil eden bir kuruluş. Konfederasyonumuz devlet tarafından kanunen 2908 sayılı kanunun 88. maddesi gereği zorunlu kurulmuştur. Bu zorunlu bir kuruluş, ama parasız, hiçbir kaynak aktarılmadan kurulmuş. Ve biz buna karşı, gidip, bina, para, kaynak bulmaktan çok, özürlüler için yasal düzenlemede yoğunlaştık. Belki buna verdiğimiz enerjiyi bir binaya verseydik, tesislerle binalar yapabilirdik. Ama bu sefer özürlü büyük bir hizmet görmezdi.
Başbakanlık Müşavirliği ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu tarafından yürütülen çalışmalar doğrultusunda, engellileri ilgilendiren bir takım yasal düzenlemelere gidildi. Yasal düzenlemelerle neler yapıldı ve daha ne gibi yeni düzenlemelere ihtiyaç var?
Ben yaklaşık 8 yıldır Başbakanlık müşavirliğini yürütmekteyim, yaklaşık altı tane başbakanla da çalışmış durumdayız. Bu çalışma ortamı içerisinde 54. Hükümetle üç tane kanun hükmünde kararname çıkardık. Ve sonradan oluşan hükümetlerde 56., 57. Hükümetlerde de özürlülerle ilgili iki tane çok önemli kanun çıkardık. Bu kanunlar, özürlü aile bireyi olanlar için, ailenin vergiden muafiyetini sağlıyor. Yine özürlülerin %2 çalışma zorunluluğunu %3’e çıkartıp, özürlü çalıştırmayan işverenlere kesilen cezayı komik bir rakamdan yüksek bir seviyeye çıkardık. Her yıl yeni değerlendirmeyle bugün 750 milyonu buluyor bu cezalar. Yani bir ayda özürlü çalıştırmayan işveren, her ay için 750 milyon lira ödemek zorunda.
Özürlülerin mimari konularını, yolların kaldırımını vb. düzenlemeleri zorunlu hale getiren, bir takım istihdam konusundaki parklar ve büfelerin onlara verilmesini sağlayan yasal düzenlemeler yapıldı. Bu düzenleme içerisinde çıkarttığımız yasanın çok önemli bir yanı da, eğitim yardımları adı altında SSK’da özürlü çocuğu olan ailelerin özel eğitim kurumlarında eğitilmesini sağlayan bir yasaydı. Bu yasayla şu anda, 286 milyon lira her özürlü başına devlet SSK lıysa veya Emekli Sandığına tabiyse bunu o kuruma veriyor ve böylece özürlü çocuğun eğitim imkanına, sağlığına vermiş oluyor. Bu konuda ufak tefek sıkıntılar vardır. Bu yeni çıkan bir yasa olduğu için her gelişmekte olan ülkede yaşanan sıkıntı gibi bunu hak etmeden almak isteyen kurumlar olmuştur. Bunlarla ilgili ciddi denetim yapılıyor ve sistemi oturtmaya çalışarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Peki, konfederasyon olarak özürlülerin istihdamı alanında ne gibi çalışmalarınız oldu?
istihdam alanında önemli bir konu var. Türkiye’de biz şunu yaşadık: Yasa çıkartmak değil, yasayı uygulatmak çok zor. Yani bu gün mimari yapılanma konusunda yasalar uygun ama ne kadar uygulanabiliyor? Ya da yapılan, hangi standarda uygun? Rampa yapıyorlar, rampayı tankla çıkmanız lazım! Özürlülerin istihdamı alanında ilk önce kamuda açıklarımız var. Bu kamuda açıklar konusunda Devlet Personelin talimatları var. Şu an için çok yeni bir haber size veriyorum. Devlet Personelle yaptığımız çalışmada imtihanların, yani bu özürlülerle ilgili yapılacak sınavların yönetmeliğini hazırladık. Bu yaptığımız yönetmelik yakın bir zaman içerisinde Bakanlar Kurulundan geçecek ve gazetede yayınlanacak.
Bu hazırlanan sınav yönetmeliği ile ilgili düzenlemeler özürlüler için ne gibi kolaylıklar getiriyor?
Yönetmelikle ilgili yaptığımız düzenlemelerin getirdiği kolaylıklardan biri şu: Her müracaat eden özürlü, fazla evrak getiriyordu, yani rapor, sabıka kaydı vs. alıyordu. Biz bunların hepsini ortadan kaldırıyoruz. Her hangi bir raporun fotokopisini istiyoruz. Ama kişi imtihanı kazanırsa, gerekli evrakın aşıtlarını tamamlayacak. Bu çok önemli, ikinci önemli bir aşama, özürlü grupları arasında çok farklılıklar var. Mesela bir işitme engellinin kelime hâzinesi çok dar. İşitme engelliye soru sorduğunuz zaman, ayakkabı diye soracağınız soruyu pabuç diye sorduğunuzda, işitme engelli o soruyu anlamaz. Çünkü kelime hâzinesinde pabucun ne olduğunu bilmiyor. Bana göre işitme engellilerde öyle bir sıkıntı var ki, lise mezunu olan bir işitme engelli aslında ilk okul dördüncü sınıf seviyesindedir. Bu sebeple bunlara durumlarına uygun, diğer ortopedik ve görme özürlüler için hazırlanan soruların haricinde, işitme engellilere ayrı soru hazırlanması lazım.
