Makale

Yaşama Hakkı- Kürtaj

Dr. Havva Sula

Yaşama Hakkı-Kürtaj

Kürtaj konusunda cevaplandırılması gereken temel soru, kürtajla yok edilenin, bir insanın hayatı mı yoksa başka bir şey mi olduğu sorusudur.
Kürtajla, hamile bir kadın karşı karşıya kaldığı sosyal problemlerine çözüm mü arıyor? Yoksa başlamış olan yeni bir hayat mı sona erdiriliyor?
Ya da:
Niçin bir çocuğun hayatı doğduktan sonra korunuyor da anne karnındayken korunmuyor?
Bu sorunun cevabı insan hayatının ne zaman başladığı sorusuna bağlıdır.
Tıbbî olarak insan hayatı döllenmeyle başlar. İnsan hayatının başlangıcı olan döllenmiş yumurta, o insanın göz rengi, ayakkabı büyüklüğü, karakteri gibi birçok özelliği ile ilgili bilgileri içerir ve bu hücreye bundan sonra besin ve oksijen dışında hiçbir şey ilâve olmaz.
Hücrelerinin sürekli bölünmesiyle büyüyen bebek, bir haftalıkken annesinin rahmi içinde kendisine besleneceği uygun bir yer bulup yerleşir ve dış dünyaya uyum sağlayabilecek hâle gelmek için doğuma kadar birçok aşama geçirir.
22. günde kalp atmaya başlar.
24.-25. günde (boyu 2.5-4.5 mm) göz ve kulakla ilgili ilk oluşumlar, kol ve bacak tomurcukları oluşmaya başlar.
30. günde (4 hafta) gözdeki lens gelişmiştir.
36.-42. günde (boyu 9-11 mm) el ve ayak parmaklarını ayıran dokular ve dış kulak taslağı oluşur.
43.-49. günde (6-7 hafta) (boyu 13-18 mm) meme uçları, göz kapakları, üst dudak oluşmuştur. Anne hissetmese de bebek hareket etmeye başlamıştır. Anneler bebeğin hareket ettiğini, yani canlı olduğunu 4-4,5 aylıkken anlayabilirler. Çünkü bebeğin tekmeleri ancak bu aylarda annenin hissedeceği kadar güçlü olmaya başlamıştır.
Yine bu dönemde EEC ile beyin dalgaları tesbit edilebilir. Bilindiği gibi artık bir insanın öldüğüne kalbinin ve solunumunun durmasıyla değil beyin dalgalarının alınamamasıyla karar veriliyor. Peki neden bir insanın yaşıyor olduğuna karar verirken aynı kriter esas alınmıyor.
50.-60. günde (8 hafta) sinir sistemi oluşmuş olduğundan, bebek ağrıyı ve acıyı hisseder. Kol ve bacakları uzamış, yüzü artık belirginleşmiştir. Kalp elektrosu kaydedilebilir.
ABD’de yıllardır kürtaj karşıtı çalışmalar yürüten Dr. Willke gözlemlerine dayanarak kürtaj için gelen kadınların asla bebeğin kalp seslerini duymak istemediklerini söylüyor. Avrupa’da yapılan bir araştırmada kürtaj için gelen kadınların üçte birinden fazlasının bebeğin kalp seslerini dinledikten sonra kararlarını değiştirdikleri, "Bu benim bebeğimin kalp sesleri mi?" "Ben bebeğimi öldüremem" diyerek duygularını ifade ettikleri belirtilmiştir.
10. haftada bebek babasının küçük parmağının tırnağı üzerinde ayakta durabilecek kadar küçücük, ama parmak izlerine varana kadar tüm vücudu tamamen gelişmiş durumdadır.
11. haftada ultrasonla bebeği parmağını emerken izlemek mümkündür. Bu dönemde bebek içinde bulunduğu amnios sıvısı tatlandırdığında daha çok sıvı içerken, sıvının tadı ekşi yapıldığında içmekten vazgeçer. Yani tat alma duyusu gelişmiştir.
12. haftada dış genital organlar tamamen belirginleşmiştir. Cinsiyeti belirlenebilir.
