Makale

Başyazı

Bayazı

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı

Hz. Adem’le başlayan ve Peygamber Efendimiz’in risaleti ile son ve kemal halkası tamamlanan ilâhî vahyin getirdiği iman, amel ve ahlâk ilkeleri, özünde taşıdığı hasletlere ve elest bezminde yüklendiği ahde uygun yaşaması için insanoğluna rehberlik etmiş, ona varoluşun nihaî anlamını ve kendisini tanıtmıştır. İlk peygamberden itibaren ilâhî vahyin, Yüce Yaratan’a, ahiret ve nübüvvete inanmaya, yeryüzünde yararlı işler (salih amel) yapmaya, temel insanî ve ahlâkî erdemleri korumaya yaptığı sürekli çağrı bundandır. Vahyin getirdiği amelî hükümlerde nübüvvet silsilesi için belli değişikliklerin yapılmış olması ise vahyin bu amacının farklı zaman ve mekân dilimlerinde gerçekleşme imkânları olarak görülmelidir. Peygamberlerin getirdiği amelî hükümler arasındaki farklılık sonucu dinler arasında veya bir dinin farklı bölge ve zaman dilimlerinde hayata yansımasında kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik şartların devreye girmesi sonucu aynı din içinde birbirinden farklı dindarlık tarzlarının ortaya çıkmış olması anlaşılabilir bir durumdur. Ne var ki, farklılaşma bununla sınırlı olmayıp, tarihsel süreçte din adamları veya kurumlarının dinin aslî öğretisi üzerinde tasarrufta/tahrifatta bulunması, dinin otantik öğretisinin ulaşmasında boşlukların, din eğitiminde sapmaların olması gibi mahiyeti itibariyle birincilerden hayli farklı başka sebeplerin de bu alanda etkin olduğunu bilmekteyiz.

Dinî hayat ve algılamaların kaçınılmaz çeşitliliği tarihsel bir realite, hatta din mensupları tarafından çoğu zaman bir genişleme imkânı ve zenginlik olarak görülse de, dinin, insanı ilgilendiren her alanda varlığını ve etkisini sürdürerek insanoğluna rehberlik, inayet ve rahmet kaynağı olabilmesinin, birey ve toplum hayatına olumlu ve anlamlı katkı sağlamasının da ancak onun çağrısının ve öğretisinin doğru algılanmasına bağlı olacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Dinin ilâhî hakikat vurgusu ve geçerlilik tezi, aynı zamanda, içinde yaşadığımız dünyanın sarsıntıları, geçici hevesleri, cazip fakat sahte ve kısa ömürlü vaatleri karşısında dik durmayı, direnç göstermeyi ve dinin işaret ettiği doğru çizgi üzerinde sapmadan yürümeyi de istemektedir muhataplarından. Bunun için İslâm’da dinî bilginin apaçık, anlaşılır ve ulaşılabilir olması ile bilgili ve bilinç düzeyi yüksek bireyin özgür iradeye ve samimiyete dayalı seçimi dindarlığın iki temel ekseni olmuştur. Dinin mesajının doğru kavranması da ancak, dinin ana kaynaklarının ortaya koyduğu dinî düşünce ve bilgiye ulaşmayı ve onu esas almayı önceleyen, dini anlamada bireyin yorum gücünü, dinî anlayış ve pratikteki farklılığı da bu çerçeve içinde rahmet olarak algılayan bir yaklaşımla mümkün olur.

Sağlıklı dindarlığın tesisinde bireyin dinî duyguları, pratiği, iyi niyet ve içtenliği de önemli olmakla birlikte, bunların sahih dinî bilgi ile sürekli desteklenmesi ve beslenmesi şarttır. Aksi takdirde, sahih ve sağlıklı dinî bilginin denetiminde olmayan dinî eğilimlerin ana çizgiden sapması, gelenekle ve atalar kültüyle yetinen veya aşırılık içeren dindarlık tarzlarının oluşması kaçınılmaz olur.