Makale

Gönül Ferahlığı ve Darlığı

Doç. Dr. Reşat Öngören
İstanbul Ürıiv. İlahiyat Fak.

Gönül
Ferahlığı ve
Darlığı

Gönül, Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde geçen "kalb"in Türkçe’deki karşılığı olarak kullanılmaktadır. Göğüs manasındaki "sadr" kelimesi de bazı ayetlerde mecazî olarak kalp/gönül anlamında kullanılmıştır. Gönül/kalp, dinî ve tasavvufî bağlamda bilgi ve düşüncenin kaynağı ve aracıdır. Kur’an’da ve hadislerde gönlün/kalbin işlevleri ve nitelikleri üzerinde durulur. Gönül, insanın idrak eden, bilen ve kavrayan tarafı olduğu için ilâhî hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Ayrıca duygu, düşünce ve inanç bakımından çok çeşitli renklere girmeye ve şekiller almaya elverişlidir. "Vücutta bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi, kötü olursa bütün beden kötü olur, bu et parçası kalbdir" şeklindeki hadis, iyilik ve kötülüğün kaynağı olarak gönlü/kalbi işaret etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de ayrıca göğüs ve gönül ferahlığından (inşirah) ve darlığından söz edilmekte, bazı kalplerin imanlı, nurlu, bazılarının ise katı ve mühürlü olduğu belirtilmektedir. Kur’an dilinin büyük otoritesi Ragıb isfehânî Müfredât isimli eserinde göğüs ve gönül ferahlığı (şerh-i sadr) deyimi için "İlâhî nurla göğsün genişlemesi, Allah tarafından bir huzur ve rahatlatma" şeklinde açıklama yapmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.) göğsün açılmasının (inşirah) alâmetleri olarak aldatıcı dünyadan uzaklaşmak, ahirete yönelmek ve ölüm için hazırlık yapmak gibi unsurları sayar. Bu deyimin karşıt anlamlısı olarak kullanılan "göğüs ve gönül darlığı" (dîk-ı sadr) deyimi, manevî yönden iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık ve çöküntü anlamına gelmektedir.
Allah’ı zikreden gönülde sevinç, huzur ve ferahlık, O’nu anmaktan uzaklaşan gönülde ise katılık (kasvet) meydana gelir. Katılaşan gönüller artık Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve Kur’an-ı Kerim okumaktan tat alamaz hale gelirler. Kur’an bu kalp kasvetinden çokça bahseder ve "Yazıklar olsun kalbi kasvetle dolmuş olanlara (Zümer, 22) diyerek onu Allah’a giden yolu tıkayan bir engel olarak gösterir. Kalp kasvetini artıran en önemli sebep, sonu gelmez arzu ve emeller, hırslar ve tutkulardır. Kalp hastalığı da gönülde katılık ve kararma (kasvet) meydana getirir. Kalbi mahveden hastalıkların başında samimiyetsizlik ve riyâkarlık gelmektedir. Münafıklığın en tipik özelliği kalp hastalığıdır. İnsanın kalbini tahrip eden tutum ve davranışları, giderek kalbi paslandırmakta, kalbin paslanması ise Allah ile insan arasına tam bir perde olmaktadır. Hz. Peygamber bu noktaya gelişi şu şekilde ifade etmiştir: Kul bir günah işlediğinde kalbine siyah bir nokta düşer. Tövbe edip Allah’tan affını dilerse o nokta silinir, kalp yine parlar. Eğer günaha devam ederse noktalar çoğalıp bir tabaka halinde kalbi sarar, işte kalbin paslanması budur. Hastalanan ve paslanan kalp nihayet körleşir, insan için esas körlük budur. (Hacc, 46) Kalp körlüğünü kalbin damgalanması, kilitlenmesi, perdelenmesi ve mühürlenmesi izler. Bu son aşama, insanın üst âlemlere tüm kapılarının kapanmasıdır.
İslâmî disiplinler içersinde tasavvufun ilgi alanı gönül/kalp ve gönlün temizlenmesidir (tasfiye-i kalb). O yüzden tasavvufa "gönül/kalb ilmi" tasavvuf yoluna girenlere de "gönül adamı" denmiştir. Tasavvuf ehline göre kalbin gayb âlemine bakan bir penceresi vardır. Buna kalp gözü denir. Üzeri günah kiri ve bilgisizlik pası ile örtülü olan bu göz mücahede ve riyazet denilen bir usulle temizlendiği takdirde manevî âlemi ve oradaki gerçekleri görür hale gelmektedir. Bu ise imanda yakîn ve tatmin, amelde ise kolaylık meydana getirir.
Tasavvuf, gönlün darlıktan (kasvet) kurtulup ferahlığa (inşirah) kavuşmasını üç aşamada gerçekleştirmektedir. İlk aşama günahlardan tövbe ederek gönlü kirlerden temizlemek, ikinci aşama zikir ve ibadetlerle gönlü parlatarak ayna haline getirmektir; bu iki aşamadan sonra gönül gözü açılmakta, genişleyerek ferahlığa kavuşmaktadır. İşte bunu gerçekleştirenler, Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan, Kur’an okumaktan vb. ayrı bir tat almaya başlamaktadırlar.