1970’lerde Prof. Liley, bebeklerin 3. aydan sonra ağrıyı hissettiğini ve dokunmaya, ışığa, sıcağa ve gürültüye hassas olduklarını göstermiştir. Bu yaşta bebeğe bir iğne batırıldığında ağrıyla irkildiğini; bip sesinden sonra iğne batırıldığında ve bu birkaç kez tekrarlandığında artık bebeğin bip sesinden sonra iğne olmaksızın irkildiğini yani bebeğin öğrendiğini kanıtlamıştır.
14. haftada bebek artık sesleri işitmeye başlamıştır; uyurken annesinin bulunduğu ortamda gürültü olursa uyanır.
20 haftalıkken bebek herhangi bir nedenle erken doğarsa günümüz şartları içerisinde tıbbî yardımların desteğiyle yaşayabileceği fiziksel ve fonksiyonel olgunluğa (yaşayabilirlik sınırı) erişmiştir. Teknolojik gelişmelere paralel olarak bu sınır 15 yıl önce 25 hafta iken bugün 20 haftadır. Belki de ilerde döllenmeden hemen sonra bebekler anne rahmi dışında yaşanabileceklerdir. O halde bir bebeğin hayatı doğduktan sonra korunurken, niçin anne karnında da korunmasın.
Doğumdaki büyü ne? Bebeğin yaşadığı yer mi? Yoksa oksijen ve besin alış yollarındaki farklılık mı? Ya da kucağa alınabiliyor, sevilebiliyor olması mı?
Şimdi baştaki sorumuza dönersek:
O bir canlı mı? Evet kesinlikle canlı ve büyüyor.
O bir insan mı? Evet, hücrelerinde 46 insan kromozomu taşıyor.
Peki eksiksiz mi? Evet, tamamiyle eksiksiz.
Yani bu; döllenmeden itibaren cinsiyeti belirlenmiş, mükemmel, eksiksiz küçücük bir kız ya da erkek çocuk.
O hâlde, bu insanın başta yaşama hakkı olmak üzere tüm insanlık hakları yasalarla ve ahlâkî (etik) değerlerle korunmalıdır.
Maalesef dünyanın birçok yerinde bu insanlara yaşama hakkı tanınmıyor. Anneleri veya başka insanlar çeşitli gerekçelerle onların hayatına son veriyor.
Birçok Avrupa ülkesinde, ABD’de ve ülkemizde kürtaj yasal. Bazı ülkeler kürtajı doğuma kadar serbest bırakırken bizim ülkemizde de olduğu gibi çoğu ülkelerde zaman sınırı var.
Kürtajın birçok ülkede yasal olmasının gerekçelerinden biri de, kürtaj taraftarlarının "illegal kürtajları asla engelleyemeyiz, o hâlde kürtaj yasal olsun" yaklaşımıdır. Aynı mantıkla hareket edildiğinde, engellenemeyen bir suçun yasallaştırılarak meşrulaştırılması anlamı ortaya çıkar.
Türkiye’deki nüfus plânlaması ve kürtajla ilgili yasalar, ülkenin sosyal ve ekonomik durumuna göre düzenlenmiştir; Cumhuriyetin ilk yıllarında, savaş nedeniyle azalan nüfusun artışı teşvik edilmiş, daha sonra nüfus plânlamasını öngören aşağıdaki yasalar aşamalı olarak çıkarılmıştır:
1965: Nüfus Plânlaması Kanunu
1967: Tıbbî zaruret hâlinde gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyon (kısırlaştırma) yapılması hakkın- daki tüzük
1983: Nüfus Plânlaması Kanununda değişiklik; 2827 sayılı rahim tahliyesi ve sterilizasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve denetlenmesine ilişkin tüzük. Buna göre 10 haftayı geçmemiş gebelikler isteğe bağlı olarak sonlandırılabilir.
468 - 472 sayılı yasalar: Çocuk düşürme ve gebeliğe yasalara aykırı biçimde son verme hakkındaki TCK maddeleri.
Kürtaj niçin yapılıyor?
Yapılan araştırmalar kürtajların %99’unun isteğe bağlı olarak yapıldığını, geri kalan %1’inin nedeninin ise diğer gerekçeler olduğunu ortaya koymuştur.
