Makale

Özürlü Çocuklar Aldırılabilir mi?

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Özürlü
Çocuklar
Aldırılabilir mi?

"Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman (her insan ne yaptığını bilir.)" (Tekvir, 8-9)
Anne karnındaki çocuğa "cenin" denir. Çocuk, doğum vaktine kadar anne karnında gizlendiği için bu ismi almıştır, insanın yaratılışı Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:
"O Allah ki her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı. Sonra onun neslini bir özden, hakir bir suyun özünden yarattı. Sonra onu düzeltti, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz." (Secde 7-9; bk. Kıyâme, 37-39; Tarık, 5-7)
"Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphe içinde iseniz (biliniz ki) biz sizi (ilk insanı) topraktan, sonra (diğer insanları) nutfeden (döllenmiş yumurtadan), sonra ’alak’dan (rahme tutunmuş embriyodan), sonra yaratılışı belli belirsiz mudğa’dan (şekilsiz et parçasından) yarattık ki size (gücümüzü) açıkça gösterelim, istediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra güç ve kabiliyetinize ermeniz için (sizi büyütüyoruz), içinizden kimi (henüz) çocukken öldürülüyor. Kimi de ömrün en kötü çağına (ihtiyarlığa) ulaştırılıyor ki bilirken bir şey bilmez hale gelsin, (çocukluğundaki gibi vücutça ve akılca güçsüz bir duruma düşsün...)" (Hac, 5; bk. Müminûn, 12-14) Ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere sperm ile yumurtanın döllenip ana rahmine giden kanala tutunduğu andan itibaren oluşmaya başlayan cenin, anneden ayrı bir varlıktır. Nesep, miras ve vasiyet gibi birtakım haklara sahiptir. Cenin, anne karnında yaklaşık 9 ay civarında kalır, (bk. Bakara, 233; Lokman, 14; Ahkâf, 15) Bu süre zarfında maddî ve manevî varlığı oluşur. Bedeni, uzuvları, iç organları, aklı, ruhu, duyguları ve yetenekleri verilir.
Özürlü/sakat doğacak diye veya yetiştirilmesi ve bakımı zor olacak diye veya nüfusu çoğaltmamak için veya başka nedenlerle ceninin hayatına son verilebilir mi?
Çocuk düşürme ve aldırma/kürtaj; öteden beri toplumlarda var olagelen acı bir olgudur. Birçok toplumda " çocuk aldırma, hatta çocukları öldürme suçunu işleyenler ve buna cevaz verenler bile olmuştur. Meselâ eski Yunan’da aile fertlerinin sayısını sınırlandırmak için çocuk düşürüldüğü gibi doğan çocukların öldürülmesi de söz konusu idi. Meselâ Aristo, sakat doğma ihtimaline karşı canlı hale gelmeden önce çocuğun düşürülmesini tavsiye etmiştir. (Harman, DİA, VIII, 363, İstanbul, 1993)
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamber gönderildiği dönemde Hicaz bölgesinde . Araplar, özellikle kız çocuklarını öldürürler, diri diri toprağa gömerlerdi. Kur’an’da bu husus şöyle dile getirilmektedir: "Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman (her insan ne yaptığını bilir.)" (Tekvir, 8-9)
Tefsir kitaplarında bildirildiğine göre; cahiliye döneminde Arapların kimisi bunu, kızları yüzünden kendilerine bir ar geleceği korkusuyla, kimisi besleyememe korkusuyla yapar, kimisi de meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inandıkları için (bk. Necm, 27) kızlarını meleklerin arasına katmak için yapardı. Bir adamın bir kızı doğduğu vakit öldürmek istediği zaman, altı yaşlarına gelince annesine, "bunu temizle, süsle, hısımlarına gezmeye götüreceğim" der. Fakat çölde kazdığı kuyuya götürür, kızına "kuyunun içine bak" der, sonra onu kuyuya itekler ve üzerini toprakla kapatırdı. Bazıları hamile kadın, doğum vakti yaklaşınca bir kuyu kazar, kadının doğum sancıları tutunca kadını kuyunun yanına götürür, kız doğarsa çocuğu kuyuya atar, oğlan doğarsa eve alıp gelirdi. Bazıları açlık korkusundan erkek çocuğunu dahi gömerdi. Tekvir suresinin 8. ve 9. ayetleri bu konu ile ilgili olarak inmiştir.
Çağımızda kürtaj, genellikle istenmeyen hamilelikler ile özürlü doğacağı tespit edilen çocuklar için söz konusu olmaktadır. Zihinsel veya spastik veya başka bir özür olduğu tespit edilen cenin aldırılabilir mi? Toplumda buna "evet" de "hayır" da diyenler var. Özürlü doğacak çocuğun aldırılmasını savunan kimseler şu gerekçeleri ileri sürmektedirler: Özürlüler hayatta sıkıntı çekiyorlar, topluma yük oluyorlar, anne-babaları ölünce bakacak kimseleri olmuyor, bakım ve tedavileri için çok para harcanıyor.
