Makale

Acı çeken n'eylesin?

Acı çeken n’eylesin?


Dr. Necdet Subaşı

Diyanet İşleri Başkanlığı, başlattığı yeni bir uygulamayla şimdiye kadar rutin bir ilgiyle takip edilen mübarek gün ve gecelerde kimi duyarlılıkların hatırlanması ve ihya edilmesi amacıyla öncü birtakım adımların atılması yönünde fark edilebilir bir çaba içine girmiştir. Bu amaçla başta kandil geceleri olmak üzere birer temsil, şiar ve manevi coşku atmosferi olarak bilinen gün ve gecelerde, toplumsal etki ve ağırlığını giderek kaybeden değerlerin canlandırılmasına yönelik olarak yeni bir bakış açısını hayata geçirdi. Esasen bu uygulamalar sayesinde, birer tezkiye ve vuslat vesilesi olarak bu gün ve gecelerde dinî duygu ve coşkularda tam bir patlama yaşanmakta, Müslümanlar kendi varlık ve imkânlarını yeni bir öz bilinçle gözden geçirme fırsatı yakalamaktadırlar. Bu çerçevede 2011 ramazan ayında da komşuluk kavramı etrafında bir özen, dikkat ve duyarlılık harekete geçirildi.

Ne var ki komşuluk kavramı etrafında oluşan dikkatin sınırları öngörülmemiş bir coğrafi zeminde kendine karşılık bulmakta gecikmedi. Uzaktaki komşularımız arasında kıta Afrikası, özellikle açlık ve sefaletin kol gezdiği Somali’de komşuluk kavramının belli başlı tüm bileşenlerini harekete geçirmeyi zorunlu kılan bir duyarlılık oluştu. Somali, içinde kültür, kimlik, sömürgecilik mirası ve dünya sisteminin tersine işleyen çelişkilerinden kaynaklanan pek çok nedenleriyle bugün insanlığın yegâne imtihan alanı olarak kendini teşhir diyor. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı, Somali’deki belki de tarihte yüzyılın insanlık ayıbı olarak yerini alabilecek emsalsiz açlık ve kitlesel ölümler karşısında, insani ve İslami bilincin bir gereği olarak küresel ölçekte yeni bir misyon üstlenmek durumundadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ilgili kanunda kendisine yüklenen görev ve sorumluluklarının bir parçası olarak Müslüman toplumun vicdanını yaralayan konularda temsil rolü üstlenerek kalıcı ve etkin girişimlerde bulunmaktadır. Esasen öteden beri sınırlarını sadece yurttaşlık temelinde yurt ve dünya sathındaki vatandaşlarımızın dinî taleplerini yerine getirmekle kayıtlı tutan Diyanet, artık dünya ölçeğinde insanlık için gerektiği her seferinde adım atmaya kendini mecbur hissetmektedir. Dünyanın hemen her tarafında şu ya da bu nedenle yaşanan ciddi sayılabilecek düzeyde yakıcı sorunlar ve sonuçları kendi sınırlarını aşan hayati problemler karşısında yapılması gereken, duyulduğu, görüldüğü, fark edildiği ve kavranıldığı andan itibaren gereken adımları atmak ve bu konuda hiçbir sınır tanımamaktır. Nitekim gerek kurumsal düzeyde Diyanet gerekse dış dünyadaki hareketliliklere karşı her zaman kendine özgü ilgi ve şefkatiyle göz dolduran vatandaşlarımızın ortak vizyonu bugün Somali’de yaşananlar karşısında kalıcı bir inisiyatif üstlenmeyi zorunlu kılmıştır.

Bu bağlamda devlet düzeyinde üstlenilen misyonun harekete geçirilmesinde kuşkusuz en büyük adımı Diyanet İşleri Başkanlığı üstlenmiştir. Daha önce de Diyanet, değişik vesilelerle halkımızın yüksek duygularının tercümanı olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan felaketlere asla bigane kalmamış bu çerçevede 2005’de Pakistan ve Güneydoğu Asya’da yaşanan sel ve tsunami felaketlerine, 2009’da Filistin’de yaşanan insanlık dramına, 2010’da da Haiti ve Kırgızistan’da yaşanan felaketlere karşı inisiyatif üstlenmiş ve yardım kampanyaları düzenlemiştir.

Hiç kuşkusuz Somali’de yaşananlar, orada dünyanın gözü önünde cereyan eden gelişmeler karşısında duyarsız kalmak ciddi bir insanlık sorunu olarak değerlendirilmelidir. Somali’de yaşananlar insanlığın artık asla geçiştiremeyeceği yeni birtakım soruları gündeme getirmektedir. Mevcut durumun tarihsel, ekonomik, sosyolojik nedenleri üzerinde kafa yormak; neden ve niçin sorularına cevap vermek, orada kalıcı politikalar eşliğinde hayatı rahatlatmanın imkânlarına odaklanmak tabii ki gereklidir. Ancak şimdi, açlıkla karşı karşıya olan insanlara kalıcı bir şekilde destek olmak ve hayatın aleyhlerine işleyen akışına bir set çekmek, müdahale etmek de bir o kadar gereklidir.

Nitekim bugün ciddi bir meblağa ulaşan yardım kampanyasında aslolan mevcut sorunları olabildiğince azaltabilecek tedbirleri ortaya koymak, ardında da mazlumlara, Kur’ani ifadeyle mustaz’aflara kalıcı bir rahatlama sağlamaktır. Ne var ki biri lehine diğerini ihmal etmek gerçekçi adımların atılmasına her zaman engel olacaktır.

Esasen İslami gelenekte de doğrudan fakir ve fukaranın görülmesi, ona yardım elinin uzatılması aciliyet kesbetmektedir. Ramazan vesilesiyle hemen her Müslümanın tam bir duygu fırtınası eşliğinde kendi insanlığını gözden geçirdiği, kendi imtihanıyla başbaşa kaldığı bir ortamda başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere tüm kurumlara düşen sorumluluklarını üstlendikleri kitlenin hissiyatını sınır ötesi dünyalara taşıma hususunda acze düşmemeleri ve öncelikli olarak inleyen sabiyi, ağlayan anneyi rahatlatmaları ve uzak coğrafyalarda bütün bu acıları bir daha yaşatmayacak yeni ve kalıcı bir sosyal hizmet ağına öncülük etmeleridir.