Makale

Seyahati sevdiren adam: Evliya Çelebi

Seyahati sevdiren adam: Evliya Çelebi
Kâmil Büyüker


Tarihimizde seyahatleri ile ünlenmiş, seyahat etmiş ve seyahati anlamlı ve zevkli bir hale getirmiş bir isimdir Evliya Çelebi. Rivayet odur ki her şey bir rüya ile başlamıştır ve “Seyahat Ya Rasulellah” deyu yollara düşmüştür Evliya Çelebi. Ancak seyahatlerini bildiğimiz bu müstesna ismin hayatını pek bilmez ve konuşmayız. Öyleyse buyrun Evliya Çelebi’nin hayatını seyahate:

Evliya Çelebi,10 Muharrem 1020 (25 Mart 1611) tarihinde İstanbul’da (Unkapanı) doğdu. Babası Kuyumcubaşı Derviş Mehmet Zıllî aslen Kütahya’lıdır, İstanbul’un fethi ile beraber aile buraya yerleşmiştir. Çelebi kendi ifadesiyle, ailesini Germiyanoğullarına bağlayıp Hoca Ahmed Yesevî soyundan geldiğini bildirir. Dedeleri arasında bulunduğunu söylediği Yavuz Er (Özbek) ise Fatih’in bayraktarıdır. Bir süre medresede okuyup İslami ilimleri tahsil eden Evliya Çelebi, Kur’an’ı hıfzetti. 24 yaşında IV. Murat’ın huzuruna çıkarıldı ve kendisine Has Kiler’de vazife verildi. Çelebi, sarayda hat, tecvit, nahiv ve musiki dersleri aldı. Padişahın meclislerinde zekâsı ve dili sayesinde dikkat çeken bir isim oldu. Takvimler 1040 Muharrem’i (1630) Aşure gününü gösterdiğinde o meşhur rüya vaki oldu. Sadece rüyada kalmadı hakikate de inkılap etti. Rüya odur ki Çelebi, İstanbul’da Yemiş iskelesinde bulunan Ahi Çelebi Camii’nde Hz. Peygamber’i kalabalık bir cemaatle birlikte görür, heyecana kapılıp Rasul-i Ekrem’in elini öperken, “Şefaat ya Rasulellah” diyecek yerde “Seyahat ya Rasulellah” der. Hz. Peygamber tebessüm ederek: “Şefaatim, seyahatim ve ziyaretim senin üzerinedir, haydi yürü.” der ve cemaatte bulunan ashabın da duasını alır; Sa’d b. Ebi Vakkas da gördüklerini yazması temennisinde bulunur.

Bu rüyayı tabir ettirdiği Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah Dede’nin, “Sa’d b. Ebi Vakkas’ın nasihati üzere ibtida bizim İstanbul’cağızı tahrir eyle” tavsiyesiyle önce doğduğu ve yaşadığı şehri gezmeye, gördüklerini yazmaya karar verir. Büyük bir coğrafyayı adımlayan Çelebi, kendini şöyle tanımlar: “Seyyah-ı âlem ve nedîm-i benî âdem, Evliyâ-yı bî-riya” Evliya adını ise Padişah imamı olan hocası Evliya Mehmet Efendi’den almıştır.

Kutlu bir rüyanın peşinde bir ömür
Seyyahımız, seyahatine önce “Darü’s-Saltanati’l-Aliyye, Hasretü’l-Mülûk, Taht-ı Yunaniyan, Gulgule-i Rum, Tantana-i Rum, Velvele-i Rum, Debdebe-i Rum” dediği İstanbul’la başladı. Öyle ki bugün adını sanını bilmediğimiz, yerinde yeller esen pek çok eserin varlığını Seyahatname isimli eserden öğreniyoruz. Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer demiyor mu şair, henüz 19 yaşında bir genç olan Evliya Çelebi de her anı bir ömre bedel İstanbul’u on sene adımlamıştır (1640).

Akılların alamayacağı bir sır, bir rüya bu… Gönülden bir sefer duası ve sonrasında kıtaları, deryaları aşmak… Yolculuk vesilelerine bakarsanız bunların tesadüfi seyahatler olmadığını göreceksiniz.

