Makale

Duygu Okulu Olarak Adalet

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
İDER İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı

duygu okulu olarak
Adalet

Lokman Hekim’e soruyorlar;
- Hiç eskimeyen bina hangisidir?
Cevap olarak;
- "Adalettir" diyor.
Hukukçulara adalet denildiğinde "yasaların herhangi bir menfaat ve imtiyaz gözetmeksizin eşit uygulanmasıdır" anlamını belirtirler. Herkes yasaların önünde eşittir anlayışı ideal adaleti tam açıklayamıyor. Sosyal yapıdaki adaleti, ahlâkî adaleti sağlamak nasıl mümkün olacak? Bilim gerçeği bulmak için gerekli yöntemi sağladığına göre adaleti bulmak için hangi yöntemleri kullanacağız?
Aristo’ya göre adalet anlayışı farklıydı. Yasaların eşit uygulanması eşit insanlar için geçerlidir diyor Aristo. Köle ile efendinin aynı yasalara göre yargılanmasını adil bulmayan Aristo’yu kutsal metinler onaylamıyor. Pagan kültürünün ideolojisini oluşturan Aristo’yu semavî öğretiler onaylamadı.
Yargı adaletini yeterli sayan düşünce bilimi sosyal adaleti önemli saymıyordu. Eski Yunanlılarda yakalanmadıkça hırsızlık serbestti. Böyle olduğunda adalet hep güçlünün, zekinin lehine işleyecekti.
Ahlâkî adaleti "Vicdanların koruduğu menfaat olarak" tanımlamak doğru olur. Ahlâkî adaleti olan kişi insaflı olur, gizli kötülük yapmaz, çünkü içerisinde hesap verme duygusu taşır. Hesap verme duygusu kaynağını da İlâhî adalet kavramı oluşturur. İç sorumluluk, iç denetim demek olan Allah’a karşı sorumluluk hissetme ahlâkî davranışın kaynağını oluşturur. Kendi çıkarını kutsallaştırmış insan vicdanında bir şey duymayacaktır. Çünkü suçluluk, pişmanlık duygularını artık hissetmiyordun Bilim gerçekleri bulmak için bir yöntem ise, insaflı olmak da adaleti bulmak için bir yöntemdir. Bu nedenle Allah ve din kavramından bağımsız bir "Ahlâkî adalet" geliştirilememiştir.
Empati adalet ilişkisi
Adalet duygusunun ortaya çıkmasında empati (diğergamlık) yani başkası açısından olaylara bakabilme becerisi yatar.
İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal varlık başkaları ile yaşamaya ihtiyacı olan varlık demektir, insan tek başına yaşama yetisinden yoksun olduğuna göre her hareketi başkalarını da ilgilendirir. Canının istediği gibi hareket etme özgürlüğü yoktur. Dünya bir futbol sahası olsaydı bile kuralları olmalıydı, insan her zaman başkalarının zararına olarak kendisi için menfaat sağlama eğilimindedir. Kanunlardan kaçmanın yollarını her zaman bulabilir. Kanundan kaçar kötü sonuçlar hemen ortaya çıkmaz, bir kişi kırmızı ışıktan geçerse kargaşa çıkmaz ama 100 kişi kırmızı ışıkta geçerse karmaşa çıkar. Kuralların olmadığı toplumda kuralları sağlayacak güç kalmaz. Kurallara her zaman ihtiyacımız var. Kuralları anlayabilmek için mukayese (akıl yürütme) yöntemini uygulamak gerekir. Kendini başkasının yerine koyma en önemli mukayese tezidir. Kutsal metinlerdeki "kendin için yapılmasını istemediğin şeyi başkası için yapma, çıkarına aykırı olsa da." Bugün bu tezi ne kadar uygulayabiliyoruz? Empati yeteneğinin geliştirilmesi adaletin sağlanmasında büyük önem taşır.
Adaletin nörobiyolojisi
Empati, yani karşı tarafın hissettiğini hissedip ayırt edebilme çocuklarda gelişmemiştir. Bir yaşından önce bir çocuğun yanında diğer çocuk ağlarsa o da ağlar. Kendi duygusu ile diğer çocuğun duygusu sınırlarını öğrenememiştir. Otistik hasta veya Kronik Şizofren kişiler başkasının hatta annesinin çektiği acıyı algılayamaz bu nedenle annesine bile şiddet uygulayabilir. O halde empati sağlıklı bir beyinde oluşur. insan beyninde amigdal bölgesi ameliyatla çıkarılan kişilerde de benzer duyarsızlıklar ortaya çıkar, saldırganlık duygularını kontrol edemezler. Kana susamışlık, sadistlik, suça eğilim gibi kişilik gelişiminde sosyal sınırlardaki bozulma belirtileri çocukluk yaşta eğitimle düzeltilmesi gerekiyor. Bunun için sinir bilimciler duyguların eğitilmesi, "Sosyal sinir bilim" isimli bir bilim dalı olarak tanımlamışlardır.