Bu yaklaşım, anne "karnındaki insan" ile "dünyadaki insan" ayırımı yapılmasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar, doğduktan sonra veya ileri yaşlarda da herhangi bir sebeple özürlü/engelli olabiliyorlar. Bu, toplumda görülen bir olgudur. Özürlü insanlar, zikredilen gerekçelerle öldürülebilir mi?
Doğum esnasında veya doğum sonrasında oluşan özürlüleri nasıl öldüremiyorsak, öldürülmesi insanlık suçu ise anne karnındaki insanı da öldüremeyiz. Çünkü anne karnındaki in- r san/cenin de can taşımaktadır. O canı veren Allah’tır, Allah’ın verdiği canı ancak Allah alabilir, insanların bu canı almaya hakları yoktur. Bu nedenledir ki; hak veya batıl bütün dinler cana kıymaya, dolayısıyla her hangi bir şekilde çocuğu aldırmaya karşı çıkmış, çocuk düşürmeyi yasaklamıştır. (Harman, DİA, vııı, 363) Meselâ Yahudilikte çocuk düşürme/aldırma yasaklanmış ve bu eylemi yapana ceza öngörülmüş, ancak anne sağlığı tehlikeye girerse çocuğun aldırılmasına müsaade edilmiştir. (Ahd-i Atik, Çıkış, 21/22-23) Hıristiyanlıkta da çocuk düşürmek/aldırmak büyük günahtır. Papa VI. Paul’un başkanlık ettiği II. Konsil (1962-1965) "Hayat, hamile kalıştan itibaren azami itina ile korunmalıdır. Çocuk düşürme ve evlat katili çok ağır suçlardandır" kararıyla çocuk düşürmeyi yasaklaşmiştir. (Harman, DİA, VIII, 363-364)
Dinimizde insanın canı, her türlü tecavüzden korunmuştur. Çünkü Islâm’ın temel amaçlarından biri canı korumaktır. Yüce kitabımız Kur’an, cana kıymayı şiddetle yasaklamış, (Meselâ bk. İsrâ, 33) haksız yere bir insanı öldürmenin ölüm cezasını gerektiren bir suç (Bakara, 178-179) ve bu suçu işlemenin bütün insan lan öldürmek gibi günah olduğunu bildirmiştir. (Mâide, 32) Dünyaya gelen bir insanı öldürmek büyük günah olduğu gibi anne karnındaki "cenini" öldürmek de aynı şekilde büyük günahtır. "Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklan dırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır." (Isrâ, 31; bk. En’âm, 151) anlamındaki ayet bunun delilidir. Peygamberimiz (s.a.s.), kadınlardan Allah’a ortak koşmama, zina etmeme, hırsızlık yapmama, iftira etmeme ile birlikte "çocuklarını öldürmeme" konusunda da biat almıştır. (Mümtehıne, 12)
"Çocukları öldürme yasağı", sadece doğan çocukların öldürülmesini değil anne karnındaki ceninin öldürülmesini de kapsar. Dolayısıyla çocuk aldırmak ve kasten çocuk düşürmek de çocuğu öldürmektir.
Cahil bedevilerin çocuklarını diri diri toprağa gömme vahşetini dinlerken tüyleri ürperen çağdaş insanların, çocuk düşürme ve kürtaj cinayetini tasvip etmeleri bir çelişkidir.
Peygamberimiz (s.a.s.) ceninin düşürülmesine tazminat ödenmesi kararını vermiştir: Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbiri ile dövüşür, biri diğerine bir taş atar ve bu sebeple kadın çocuğunu düşürür. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu cinayet sebebiyle suçlunun gurre ödemesine hükmeder." (Müslim, Kasâme, 34-35)
İslam hukukçuları ceninin diyetinin, tam diyetin yirmide biri yani beş deve (50 dinar, 500 dirhem) olduğunu ifade etmişlerdir. Ceninin müessir bir fiil, tehdit, korkutma veya ilâç kullanma sonucunda düşmesi bunları gerçekleştiren kişinin ceninin annesi, babası veya başka bir kişi olması bu kişilerin cenin düşmesini kastedip etmemesi hükmü değiştirmez, (bk. Muhsin Koçak, DİA, XIV, 211-222, İstanbul, 1996)
Varlıklar içinde en üstün yere sahip olan insan; cenin iken de, çocuk, genç ve yaşlı iken de saygındır, her türlü tecavüzden korunmuştur. İnsanın dirisi de, ölüsü de muhteremdir.
