Makale

Mihrabı hayata taşımak

Mihrabı hayata taşımak
Levent Uçkan


Ülke nüfuslarıyla yarışan metropoller, dünya çaplı iktisadi havzalar, ülke bütçelerinden büyük şirket cirolarıyla iktisadi savaşların yaşandığı, dünyanın en ücra köşesine ses ve görüntü naklinin harikulade olmaktan vakayı adiyeye dönüştüğü bir çağ… Bireylerin, on yıllık alt komşusuyla selamlaşmadığı, birinci derece akrabalarıyla bağlarını kopardığı ama sanal tanışıklıklarıyla dünyanın dört bir yanından dost ve ahbaplar edindiği bir dünya… Yıllık 600 bin nikâhın kıyıldığı ancak evlilik binalarından her yıl 100 bininin çöktüğü bir Türkiye. Güngörmüş dünyamızın, fakir insanları her asırda gördüğü halde, en zengin yüzyılda açlıktan insan ölümlerine şahit olduğu bir çağ. Şu veya bu sıfatlarıyla tanıtımını sayfalarca uzatabileceğimiz modern çağ. Ve tüm insanlığa gönderilen rahmet peygamberinin rahmet ümmeti olan biz Müslümanların bu fotoğrafı “sıbgatullah” ile renklendirme sorumluluğumuz...

Özetlenen bu tablodaki verilere karşın, ülkemiz pratiğinde pek çok insanımızın cami ve din görevlisiyle teması; isim verme töreni, yaz kursları, sünnet, nikâh ve cenaze törenleriyle sınırlıdır. Halkımızdan azımsanmayacak bir kesimi, yukarıdaki hizmetler dışında dinî müessese ve görevlilerimizden hizmet alamamaktadır. Camilerimiz ve görevlilerimizin daha etkin-verimli hizmet sunumlarının önündeki önemli engellerden biri, hizmet alma pozisyonundaki muhataplarımızın “cami ve fonksiyonlarını” algılarında yaşanan daralmadır. Öncelikle bunun aşılması ve ardından vizyon genişlemesini taşıyabilecek bir coşkunun oluşturulması önerilebilir. Bu fotoğrafın oluşumunda pek çok etkenden söz etmek mümkünse de, Diyanet İşleri Başkanlığı personeli olarak bizlerin öncelikle yapabileceklerini şöyle özetleyebiliriz:

1. Din hizmeti vermekle görevli bulunduğumuz muhatap kitleye, bizden alabilecekleri hizmetin sınırlarını daha iyi anlatmak ve bu hizmete hazır olduğumuzu kavlî ve fiili olarak göstermek.

2. Temas noktalarını çeşitlendirmek ve geniş hizmet alanının gerektirdiği donanım eksiklerimizi süratle tamamlamak.

Camilerimiz tarih boyunca, ürettikleri hizmetlerle anılagelmiştir. Pek çok hizmet, caminin merhametli şemsiyesi altında yapılanmayı, kendi hizmet alanı için daha uygun görmüştür. İhtiyaç sahipleri için aşevi mi yapılandırmak istediniz, bunun en çok yakıştığı yer zekât gelirlerinin de kolaylıkla kanalize edilebileceği bir cami ek binasıdır. Din eğitimi için tesis mi arıyorsunuz, sığınacağınız en merhametli yatak yine cami havzasıdır. Güzel sanatlar ve musiki kendini caminin evladı olarak göregelmiştir. Yaşlı bakım üniteleri ve yetim çocukların bakım merkezleri de kendilerine; merhametin ve yardımlaşmanın bir ibadet olarak algılandığı camilerden daha yakışan bir partneri bulamamışlardır. Bu vb. kurumlarla ortaklaşa hizmet üreten cami, gerçekten “yaşayan bir cami”dir. Yaratılmışa hizmeti ibadet kabul eden İslam dininin merkez kurumu olan camilerimiz, topluma hizmet edebildikleri oranda hayatiyet bulmuşlardır. Bu kurumun sembol-merkez ibadeti namazla cemaatin günde beş kez bir araya gelme avantajı pek çok faaliyeti de caminin omuzlarına yükleyegelmiştir. Zekât gibi mali ibadetler başta olmak üzere yardımlaşma temelli hizmetler, ilmî halkalar ve çeşitli sanatlar, üretim ve icra alanı olarak camilerimizde ve müştemilatlarında temerküz etmişlerdir. Camilerimiz bizler tarafından gerçek anlamda ihya olduklarında; sağlıklı bir kalbin diğer organların sırtındaki yükü hafifletmesi misali, topluma hizmet veren emniyet, adalet başta olmak üzere pek çok devlet kurumunun hizmet yüklerini de hafifletmişlerdir.

