Makale

Edebiyatımızda ve İslam Sanatında HİLYELER

Edebiyatımızda ve İslam Sanatında HİLYELER


Dr. Reşide Gürses

Edebiyatımızda “Hilye” geleneği önemli bir yere sahiptir. Kelime anlamı: “Süs, ziynet, cevher, yüz güzelliği, ruh güzelliği, güzel sıfatlar ve güzellikler manzumesi” anlamına gelen “Hilye” kelimesi daha sonra edebî bir terim olarak: “Hz. Peygamber’in yaratılışını, vücudunun dış görünüşünü, şeklini ve ruh güzelliklerini, güzel sıfatlarını ifade eden eserler” anlamında kullanılagelmiştir. Bu tür eserlere daha sonra “Hilye-i Saadet”, “Hilye-i Nebevî” ve “Hilye-i Şerif” gibi isimler de verilmiştir.

“Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in portreleri” olarak değerlendirilebilecek olan hilyeler, “Şemail”lerden doğmuştur. Şemailler, Hz. Peygamber Efendimiz’in vücut yapısını, güzel ahlakını, hâl ve hareket tarzını, tavır ve davranışlarını bir bütün hâlinde ele alarak anlatan eserlerdir. Hilyelerin konuları Şemaillere göre daha dardır. Ancak her ikisinin de kaynağını hadis-i şerif kitapları oluşturmaktadır. Gerek Kütüb-i Sitte’de gerekse sahih kabul edilen diğer hadis kaynaklarında bu konuda birçok hadis-i şerif bulunmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimiz’in beşerî yönünün anlatıldığı hilyelerde onun yaratılışı, fizikî görünüşü ve sıfatları anlatılır. Bilhassa Türkler tarafından çok önemsenen hilye-i şeriflerin, Osmanlı döneminde, hat ve tezhip sanatı alanında müstesna bir yeri vardır. Tarihin akışı içinde hilye levhalarında çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Hilyelerin en çok benimsenen ve günümüze kadar gelebilen şekli, 17. yüzyıl ünlü hattatlarından Hafız Osman eliyle yazılmış olandır.

Hilyeler çok kere nesihle yazılmıştır. Hilye için yaygın olan yukarıdaki biçim geliştirilmeden önce, katlanarak göğüs üzerindeki cepte taşınabilecek boyda ve yalnız nesih hattıyla yazılmış olan Türkçe mealli hilyeler de vardır. Şimdiye kadar üçüyle karşılaştığımız bu hilyelerden birinde 1079/1668 tarihi görülmektedir. Hafız Osman’ın daha 26-27 yaşlarındayken hilye yazmaya başladığı belirlenmektedir. Üç yüz yıldan fazla bir zaman öncesine ait olan ve Hafız Osman’ın ravisini belirtmediği bu hilyenin meal kısmı –devrinin diliyle– şöyledir; “Mübarek alnı, açık idi. Mübarek sakalı, değirmi idi. Mübarek sakalına ak düşmüş idi. Mübarek gözleri kara idi. Bazılar eyitti: Ela gözlü idi. Bazılar eyitti: Aka mail idi. Bazılar eyitti: Sarıya mail idi. Mübarek kaşları açık idi. İnce kaşlı ve tatlı dilli idi. Mübarek dişleri seyrek idi. Mübarek burnu, yüce idi. Buğday tenli idi, derler. Mübarek kulakları, küçük idi. Mübarek damarları, ince idi. Mübarek yüzü ve sakalı değirmi idi. Mübarek alnı, geyn (geniş) idi. Mübarek elleri, uzun idi. Mübarek boyu, mevzun idi. Mübarek kadleri, orta idi. Mübarek parmakları, ince idi. Mübarek beden-i şeriflerinde kıl yoğ idi. İlla bir hat var idi, mübarek göğsünden mübarek göbeğine varınca iki omuzu mabeyninde, mühr-i nübüvvet var idi. Ol mühr-i nübüvvetin karnında yazılmıştı.”