Yine istihdam konusuna dönmek istiyorum ben. Bu konuda karşımızda zihinsel özürlüler grubu da var. Zihinsel özürlülere belki Ankara’nın haritasını sorsanız bilemez, ama onlara mesela bir paketleme işi verdiğinizde, yetenek söz konusu olduğunda, hizmetli personel olarak kullandığınızda mükemmel başarılı olduğunu görürsünüz. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmalarda bu görülmektedir. Siz bu insana şu evrakı on saniyede götürün deyin, inanın 10 saniyede götürmek için koşar. Çünkü onun kafasında elli tane kurnazlık gezmiyor. Onun kafasında bir tane iş var, ’bana bir iş verilmiş, ben bu evrakı götürüp getirmeliyim’ diye düşünüyor.
İşitme engelliler konusunda da iş verenler yeterli bilinçte değil. Her şeyi devletten bekleyemeyiz. Bu yüzden engellileri, iş verenlerin de iyi tanıması gerekir. Mesela bir işitme engelliyi nerede yararlandıracağını bilmiyor işveren. Bir dokuma sanayi, sesli sanayide işitme engellinin istihdamı mümkün. Böylece sağlıklı insanlar çalıştığında yaşanan, zamanla işitme kaybının olması, beyinde travmaların oluşması gibi problemler telafi edilmiş olur. Bu uygulamanın yurt dışında buna benzer birtakım örneklerini görebiliyoruz.
Akıllıca istihdam yani.
Tabi, burada bir kere engellilerin başarılı olabileceğinin bilinmesi, ayrıca hangi dalda nasıl başarılı olabileceğinin bilinmesi lazım. Onların öncelikli olarak bir insan olduğunun, Allah’ın yarattığı çok önemli bir varlık olduğunun, Allah’ın herkese yetenekler verdiğinin, bunların farklı olmadığının ve çok yeteneklerinin olduğunun bilinmesi lazım. Hawking,
Nobel fizik ödüllü fizik profesörü, dünya bilimi adına mükemmel bir insan. Sanatçılarda da bunların örneklerini görebilirsiniz. Dünyaca ünlü klasik müzik sanatçısı Beethoven bir işitme engelli. Bu insanlara baktığınız zaman, tabi daha pek çok örnekler var, engel olmamış hiçbir şey. Yeter ki bir imkan tanıyın, yeter ki bir şans tanıyın. Yani burada engelli insanlara bir şans verin diyorum. (Bu sizin başlığınız da olabilir.) Bize de bir şans verin. Bize de bir imkan verin. Bize bir adım atmasını öğretin, yürümesini biz beceririz.
Ben konuyu biraz da kurumumuzla ilişkili olarak ele almak istiyorum. Diyanet engellilerle ilgili çeşitli çalışmalar yapıyor. Mesela en son görme engelliler için Kur’an-ı Kerim hazırlandı. Siz kurumumuzdan neler bekliyorsunuz? Ayrıca engellilerimizin kendileri ile barışık yaşayabilmeleri için Diyanetin onlara ne gibi katkıları olabileceği üzerinde de duralım isterseniz.
Geçenlerde Diyanet İşleri, Sayın Başkanın gelişiyle, çok önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Kurum olarak yaptığı toplantı, çalışma, özürlülere verilen destek ve bu konuda hazırlanan proje gerçekten bizleri Sakatlar Konfederasyonu olarak umutlandırmıştır. Özürlülerin istihdamı konusunda daha evvelden alınan birtakım kararlar var. Biz bunun formüle edilip, yani bazı hizmetlerde hangi türlü özürlülerin değerlendirileceği konusunda Diyanetle ortak çalışmaya hazırız. Yıllardır, her yerde özürlüler çalıştırılamaz diye düşünülmüştür. Çünkü bu konuda mesleki eğitim verilmemiştir. Şu an Diyanetin bakışı, özürlüsünü dışarıya atan değil kucaklayan bir bakıştır. Sayın Başkanın ve Sayın Bakanın başkanlığında özürlüler camiası olarak çok umutluyuz. Çünkü anlattığımız bu problemlere çözüm getirme konusunda bizi ümitlendiren Sayın Bakan ve Sayın Başkandır. 7.5 milyon özürlü adına ben kendilerine bir defa şükranlarımı iletiyorum. Diyanet Dergisinde sık sık özürlüler konusu gündeme gelmiştir. Yıllardır unutulan bir kesim, yıllardır unutulan bir konuda Derginizce hatırlanmıştır.