Anne-babalara, yetişkinlere, eğitim-öğretim kurumlarına, toplumu yönetenlere sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi konusunda önemli görevler düşmektedir. Bu görev, gençlerin evliliği ile başlar. Bu bakımdan anne-baba adayları bilgilendirilmeli, bilinçlendirilmelidir. Sağlıklı çocukların dünyaya gelmesi için gerekli önlem alınmalıdır. Ceninin özürlü olmasına neden olabilecek hususlar ortadan kaldırılmalı, hamilelik öncesi ve hamilelik sürecinde tıbbî, ahlâkî ve hukukî tedbirler alınmalıdır.
İstenmeyen hamilelikler usulüne uygun olarak doğum kontrolü ile önlenebilir. Peygamberimiz zamanında bu önlem "azl" (spermin rahme bırakıl maması) şeklinde sağlanıyordu (Buhârî, Nikâh, 96; Müslim, Nikâh, ı 125-138; Ibn Mâce, Nikâh, 30) Fa- kihlerin çoğunluğu konu ile ilgili hadislere dayanarak bu yöntemle doğum kontrolünün mubah olduğu içtihadında bulunmuşlardır. (Atar,
DİA, IV, 327-328, İstanbul, 1991) Sperm ile yumurtanın döllenmesini önleyecek her türlü tedbir "azl" hükmündedir.
Eşler, istemedikleri hamileliklere baştan tedbir almalı, herhangi bir şekilde isteyerek ve istemeyerek hamilelik gerçekleştikten sonra artık (çocuk alınmadığı takdirde hem annenin hem de çocuğun ölmesi söz konusu oldu- J ğunda çocuğu alıp anneyi kurtarma dışında) hiçbir gerekçe ile ceninin hayatına • son veremezler. Hele özürlü doğacak diye çocuk aldırmanın dinî hiçbir dayanağı yoktur.
Anne rahminde çocuğu geliştiren ve ona şekil veren Allah’tır. Özürlü doğacak denildiği j halde çocuğun sağlıklı olarak doğabildiği bilinen bir gerçektir. Özürlü doğacak olsa bile bir cana kıymaya dinimiz izin vermez.
Toplumda kimi insanlar çok zeki, kimileri az zeki, kimileri de zekâ özürlüdür. Kimileri bedenen sağlıklı, kimileri de engelli ve hastalıklıdır, insanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur, şimdi de böyledir. Bu konunun işlendiği bir radyo programında özürlü doğacak diye çocuğunu aldıran anneler, gözyaşları ile pişmanlık duyduklarını dile getirmişlerdir. Bir anne vicdan azabı çektiğini ve çok pişman olduğunu söylüyordu. Bir başka hanımefendi özürlü doğacak diye çocuğunu aldırdığını, bir daha çocuğunun olmadığını anlatıyor, pişmanlığını ve yaptığının hatalı olduğunu söylüyor, gözyaşı döküyor ve anne adaylarına "benim yaptığımı sakın yapmayın" diyordu. Bu programda özürlü çocuğu olup onlara şefkat ile bakan fedakâr annelerle de konuşuldu. Bu anneler, eli öpülecek, baş tacı edilecek insanlardır. Engelli çocuklara bakmak elbette zordur, ama Allah katında mükâfatı da o nispette çoktur. Engellilere bakmak ve onlara yardımcı olmak Peygamberimiz beyanı ile sadakadır, dine sadakattir. (Ahmed, ıı, 350; v, 168-169) Bu çocuklara bakacak anneler, Allah’ın rızasını kazanan saygın annelerdir.
Sonuç olarak insan, ister engelli olsun ister sağlıklı, Allah’ın en değerli yaratığıdır, saygındır, canı her türlü tecavüzden korunmuştur, insan ister cenin olsun ister kötürüm, asla öldürülemez. Erkeğin spermi ile kadının yumurtası döllenip rahme yerleştikten sonra (anne sağlığı hariç) hiçbir gerekçe ile çocuk aldırılamaz. Ceninin özürlü olması onun öldürülmesine gerekçe olamaz. Dinimiz buna cevaz vermez. Doğan özürlü çocuklar veya sonradan özürlü olanlar nasıl öldüremezse anne karnındaki yavru da aynı şekilde öldüremez. Öldürülürse cinayet olur, büyük günah olur.
Cahili Araplar özellikle kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Yüce Allah, bunu şiddetle yasakladı. Tekvir suresinin 8. ve 9. ayeti ile bunun büyük bir vebal olduğu ve çocuklarını öldürenlerin ahirete sorgulanacağı bildirildi.
Herhangi bir gerekçe ile çocuğunu aldıranlar vicdan azabı çekmektedirler. Buna meydan vermemek gerekir. Sağlıklı çocuklar dünyaya getirmek için gereken özen gösterilmeli, her aile bakabileceği kadar çocuk yapmalı, istem dışı hamileliğe imkân verilmemelidir. Hamile olduktan sonra bu çocuk dünyaya getirilmeli, herhangi bir şekilde ceninin hayatına son verilmemelidir. Çünkü bu dinen caiz değildir. Din işleri Yüksek Kurulu’nun görüşü de bu istikamettedir.