Hilyenin bölümleri
1. Başmakam: En üst kısımda Besmeleyle başlayan kısımdır. Buraya Besmele veya Besmele’nin geçtiği ayet-i kerime (Neml, 30.) yazılır. Yazı stili değişik biçimde (muhakkak, sülüs vb.) olabilir.
2. Göbek, Gövde: Hz. Ali’den naklen Hz. Muhammed’in vasıflarının yazıldığı yer olup yuvarlak yazı sahası olarak bırakılıp tezhibi hilal içine yazılır. Hilye metninin büyük bir kısmının yazıldığı yerdir. Daire veya oval şeklinde olup merkezde bulunur.

Bu göbek bölümünün dört köşesinde yer alan yuvarlak boşluklara, Hulefa-i Raşidin, dört halifenin isimleri: Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.)’nin isimleri yazılır. Bazen buralarda Rasulüllah (s.a.s.) Efendimiz’in Ahmed, Mahmud, Hâmid, Hamîd isimleri de görülebilir. Bazen de göbeğin etrafına, cennetle müjdelenmiş olanların (aşere-i mübeşşere) isimleri yazılır. Ayet: Bu kısma doğrudan Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ile ilgili yine sülüsle bir ayet-i kerime yazılır. En çok rastlanan ayet-i kerimeler: “Biz seni âlemlere ancak rahmet olsun diye gönderdik.” (Enbiyâ, 107.) “Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 4.) “Muhammed”in Allah Rasulü olduğuna Allah’ın şehadeti yeter.” gibi. Kelime-i tevhide de rastlanabilir.
3. Hilal: Mutlaka her hilyede bulunması şart olmayan ve Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in nuru ile âlemi aydınlatmasını sembolize eden kısımdır. Bu kısım ortada güneş ve güneşin etrafında da hilal olarak sembolize edilir.
4. Ciharyarlar: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali isimlerinin yazıldığı ve gövdenin dört tarafında bulunan isimlerdir.
5. Ayet: Besmele ile aynı ebatta olup Hz. Muhammed ile ilgili ayetlerin yazıldığı kısımdır.
6. Etek: Ayetin tam ortasına, iki taraftan da eşit miktarlarda yer bırakılarak oluşturulan dikdörtgen bölümdür. Göbek kısmına sığmayan metnin devamı, dua bölümü ve hilyeyi yazan hattatın adının ve yazının tarihinin yazılı olduğu bölümdür.

Tezyinî sanatlarımızın zengin ve mânâ yüklü geleneklerinden biri de öğrencinin hocasından icazet almadan eserine imza atmamasıdır. En yoğun ve emekli tezhipleri bağrında sergileyen hilyeler, aynı zamanda tezhip ve hat sanatlarında usta olmanın da kabul ölçüsü sayılmaktadır. Bir öğrencinin yapmış olduğu hilye, eğer onun hocası tarafından başarılı görülmüşse, o öğrenci icazet almaya hak kazanırdı. Şayet hilye, tezhip icazeti olarak hazırlanıyorsa etek kısmının altında, koltukların arasında icazet metni için yer ayrılırdı. Bu metinde hocanın ismi zikredilerek, başarısından dolayı talebesine eserlerine imza atma izni verdiği yazılır ve hayır dua ile noktalanırdı. Şayet hilye icazete layık görülmemişse, bu boşluk tezyin edilerek doldurulurdu. Hattat imzası ise bu metnin altında yerini alırdı. Bu gelenek bazı hocalar tarafından günümüzde de sürdürülmektedir.
7. Koltuklar: Etek kısmının iki tarafında ve ayet-i kerimenin altında bulunan boşluklardır.
8. İç Pervaz: İç bölgeyi çevreleyen çerçeve biçimindeki kısımdır.
9. Dış Pervaz: Bazen ebru, zerefşân, hâlkarî ya da tezhip olabilir. Hilye ile ilgili olarak ayrıca “ara suyu, kenar suyu” önemli bir kavramdır.