Evliya Çelebi, İstanbul dışına ilk seyahati 1640 yılında Bursa’ya yapar. Babasından izinsiz gittiği Bursa’dan dönüşünde babası ona artık seyahat etme izni verdiği gibi bir seyahatname kaleme almasını da tavsiye etmiştir. Muhtemelen İstanbul’u dolaşırken bu arada ailesinin irtibatı sebebiyle Kütahya, Manisa ve İzmit’e de kısa seyahatlerde bulunmuştu. Evliya Çelebi’nin uzak memleketlere ilk seyahati, Ketenci Ömer Paşa’nın Trabzon’a vali tayin edilmesiyle gerçekleşti. Paşanın yanında deniz yoluyla Trabzon’a, oradan da Anapa’ya gitti. Burada iken Azak Kalesinin geri alınması için Serdar Hüseyin Paşa kumandasında yapılan sefere katıldı (1641). Seferin neticesiz kalması üzerine Kırım’a gidip Bahadır Han’a misafir oldu. Kışı Bahçesaray’da geçirdi, baharda Azak’ın fethine iştirak etti. Kırım’dan İstanbul’a deniz yoluyla döndü. Ancak bindiği gemi şiddetli fırtına yüzünden batma tehlikesi geçirdi. İstanbul’a vardıktan sonra muhtemelen bu korku dolayısıyla dört yıl kadar seyahate ara verdi. 1645 yılında tekrar yola çıktı. Bu defa Yusuf Paşa’nın ordusu ile birlikte Girit seferine katıldı. Hanya Kalesi’nin fethine şahit olduktan sonra İstanbul’a döndü.

Ertesi yıl Defterdarzade Mehmed Paşa’nın Erzurum beylerbeyliğine tayin edilmesi üzerine müezzin ve musahip sıfatıyla onun maiyeti arasına girdi ve yolculuk sırasında bazı Anadolu şehirlerini ziyaret etti. Beylerbeyinin Şuşik seferine katıldı; Tebriz’e dönen Safevî elçisine refakat etti; Azerbaycan ile Gürcistan’ı dolaştı. Bakü, Tiflis, Revan, Gümüşhane ve Tortum taraflarını gezdi. Gönye’nin fethiyle Gürcistan seferlerinde bulundu. Görevinden alınıp Kars’a tayin edilen, ancak yeni görevine gitmeyerek İstanbul’a dönmek üzere yola çıkan ve bu arada da asi paşalarla irtibat kuran Defterdarzade Mehmed Paşa’nın mektuplarını getirip götürmekle görevlendirilen Evliya Çelebi, Ağustos 1648’de beylerbeyi tayin edilen Murtaza Paşa ile birlikte Şam’a gitti. Buradan Suriye ve Filistin’in birçok şehrine görevli olarak seyahat imkânı buldu. Murtaza Paşa’nın Şam’dan Sivas’a nakli üzerine onunla Sivas’a gidip çeşitli vesilelerle Orta ve Doğu Anadolu şehirlerini dolaştıktan sonra İstanbul’a döndü (1650).

Aynı yıl yakını ve akrabası olduğunu belirttiği Melek Ahmed Paşa’nın en yakın adamlarından biri oldu ve devlet kademesinde yaşadığı hadiseleri detaylarıyla yazdı. Melek Ahmed Paşa’nın, bir ayaklanma ile görevinden azledilmesi ve Özi beylerbeyliğine tayini Evliya Çelebi’nin yeniden seyahatine vesile oldu. Paşa ile birlikte Özi’ye gitti, bu arada Rusçuk, Silistre ve Babadağı’nı gördü; buralardaki köy ve kasabaların tahririnde bulundu. Melek Ahmed Paşa’nın Van beylerbeyliğine tayini üzerine Doğu Anadolu’nun pek çok yerini dolaştı, ayrıca çeşitli görevlerle İran ve Bağdat taraflarını gezdi.

Evliya Çelebi Aralık 1657’de İstanbul’a döndükten bir süre sonra Bursa, Çanakkale ve Gelibolu’yu dolaştı. 1659 yılında kendisine yeni bir seyahat imkânı çıktı. Bu defa Boğdan Voyvodası Stefenitza’yı (Stefanita Lupu) ülkesine götüren kafileye katıldı. Âsi Eflak Beyi III. Mihnea’nın tedip harekâtında ve Kırım süvarileriyle birlikte çeşitli akınlarda bulundu. Yine Paşa ile beraber, Bosna’ya, oradan Sofya’ya gitti. Vergi tahsili göreviyle Rumeli’yi dolaştı, bu arada Tımışvar sahrasında Köse Ali Paşa’nın Erdel seferine katıldı (1661). Burada Kırım askerleriyle Erdel’i karış karış dolaştı. Kışı geçirmek üzere Belgrad’a dönüşünden sonra Arnavutluk’ta “mal tahsili” ile görevlendirildi. 1671 yılında yine bir işaretle hac yolculuğuna çıktı.

Çelebi, son durağı olan İskenderiye üzerinden Afrika’ya geçti, oradan Nil boyunca ilerleyerek Sudan’a ulaştı. Nil’in kaynağını görmek isterdi ve oradan Habeşistan üzerinden tekrar Mısır’a döndü.