Tabi bir sihirli değnek de yok. Yani yıllardır yapılmamış bir olayı şimdiki bir yönetime bağlayıp da, ’hadi bunu sihirli bir değnekle yapın’ demek de doğru değildir. Bir süreç, bir zaman gerekir. Neler yapılabileceğini sivil toplum doğru ve iyi anlatmalıdır. Ve bizler mukaddes dinimiz gereği, insanın insan olduğu için Yaratana karşı gerçekten çok şükür etmesi gerektiğinin, Allah’ın bize verdiği her türlü nimet için şükretmek gerektiğinin bilincindeyiz. İsterse vücudumuzun bir tek noktası çalışsın. Bu konuda engelli insanlara yeterince ulaşmadığımız için isyankar gibi yetişen özürlülerimiz var. Bunlara ulaşmamız lazım. Yüce Rabbimizin bize verdiği mesajları iletmemiz lazım. Bunların kullanılan yerlerinin o becerileri neler, bunları ortaya çıkartmamız lazım ki, onlar da, bir noktadan eksik bırakılan yerde, diğer noktada kendilerine Allah’ın neler bahşettiğini ve ne kadar güçlü olduğunu bilsinler.
Bu yönüyle Diyanet İşlerinin, sivil toplum örgütlerine karşı duyarlılığı, Konfederasyona karşı duyarlılığı bizi son derece hoşnut etmekte. Biz bu çalışmalarda bütün katkımızla Diyanetin yanında olacağız. Tenkit etmek kolay. Biz de birtakım isteklerimizin tenkit değil de bir talep olarak alınmasını istiyoruz. Bu güzel kurumda çalışan insanların bizlerden yeterince haberdar olmasını istiyoruz. Yine özürlüsünü istihdam alanında, Diyanet işleri özürlüyü kucaklarsa, onu daha çok yakınında hissedecek, daha iyi tanıyacaktır. Ama tabi bunda da seçici olmalı. Engelli insanların çalışması bakımından başarılı ve becerikli insanların seçilmesi çok önemli. Bütün yerlerde, iş hayatında engelli başarılı olursa yol açar. Başarısız olursa, ’aldık ama besliyoruz’ derler. Biz beslenmek için değil, üretmek, üretici olmak için varız. Zaten bizim için asıl özür, sevmemek, üretmemektir. Bir insan sevgisizse, bir insan üretmiyorsa, benim için asıl özürlü odur.
Sîzlerin, ’engelliler ve problemleriyle ilgilenmek çağdaşlaşmanın bir göstergesidir’, ’özürlü çocuğuna, insanına sahip çıkmamış bir toplum, uygar toplum sayılamaz’ gibi sloganlarınız var. Bu sloganlarınızı Dünya Özürlüler Gününde ve Sakatlar Haftasında dile getiriyorsunuz. Bu sözlerinizi biraz daha açar mısınız?
Tabi ki. Bir ülkenin çağdaş olmasının, o ülkede özürlüye ve yaşlıya bakışla çok ilgisi var. Siz hâlâ kaldırımları 40 santim alırsanız, orada çağdaş olamazsınız. Hâlâ özürlünüzü kucakla- yamıyorsanız, hâlâ özürlünüz dışarıda dileniyorsa, çağdaş olamazsınız. İsim değiştirdik, çok önemli bir olay, ama onu uygulamadık. Dedik ki, biz özürlüler konusunda çok rahatsız oluyoruz, sakat, topal kelimeleri bizi çok itiyor, gelin bunların ismini orkide yapalım. Orkide, nadide bir çiçek. Gül diyelim ya da sümbül diyelim. Bir sakatı gördüğünüz zaman da ona, orkide diye hitap ettiniz. Tamam güzel. Peki, orkide hâlâ dileniyorsa, hâlâ işi yoksa, hâlâ toplumda bir yerde değilse, bir müsteşar, genel müdür, bir daire başkanı olarak bir özürlüyü görmüyorsak, ona orkide dememizin ne anlamı var? Özürlülerle ilgili konularda sadece özürlülerin değil tüm toplumun duyarlılığı gerekmektedir. Özürlülerin isminin engelli olması çok önemli değil, onların refah seviyesinin yükselmesi önemlidir.
Sizlerden edindiğimiz bilgiler aracılığıyla, toplumun sorunlarınıza daha duyarlı olması konusunda bir katkı yapacağımızı düşünüyorum. Sesinizi de ayrıca ilgililere duyurmuş olacağız. Verdiğiniz bilgilerden ve söyleşi teklifimizi geri çevirmediğinizden dolayı size çok teşekkür ediyorum.
ilginiz dolayısıyla ben teşekkür ederim.