Kürtaj savunucularının sürekli olarak ortaya attığı bebeğin özürlü olması, ensest ilişki, tecavüz ve anne sağlığının risk altında olması gibi sebepler, yapılan kürtajların çok küçük bir bölümünü oluşturur.
Fiziksel ya da zihinsel problemi olan bebekler kürtajla öldürülebiliyor. Hangi anne baba evinde yaşayan özürlü çocuğunu öldürmeyi düşünebilir?
Kürtaj nedeni olarak gösterilen diğer bir konu da tecavüz. Tecavüz sonucu oluşan gebeliklerin annenin ve toplumun isteğine bağlı olarak sonlandırılmasını savunanlara söylenebilecek tek bir şey var: Babaların suçunun cezasını masum bebekler mi seçmeli?
Kürtajın asıl nedeni bebeğin istenmiyor olmasıdır. "Her çocuk istenen çocuk olmalı" benzeri nüfus plânlaması sloganları var. Ama cümlenin sonunu da getirmek gerekiyor; "eğer istemiyorsan onu öldür!" Biz yaşadığımız toplum içinde istemediğimiz kişileri öldürüyor muyuz? Bir kişinin yaşama hakkı başka kişilerin isteğine bağlı olabilir mi?
İstenmeyen gebelik eşittir, istenmeyen çocuk mudur? Bu tabiî ki doğru değil. İstenmeyen gebeliklerden doğan çocukların istenen gebeliklere göre daha az istendiğini, sevildiğini gösteren bir çalışma sonucu ya da sosyolojik bilgi yok.
Bir insanın hayatı, annenin üçüncü ya da dördüncü bir çocuk isteyip istememesine mi bağlı? Cebe bir kadın için karnında taşıdığı, hakkında tercih kullanabileceği bir "şey" mi?
Kürtaj nedenlerinden biri de annenin sağlığının tehlikede olmasıdır.
Nedir sağlık? Sağlık tanımı içine fiziksel, ruhsal, psikolojik faktörler hatta annenin yaşı girebilir, istemeden hamile kalan bir kadın, psikolojik durumunun ve dolayısıyla sağlığının bozulduğunu iddia edebilir. Yani sonuçta sağlığı nedeniyle değil, sadece bebeği istemediği için kürtaj yaptırabilir. Oysa gebelikte annenin hayatını tehlikeye sokan; anne ve bebeğin hayatlarından birinin tercihini gerektiren durumlar oldukça azdır. Böyle durumlarda kürtaja bir tek hekim değil bir komisyon karar vermelidir.
Kürtaj nasıl yapılıyor?
Bugün Türkiye’de ve diğer ülkelerde en sık kullanılan yöntem rahme yerleştirilen bir katater vasıtasıyla vakum oluşturarak bebeği yapıştığı yerden çekip almaktır. Öyle ki, oluşturulan güç, evde kullandığımız elektrik süpürgesinin çekme gücünden yaklaşık 30 kat daha fazla.
Eskiye göre daha az sıklıkla kullanılan diğer bir metot; önce rahim ağzının genişletilip daha sonra madenî bir küretle rahmin içinin kazınmasıdır.
Kürtajı yapan penseye benzer dişli bir alet kullanır; rahim içine soktuğu bu aletle bebeğin vücudunun herhangi bir kısmını yakalar; çekerek, bükerek bu canlı bebeği parçalara ayırır. En zor olan, başı koparmaktır. Parçalar dışarı çıkarıldıktan sonra hepsi yerli yerine konarak rahim içinde parça kalıp kalmadığından emin olunur. Çünkü içerde kalmış olan parça kanama ve enfeksiyon gibi problemlere neden olabilir.
Bebek 4 aylık olunca, artık kesesinin içinde yeterince amnios sıvısı biriktiğinden tuzla zehirleme yöntemi kullanılabilir. Anne karnından bir iğneyle bebeğin su kesesine girilir, yoğunlaştırılmış zehirli tuz çözeltisi enjekte edilir. Bu şekilde bebekler 1 saatten önce ölmüyorlar, hatta bazen doğduklarında hâlâ yaşıyor oluyorlar.