Günümüz toplumunda cami ve din görevlisinin üstleneceği rolleri yeniden düşünüp yapılandırırken organize edilmesi önerilebilecek faaliyetleri “Kuruluş ve İşletim Faaliyetleri” olarak sınıflamak uygun görünmektedir. Buna binaen şu hazırlayıcı faaliyetler icra edilebilir:

Hizmet üretecek caminin içinde yer aldığı sosyo-kültürel zeminin analizi önceliklidir

Camilerimizin zaman-mekân ve muhatap kitleye göre değişmeyen; ibadet alanı olma vb. temel rolleri vardır. Camilerimizi sadece bu rolleriyle tanımlamak, bu kurumlarımızı hem eksik anlamak hem de imkânlarını israf etmek anlamına gelecektir. İsraf her alanda haramdır. Ancak dinin temel kurumları olan camilerimizde eksik tanım, yanlış beklenti, kurumsal ve konjonktürel problemler vd. sebeplerden kaynaklanan hizmet alanı daralmalarının vebali daha ağır olsa gerektir. Camilerimizce eksik bırakılan her hizmet alanı toplumsal hayatımızda farklı ağrı ve sızıların meydan bulmasını doğurmaktadır. Gerek tarih içinde üstlendikleri pek çok hizmetler, gerekse günümüzde üstlenebilecekleri muhtemel hizmetler açısından camilerimiz, üzerlerinde tekrar tefekkürlerimizi yoğunlaştırmamız gereken merkez kurumlarımızdır.

Görev yapılan mahallin özellikleri, çalışma önceliklerini değiştirebilmektedir. Bölgenin eğitim düzeyi, iş veya mesken ağırlıklı oluşu, cami cemaatinin sabit veya değişken oluşu vb. veriler, bölgede tasarlanabilecek hizmetler için ön veriler olarak değerlendirilmelidir. Camilerimizin bu değişken durumlarından ötürü önlerine konacak vizyon ve hedefler de farklılık arz etmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, bölge ve cami düzleminde koyacağı bu özel hedef ve beklentilerin ne denli gerçekleştirildiği noktasında da rehberlik ve denetim yapmak durumundadır. Diyanet İşleri Başkanlığının hizmet ürettiği camileri, farklı kriterlere göre tasnif etmek mümkündür. Konumuz açısından şöyle bir soruyla, tasnifi yapabiliriz. Hangi tür camimizde, hangi hizmetleri öngörmeliyiz?

• Selatin camilerimiz
• Ana arter camilerimiz
• Yeni yapılan külliye tarzı camilerimiz
• Han içi mescitlerimiz
• Mahalle camilerimiz
• Köy camilerimiz

Camilerimiz, ibadet mekânı olma değişmez vasfı yanında, bulundukları sosyo-kültürel zemine ve kendilerini çevreleyen imkânlara göre farklılık arz eden hizmetlere de katkı sağlayabilmektedirler. Eğitim alanlarına mücavir camilerimiz, öğrenci yurdu vb. yan hizmetleri üretirken; iktisadi darlık yaşanan bölgelerde aşevi ve erzak çalışmalarıyla toplumsal bir ihtiyacın giderilmesine öncülük yapabilmektedirler. Bugüne değin Kur’an kursu, talebe yurdu, aşevi, misafirhane, çayevi gibi yan tesisleriyle insanımıza hizmet üreten camilerimizin hizmetlerinde çeşitlenmeye ve toplumla temas noktalarını çoğaltmaya ihtiyaç hissedilmektedir. Yaşlı bakım evleri, eğitime destek veren etüt merkezleri, çocuk bakımevleri ve oyun evleri, emekli hobi evleri, geleneksel sanatlar ve ses sanatlarımız, bilim sergi salonlarımız vb. pek çok hizmet alanıyla camilerimiz hayatın tam da orta yerinde etkin yerlerine günümüzde de taliptirler. Bu hizmetlerin merkezindeki kişi olan imamımız ise dinî rehberliğini sadece cami cemaatine yönelik olarak değil tüm mahalleye yönelik gerçekleştirmek durumundadır. Yeryüzünün bütünü kendine mescit kılınan Rasul’ün varisleri için tüm yeryüzü din-i mübin-i İslam’ın tebliğine muhataptır. Dinî rehberliğin toplumun her kesimine en güzel ve uygun formlar kullanılarak ulaştırılmasıyla bu hizmet, muhatabın ayağına götürülmelidir. Bulunduğu görev mahallinde binlerce kişinin yaşadığı bir İmam-Hatip için “Görevli olduğum caminin hiç cemaati yok. Bu sebeple hizmet üretemiyorum.” gerekçesi bu yeni yaklaşımda yer bulamayacaktır.

