Makale

İri gözlü esmer çocuk

İri gözlü esmer çocuk


Abdulbaki İşcan

İri gözlü esmer çocuk öldü, onu bir başka iri gözlü esmer çocuğun yanına defnedecekler.
Tok karnına ağlayamadan yumdu gözlerini…
Açlığı, susuzluğu hayat bildi, dünya böyle zannetti…

Ama açlığın kocaman elleri varmış, susuzluğun kocaman ağzı ve kocaman gözleri varmış, çocuk aklıyla bilemedi.
Annesinin kaçıncı ciğer paresiydi iri gözlü esmer çocuk, babasının kaçıncı çöl kumlarına verdiğiydi, bilemedi. Bilemedi varlık nedir, yokluk nedir, karın tokluğu nedir; bilemezdi.

İri gözlü esmer çocuk hiç gülmedi. Etrafında gülen insanları da fark etmedi. Bir annesinin kollarını bildi, bir de yüzüne yapışan karasinekleri… Başka da bir şey olmadı hayatında…
İri gözlü esmer çocuk, başka ülkelerin çocuklarını da göremedi, hatta başka şehrin çocuklarından da haberi olmadı.

İri yapraklı bir ağacın altında, altın sarısı saçlı bebeklerle dertleşemedi, sokaklarda üç tekerlekli bisiklet süremedi… Başka ülkelerin çocuklarının oyuncaklarını, biriktirdikleri harçlıklarını ona gönderdiklerini de duyamadı. Duysaydı sevinecekti ve gülecekti…
İri gözlü esmer çocuk öldü, onun yanında toprağa verilen yine iri gözlü esmer bir çocuk olacak.

Oyun nedir bilmedi iri gözlü esmer çocuk, çevresinde oynayan çocuklar da olmadı hiç.
Bir annesinin gözlerindeki çaresizliği gördü, bir de gökyüzünün rengini... Başka da bir şey takılmadı bakışlarına…
Karanlıkta aniden parlayarak sönen iki yıldız gibi gözlerini yumdu. Annesi iki eliyle okşadı yüzünü. Babası sardı kefenini, itinayla toprağa koydu.
Kaç çocuk onun gibi hayata veda etti anlamadı, daha kaç çocuk gidecekti, anlayamadı…

Elleri ve ayakları hiç tutmadı iri gözlü esmer çocuğun. Güç yetiremedi bedenine, nefes dahi almakta güçlük çekti her seferinde, ölümü soludu sanki. Bir tek gözlerini çevirebildi sağa ve sola; bıçak gibi keskin, buz gibi soğuk bakışlarla…
O ağlamayı bildi sadece, gülmeyi kimse ona öğretmedi.
Gülmeyi öğrenememiş ıslak, iri gözlü esmer çocuk. Ağladığında kara iklimleri de beraberinde getiren... ah bir gülsen! Gülsen de paylaşacağımız bir sevincimiz olsa seninle. O zaman kirpiklerinde bir ilkbahar belirecek ve inan seninle beraber atan yürekler de sevinecek.

İçimizdeki yangın, kalbimizdeki kuraklık, evimizdeki yokluk, ilimizdeki kıtlık, elimizdeki çaresizlik ve kalbimizdeki yara… Yüzünü yüzümüze çevir. Daha fazla acizliğin hüznü çökmeden üzerimize, bütün dünyayı sığdırdığın gözlerinle bak bize ve gülümse.

Kurak ülkelerde beliren suskunluğumuz aldatmasın seni. Çöl kumlarında kendini gösteren acizliğimize ve tükenmişliğimize de aldırış etme, sen gülümse. Nasır tutmadan yüreklerimiz, aklımız fikrimiz daha fazla kesintiye uğramadan kömür gözlerinle bak bize. Ne olur, bir kere olsun gülümse… Gecenin açlığa, gündüzün susuzluğa büründüğünü fark edemedik biz. Anlamadık darda kalmışın halini, yoksulluğu, yoksunluğu anlayamadık. İnsanlık nedir bilemedik…
Bir kere gülümsemen yeniden hayat verecek bize.
Ama iri gözlü esmer çocuk öldü. Onun defnedileceği yer, ya kuru dalların arası ya da üzerinde hiç oyun oynanmamış kumlukların bir köşesi olacak.
İçinde çocuksu ne varsa hepsini bıraktı çölün kumlarına ve cılız ve çaresiz inlemeleriyle savurdu sanki kâinatın dört bir yanına…
Hiç bu kadar özlenmemişti yağmur, hüzün hiç bu kadar dağılmayı beklememişti.
Gülmeyi bilmeyen gözler hiç bu kadar büyümemişti ve düşünceler hiç bu kadar kedere dönüşmemişti.

Düşüncelerin nasıl fakirleştiğini, nasıl merhametten uzaklaştığını düşündüm. Sonra iri siyah gözleri, kemiklerin içine sızmış derisiyle bedenleri düşündüm… Kırılacak dala benzeyen elleri düşündüm… ‘Hangi çocuğumun yaşama ihtimali daha fazla, hangisini ölüme terk edip yola devam etmeliyim’ diyen anneyi düşündüm bir de… Bir lokma için, açlıktan ölen yavrusunu gömmeyip canlı gibi gösteren yüreği düşündüm… Çocuklarına ekmek bulamayan babayı düşündüm…
Sonra yaşadığımız hayatı düşündüm, ölümü düşündüm sonra.
Burası Afrika… Çocukları açlığın, büyükleri çaresizliğin vurduğu bahtı kara kıta…
Buranın çocukları iri gözlü olur.
Burada iri gözlü çocuklar gülmeyi öğrenemeden ölürler ve yaşıtlarının yanına gömülürler.