Makale

Berceste Beyitler

Berceste Beyitler

Ne Süleyman‘a esîriz ne Selim’in kuluyuz
Kimse bilmez bizi bir şâh-ı Kerîmin kuluyuz Hayretî
Ne Süleyman‘a esiriz ne Selim‘in kuluyuz. Kimse bilmez bizi, biz bir kerem sahibinin kuluyuz.
Vedat Ali Tok


16. yy. Divan şairlerinden Hayretî, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman zamanlarında yaşamış bir şairdir. Adının fazla duyulmamış olması Fuzûlî, Bâkî ve Zâtî gibi güçlü şairlerin zamanında yaşamış olduğu için onların gölgesinde kalmış olmasındandır, yoksa Hayretî de Divan Edebiyatının müstesna şairlerindendir.

Yukarıya aldığımız beyitte şair, kendisinin hiçbir kimseye kul köle olmadığını söylüyor ve insanın ancak kerem sahibi Allah’a kul olması gerektiğine işaret ediyor. Öyle ya Allah’tan başkasına kul olmayı karakter hâline getirenler çıkar ilişkisi içinde olduğu, kuvvetli gördüğü kim varsa ona şu veya bu şekilde kul olmaktadır. Bu ise büyük bir karakter zaafıdır.

Bazı şairler vardır, yaşadıkları ile yazdıkları bire bir örtüşür. İşte Hayretî de bunlardan biridir. İki kudretli ve cömert padişahın devr-i saltanatında bulunmuş. Özellikle Kanunî devrinde şairler ve diğer sanatkârlar saraydan büyük himaye gördükleri için tabiri caiz ise çoğu padişaha, vezirlere toz kondurmamış, onların tenkit edilmesi gereken yönlerini bile üstün bir meziyet gibi göstermişlerdir. Hayretî’nin tabiriyle onlara kul köle olmuşlardır. Hayretî, haysiyetli bir insanın kulluğu ancak ve yalnız Allah’a göstermesi gerektiğine inanmakla kalmamış herkesin duyabileceği şekilde şiiriyle de ilan etmiştir. Fakat Kanunî döneminde saraya yakınlığı ile bilinen Hayretî’nin hemşerisi Hayâlî Bey ki o da güçlü bir şairdir, Hayretî’yi bilerek ve isteyerek İbrahim Paşa’nın gazabına uğratmış, onun devletten alacağı bir miktar caizeyi de kestirmişti.

Rivayete göre, İbrahim Paşa çok güvendiği ve itibar gösterdiği Hayâlî’ye der ki:
- Hayâlî, hemşerin Hayretî’yi bilir misin? Geçenlerde bize bir kaside sundu. Hoşça bir şaire benzer.

Hayâlî Bey durumu fark eder ve Hayretî’nin gözden düşürülmesi için ustaca bir manevra yapar ve şöyle bir cevap verir:
- Bilirim Paşam. Cesurdur. Ne padişah huzurunu ve ne de paşalara yakınlaşmayı arzular. İstiğna sahibidir. Hatta bu konuyla ilgili bir gazel söylemiştir. Öyle kuvvetli bir matla’ı (gazelin ilk beyti) vardır ki ona nazîre bile diyemedim.

Hayâlî bu sözlerle güya şaire hayranlığını belirtmek ister, ama altta yatan sebep tabii ki farklıdır. Hayâlî bunları söyleyince Paşa meraklanır ve hemen o beytin söylenmesini ister. Hayalî’nin istediği de zaten o ilk beyti paşanın, padişahın kulağına eriştirmek ki böylece Hayretî gözden düşsün. Nitekim beyti söyler:
Ne Süleyman’a esîriz ne Selim’in kuluyuz
Kimse bilmez bizi bir şâh-ı Kerîmin kuluyuz

İbrahim Paşa sinirlenir bir yandan da korkar ve Hayretî için düşündüklerinden vazgeçer. Böyle bir şiirin sahibine büyük bir bahşiş verilemezdi; çünkü şiirin sultan tarafından duyulması demek, felâketin diğer adı olurdu. Zira burada ismi geçen “Süleyman” ile Kanunî’ye, “Selim” ile de Kanunî’nin babası Yavuz’a telmihte bulunulmakta idi. İbrahim Paşa yine de kendisine sunulan kasideyi karşılıksız bırakmak istemez; Hayretî’ye çok düşük miktarda bir timar verilmesini emreder. Hayretî, takdir edilen bu timarı reddedip:

Gam-ı dünyadan el yumak dilersen Hayretî cehd it
Gözün yaşı gibi yüz üzre var Vardar’a azm eyle

“Ey Hayretî, dünya gamından uzaklaşmak istersen çalış, gözünün yaşı gibi yüz üzerinden var, Vardar’a git.” diyerek, çeker memleketi Vardar’a gider.
Hayretî, Fuzûlî’nin meşhur Su Kaside’sine aynı kafiye ve redifle yazdığı ve
Gönlünü benzer ki akıtmış durur bir yâre su
Şevkden kendin yire urup yürür bî-çâre su
(Bîçâre su, öyle görünüyor ki gönlünü bir sevgiliye vermiş, ona ulaşma isteğinden kendini yere vurmuş, yürür durur.)
Beyti ile başlayan gazeli ile dikkat çeken bir şairimizdir.
Sağlam bir İslam inancına sahip olan şair bir beytinde kulun dünyaya geliş sebebini şöyle izah eder:
Hudâ’yı bilmek içün gelmişüz dünyâya
Aceb mi cehdümüz olursa zikr-i Mevla’ya
(Dünyaya Allah’ı bilmek için gelmişiz, Mevla’yı zikretmeye çalışmakta şaşılacak ne var?)
Nitekim bir başka şiirinde de şair, temiz ve samimi bir kalp ile inanarak şehadeti zikredenlerin Allah’a kulluk sözleşmesini ikrar edeceği için yüce makama ereceklerini söyler.
İrişdirür bizi âhir makâm-ı a’lâya
Kemâl-i eşhedü en lâ-ilâhe illa’llâh

(Eşhedü en la-ilahe illallah zikrinde olmak sonunda bizi mutlaka yüce makama eriştirecektir.)