Kadın-çocuk ve aktif nüfusa ulaşabilmek, zorluklar ve çözüm önerileri
Bayan ve çocuk nüfusun ihtiyaçlarına yönelik olarak camilerimizin fizik imkânlarını yeniden tasarlama zorunluluğu görülmektedir. Kısa süreli çocuk bakım üniteleri, uygun WC ve şadırvanlar ile özellikle genç annelerin huşu içinde ibadetlerine yönelik tedbirler üretemeyen bir hizmet kurumu, kendi rezervlerini yeterince iyi kullanamayacaktır. Bu kullanımla ilgili tek problem, fizik imkânların yetersizliği değildir. Mescitlerimizden uzun süre ayrı kalan toplumun bu kesimlerinin, tekrar camilerimize kazandırılmasının önünde dinî yorum, anlayış ve örfi problemler mevcuttur. Bu konuyla ilgili görevlilerimiz ve Başkanlığımızın fikrî altyapıyı hazırlama ile ilgili yapması gerekenler göz ardı edilemez. Özellikle Aile İrşat ve Rehberlik Büroları kanalıyla ulaşılan bayan cami cemaatlerine süreli kurslar aracılığı ve paket programlarla pek çok alanda rehberlik böylece nezih ortamlarda verilebilecektir. Trafik ve park probleminin yaşandığı ana arterlerde araç park yerleri gibi günümüz ihtiyaçlarına yönelik kolaylaştırıcı imkânlara ihtiyaç ise had safhadadır.

Camilerimizin hizmet saatlerinin yeniden programlanması
Din görevlimiz ibadet alanlarını; korumak, bakımını gerçekleştirmek ve namaz merkezli olarak işletimde tutmakla sorumludur. Kendisinden hizmet alan bölgenin dini alandaki rehberliğini yapmak ve irşat faaliyetleri de bir diğer ana görevdir. Ancak bu ikinci alan (irşat) cuma vaazları ve yaz kursları gibi birkaç forma sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Din görevlisi dini içerikli çeşitli törenlerde de irşat faaliyetlerini sürdürür. Bu formel irşadın ötesinde informal olarak esnaf ziyaretleri, komşuluk ilişkileri vb. hayatın tüm alanlarında irşat devam eder. Namaz saatleri merkeze alınarak hizmet üretilen bir cami pratiğinde irşat faaliyeti eksik kalmaktadır. Özellikle kış aylarında yatsı namazı dâhil saat 19.00’da kapatılan bir camide çalışan nüfusun eğitim alabilme imkânı yoktur. Yine haftalık izinlerin hafta sonu kullanılması, izin günlerinde bizden hizmet alacak büyük potansiyelin baştan önünü tıkamaktadır. Namaz vakitleri dışında mesai tanımlarındaki ufak düzenlemeler ve görevlilerimizin dini danışma için randevulu büro faaliyetleriyle bu zorluklar aşılmalıdır. Açık bulundurulma saatleri, ürettiği irşat programları başta olmak üzere sosyal içerikli faaliyetleriyle; bayan, çocuk ve çalışan nüfusun çok daha fazla hizmet alabildiği bir cami, “Yaşayan Cami” olma yolunda mesafe kat etmiş demektir. Cuma, bayram, teravih ve törensel icralar dışında sabit 30-40 cemaatin beş vakit namazlarını cemaatle kılmalarının ötesinde hizmet üretemeyen bir camimiz için ise ne inşa ne de işletme giderleri açısından yeterince verimli değerlendirilmediği tespitini yapabiliriz.

Özetle belirtmek gerekirse günümüz toplumu, camilerimiz ve din görevlilerimizden büyük hizmetler beklemektedir. Bu hizmetleri iki temel alanda toplamak mümkündür:
1. Topluca yapılan ibadetlerin rehberliği ve törensel faaliyetler
2. Dinî rehberlik noktasında irşat faaliyetleri.
Özellikle dini irşat alanında hutbe, vaaz ve cami içi irşat formları kadın, çocuk, çalışan kesim gibi toplumun büyük parçasına ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Sahaya inen ve dini rehberliği muhatabın yaşam alanlarına uygun formlara taşıyan bir din görevlisi tanımına ihtiyaç aşikârdır. Yaşlıya, çocuğa merhameti sadece anlatmakla kalmayan din hadimleri, ortaya koyacakları cami şemsiyeli yan hizmet kurumlarıyla da bu kavlî tebliğlerini fiilî tebliğleriyle de ikmal etme gayretinde olmalıdırlar.