Ara Suyu, Kenar Suyu: Hilye’nin güzelliğini artırmak için yapılan çerçeve niteliğinde ve farklı büyüklükte bezemelerdir.

Hilye-i saadet
Hilye-i Saadet adlı eseriyle ün kazanmış olan Hakanî Mehmet Bey (Öl. 1606), İstanbulludur. İyi bir eğitim alan yazar, en iyi şekilde Arapça ve Farsça bilmektedir. Çeşitli devlet görevlerinde bulunan yazar Sancak Beyliği’ne kadar yükselmiştir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in fizikî, ahlakî, ruhî ve insanî özelliklerini güvenilir kaynaklardan derleyerek oluşturduğu ve 1007/1598-9 tarihlerinde tamamladığı Hilye-i Saadet adlı eserini Çağalazade Sinan Paşa’ya sunan Hakanî Mehmet Bey’in bu eseri, hilye türünde pek çok eserin yazılmasında örnek teşkil etmiştir.

Hakanî Mehmet Bey eserin bir bölümünde eseri yazış sebebini “şefaat vesilesi aramak” olarak ifade eder.

Hakanî Mehmet Bey’in Hilye-i Saadet adlı eseri, “Hilye” türünün ilk örneği olarak İslami Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Hakanî’nin bu eserinden sonra, birçok şair ve müellif tarafından hilye türünde eserler verilmiştir.

Hilye-i saadet adlı eser, mesnevî tarzında ve aruzun; Feilâtün feilâtün feilün kalıbıyla yazılmıştır. 712 beyitten oluşan eser, asırlar boyu halk arasında makamla okunmuştur. Muallim Naci Osmanlı Şairleri adlı eserinde, Hilye-i Saadet adlı eserde “Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i gibi ammenin kabul ve takdirine mazhar olmuş, âsâr-ı mübarekedendir.” demektedir.

Hilye-i saadet adlı kısım, Besmele Manzume-si’yle başlamaktadır. Çünkü “Besmele” her kitabın anahtarıdır. Bugüne kadar İslamî Türk edebiyatı içinde “Besmele” ile ilgili gerek manzum gerekse mensur çeşitli risaleler kaleme alınmıştır. Eserin ilk kısmını içeren “Besmele Manzumesi’nde, “Besmele” ile ilgili açıklamalar, kısa ve özlü bir biçimde dile getirilmektedir.

Eser daha sonra Tevhit ve Na’t bölümü ile devam etmektedir. Besmele Manzumesi, Tevhitve Na’t ile ilgili bölümler 202 beyitten oluşmaktadır.

Bu bölümlerden sonra yer alan hilye-i saadet ise 510 beyitten oluşmaktadır. Burada Hz. Peygamber’in suret ve siretine ait özellikler uzuvlara göre sıralı olarak özlü bir biçimde anlatılmıştır.

Pek çok yazma nüshası bulunan ve Hileye-i Hakânî adıyla da bilinen hilye-i saadetin eski harfli ilk baskısı, 55 sayfa olarak Talik hurûfatla, Sultan Abdulmecid’in emriyle 1264/1848’de Tabhâne-i Âmire’de yapılmıştır. Yine eski harflerle 34 sayfa olan ikinci baskı İmamecizâde Mehmet Bey matbaasında 1292/1875 yılında yapılmıştır. Baskısı kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen üçüncü baskı ise 1307/1889 yılında basılmıştır. Eserin eski harflerle yapılan son baskısı ise 1309/1891 tarihinde Mahmut Bey Matbaası’nda gerçekleştirilmiştir. Hilye-i Hakânî’nin Latin harfleriyle aktarılmış baskısı, ilk 1988’de Dr. Numan Külekçi tarafından yapılmıştır. Hakanî Mehmet Bey ve onun eseri Hilye-i Saadet hakkında bilgilerin de yer aldığı çalışma ise TDV yayınları arasında çıkmıştır.