Hayatının buradan sonraki safhası sanki “sırra kadem basma” fehvasınca, belli değildir. Sanki vazife bitmiş ve görev tamamlanmıştır. Öyle ki Seyahatname’nin X. cildi bilinmeyen birileri tarafından ve bilinmeyen bir şekilde İstanbul’a ulaştırılmıştır. “Seyyâh-ı şehir, Evliyâ-yı bî-riyâ” olan Evliya Çelebi’nin vefat tarihi bir rivayette 1682 olarak zikredilir ancak M. Cavid Baysun, Evliya Çelebi’nin muhtemelen II. Viyana Kuşatmasını idrak ettiğini ve 1095 (1684) yılında hayatta bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca Evliya Çelebi’nin Mısır ya da İstanbul’da metfun bulunduğuna dair rivayetler vardır.

On cilde sığan bir büyük birikim
Evliya Çelebi, bütün bu seyahatlerini on cilde sığdırmıştır. Seyahatname-i Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi adlarıyla bilinen bu eserin bazı nüshaları Tarih-i Seyyah ismini taşır. Eserin I. cildi İstanbul’a tahsis edilmiştir. X. cildin tamamı Mısır’a ayrılmıştır. Sadece tarih mi yazılanlar? Hayır. Coğrafya, edebiyat, folklor, etnografya, sosyoloji bilimine dair kıymetli veriler. Hepsi başlı başına bir bilgi hazinesi hüviyetindedir. Seyahatname isimli bugüne aktarılan eserin asıl nüshaları Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndedir. Arap harfleriyle ilk sekiz cildi 1898-1928, son iki cildi ise 1935-1939’da yayınlandıktan sonra çeşitli baskılar yaptı. Evliya Çelebi’nin bu muhalled seyahatnamesi için Reşat Ekrem Koçu, Zuhuri Danışman, Orhan Şaik Gökyay, Yücel Kahraman, Seyit Ali Dağlı gibi isimleri yâd etmek gerekiyor.

Evliya Çelebi’den seyyahlığa niyet edenlere
Eserindeki bilgilerden iyi ata bindiği, iyi cirit oynadığı, gayet çevik ve hareketli bir insan olduğu, herkesle iyi geçindiği, hoşsohbet, nüktedan olup katıldığı meclislerde sözünü dinlettiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi edip, şair, aynı zamanda hattat, nakkaş ve musikişinastı. Nitekim Karahisarlı tarzındaki hatları Harem-i Hümayun’a konmuştu. “Evliyâ-yı bî-riyâ”nın alçak gönüllülüğü sayesinde herkesle iyi geçinmesi dostlarının sayısını çoğaltmıştı. Seyahatlerinde maiyetinde bulunduğu vali ve serdarlarla da arası gayet iyi idi. Ancak onların zaaflarını yakaladığı an bunları belirtmekten de geri durmamıştır.

Evliya Çelebi’nin yazılarında genel olarak bir ifade güzelliği hâkimdir. Bazen naklettiği şeyi daha da renklendirmek için uydurma bir haber veya hadise ortaya atar. Bu arada okuyucunun ilgisini çekmek maksadıyla aklın almayacağı garip olaylara yer verdiği de görülür. Mesela fillerin geçtiği köyde kadınların fil doğurması, gaipten haber veren mağaralar, çaresiz dertlere çare bulan hekimler vb… Ayrıca gezip dolaştığı yerlerde kendisinden iz bırakmak hevesini yaratılışındaki tevazu ile birleştirip bina duvarlarına “Evliya ruhiyçün el-Fatiha” yazacak kadar latife sahibi idi.

Unesco, 2011 yılını Evliya Çelebi yılı ilan etti. Evliya Çelebi Dünya seyahatname tarihinin bir şaheserini bize hediye etmekle kalmadı, Osmanlı’nın hudutları sayılan bölgeleri ve çevresini bizzat gezip görmek suretiyle tarihe de önemli bir kayıt düştü. Bu anlamda bizim coğrafyamızın, dilimizin, kültürümüzün taşıyıcısı örnek bir şahsiyet olmasının yanında bir medeniyet rehberi ve medeniyet taşıyıcısı bir isimdir Evliya Çelebi. Son söz niyetine seyahatnameden seyyahlara bir öğüt:

“Seyyâh-ı âlem ve nedîmi benî âdem olup cihangeşt olan kimselere her lisandan bilmek lazımdır. Kim senden hazzetmeyüp aleyhine bir söz söylediklerin anlayup âgâh olasın. Ve yol sormağa ve me’kûlat [u] meşrübâtdan bir şey isteyecek kadar bilmek elbette seyyahlara lazımdır, necât bula. Ve her şeyin cehlinden ilmi yeğdir.”