Adaleti en kısa tarifle "Her şeyin hakkını vermek" diye tanımlarsak, hakkın sınırlarını belirleme zarureti ortaya çıkar.
Ana okulu çağındaki çocuklar üzerinde bir deney yapılıyor. Bu deneyde önce çocuklara dörder tane çok süslü, çekici çikolatalar veriliyor. Bütün çocuklar çikolatalarını alıp yiyorlar, mutlu bir şekilde oynuyorlar. Aynı grup çocuğa daha sonra bazılarına 2, bazılarına 3, bazılarına da 6 adet veriyorlar. Çocuklar arasında tartışma ve kavga çıkıyor. Bu deney adaletli paylaşımın biyolojik temeli olduğu konusundaki tezi destekliyor. Sinirbilim doğru adalete yol göstermeye başladı diyebiliriz.
Adalet ve bağışlayıcılık
"İyilik yapana iyilik yapmak, kötülük yapana haksızlık yapmamak" demek olan peygamber ahlâkı adaleti öngörüyor. Diğer taraftan kötülüklere karşılık vermekten kaçınmak da bir ahlâkî umdedir, işte ihsanla adaletin farkı buradadır. Adalet, bir insana hakkını vermek iken, İhsan hakkından fazlasını vermektir. İlâhi bir sıfat olan İhsan, kâmil insan vasfı olarak bilinir. Mecbur olmadığı halde bir insanın lütuf, ihsan ve iyilikte bulunması maddî değerlerin ön plâna çıktığı toplumlarda budalalık olarak değerlendirilebilir. Affa uğrayanlar kendilerine uygulanan iyiliği lütuf olarak görmezler, cezadan kaçmak için fırsat olarak görürlerse böyle bağışlamalar hem o kişiye hem de topluma zararlıdır.
Hak yerini buldu duygusu kin, nefret ve düşmanlığı azaltıcı etki yapar. Ama bağışlayıcı olmak ise dostluğu ve güveni artırıcı etki yapar. Bağışlayıcılık suç işleyen kimsede öfke, kin yerine pişmanlık duygusu uyandırdığı için sosyal adalete katkı sağlar.
insan yanlış bir şey yapmama lüksüne sahip değildir. Bağışlanmaya ihtiyacı vardır. Bunun için bağışlamayı nefsine öğretebilmek olgunlaşma yolunda ilerlemektir. Kin gütmek zehirli bal yemeye benzer, insana o an tatlı gelir fakat sonradan acı çeker. Bağışlama acı ilâç içmek gibidir. Kişinin o an hoşuna gitmez fakat sonradan rahatlamaya neden olur. Adaletli olmak için bağışlamak gerekmez ama mutlu olmak için pişmanlık duyan kişiyi bağışlamak erdemliliktir, huzur ve esenlik verir.
Hak tanır ve adil olmak insanı negatif itilimlerden uzaklaştırır. Bağışlayıcı olmak ise pozitif itilimlere yaklaştırır. Tercih insana bırakılmıştır.
Her cuma hutbede Nahl suresinden okunan ayette; "Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder. Haddi aşmaktan, fenalıktan ve azgınlıktan men eder" öğütü verilmektedir.
İnsan psikolojik ihtiyaçlarının temelinde var olan güven duygusunun oluşması insanoğlunu kendisine haksızlık yapılmayacağından emin olması ile mümkündür. Temel ihtiyaçları olan yeme, içme, üreme ve barınma gibi konulardan sahip olduklarını kaybetme korkusunu yenmeye ihtiyacı vardır. Ancak bu durum adaletli ortamda olduğunu hissetmesi ile mümkündür. Kuyunun suyundan alamayan, elinden ekmeğin alınacağından ve sevdiklerini kaybedeceğinden korkan bir insan mutlu ve rahat olamayacağına göre, insana mutluluk vadeden her sistemin adaleti temel önceliği yapması gerekir. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda adaletin çok vurgulandığını görürüz.
Merhametle adalet arasındaki dengeyi sağlamak insanda ümit kapılarını açık tutarken güven duygusunu da uyandırarak yeteneklerini geliştirir, girişimciliği artırır, özgüveni yükseltir. Zora talip, idealleri olan, rekabet eden ama kimsenin kötülüğünü istemeyen insan prototipi peygamber modeli değil mi?
Sultan Kanuni ile Yahya Efendi’nin Topkapı sarayında kayıtlı diyaloğunun özetiyle bağlayalım sözü.
- "Yahya Efendi, kerem eyle söyle, devleti aliye hangi halde çöker?
- Nemelâzım sultanım.
- Bilmediğin mana nedir süt kardeşim ağabeyim?
- Zulüm yayılsa işitenler nemelâzım dese,
- Koyunları kurtlar değil çobanlar yese bilenler nemelâzım dese,
- Fakirlerin sesleri arşa çıksa duyanlar nemelâzım derse,
Hazine boşalır, itimat gider, hürmet ve itaat sarsılır artık iz- mihlâl mukadderdir" der Yahya Efendi.