Büyük gebeliklerde tuzla zehirleme yerine bu amaçla artık prostaglandinler kullanılıyor. Türkiye’de de kullanılan prostaglandinler, aslında insan vücudunda doğal olarak yapılan ve birçok fonksiyonunun yanı sıra normal doğumun olmasına da katkıda bulunan kimyasal maddelerdir. Rahmi şiddetle kasarak doğumu başlattıklarından özellikle 3 aydan büyük gebeliklerde düşük yapıcı olarak kullanılıyorlar. Bu yolla düşürülen bebek bazen canlı olabiliyor, o zaman kendi hâline bırakılıp ölmesi bekleniyor.
Diğer bir yöntem de sezeryandır. Eğer bir sezeryan doğum amacıyla yapılıyorsa bebeğin göbek kordonu bağlanır, hemen bebek hemşiresine veya çocuk hekimine verilir; hayatta kalması için ne mümkünse yapılır. Amaç kürtaj ise, kesilen göbek kordonu bağlanmaz, bebek bir kovada kanayarak ölüme terk edilir.
Kürtajın zararı sadece bebeğe mi? Tabiî ki hayır. Kürtaj geride ölü bir bebek ve yaralı bir anne bırakır.
Kürtajın komplikasyonları ve kürtaj nedeniyle ölümlerle ilgili hemen hemen hiçbir ülkede güvenilir istatistikler yoktur. En iyi tıbbî merkezlerde bile bu vakaların ancak yarısı takip edilebilmektedir. Çünkü bu işi ticarî amaçla yapanlar dönüp bir daha arkalarına bakmazlar, onların istatistiklere ihtiyaçları yoktur.
Kürtajın erken (akut) komplikasyonları kanama, rahmin delinmesi ve enfeksiyondur.
Geç komplikasyonlarının başında kalıcı kısırlık gelmektedir. Özellikle ilk gebeliklerden sonra bu oran %5-10’ dur.
İlk gebeliğinde kürtaj olanlarda düşük ve erken doğum yapma ihtimali de 2-3 kat artmaktadır. Tüm bunların nedeni, kürtaj sırasında genişletilen rahim ağzının zarar görmesidir.
Rahmin iç yüzünün hasar görmesi nedeniyle de âdet bozuklukları, dış gebelik ve doğum sırasında plasentanın ayrılma problemleri görülebilir.
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, gebeliğinin ilk 3 ayında kendiliğinden ya da müdahaleyle (kürtaj) düşük yapan kadınlarda meme kanseri gelişme ihtimalinin 1,5-2 kat daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Yine aynı şekilde kürtaj olan kadınlarda rahim içi (endometrium) kanseri ve myom oluşma riski de artmaktadır.
Tıbbî komplikasyonlar uygun cerrahi bakım ve kürtajın nispeten daha iyi ortamlarda yapılması nedeniyle artık daha az görülmektedir. Burada asıl bahsedilmesi gereken, kürtaj sonrası sendrom denen ruhsal bozukluklardır. Bu tablo her geçen gün -kişilerin dinî inançlarına ve sosyal yapılarına bakmaksızın- daha sık görülmektedir. Bu bozukluklar içinde suçluluk duygusu, uyku bozuklukları, kabuslar, boşanma, alkol ve ilâç bağımlılığı, cinsel ilişkide problemler, depresyon ve intihar sayılabilir. Bazı kadınlarda kürtajdan hemen sonra görülen bu belirtiler bazen yıllar sonra önemli bir olayla, örneğin bir doğumla tetiklenebilir.
Kürtajın bu tip olumsuz etkileri bazen babada, büyükanne ve büyükbabada, kardeşlerde ve hatta kürtajı yapan hekimlerde de görülebilir.
Hamile bir kadın mutlaka bir bebek sahibi olacaktır: Ya canlı ve tek parça veya öldürülmüş ve paramparça.
Anne hangisini tercih eder? Bu seçimi yapmak annenin hakkı mı?
Kim haklı?
Topluma ve annelere İnsanî ve ahlâkî değerleri yaşama hakkından yana olanlar mı benimsetecek?
Yoksa!...
Yasa koyucular ve kürtajı destekleyenler mi kendi isteklerini yardımsız bebeklere zorla dayatacaklar.
SİZLERİ DE MASUM BEBEKLERİN YAŞAMA HAKLARINI KORUMAKTAN YANA TEPKİYE VE DUYARLILIĞA DAVET EDİYORUZ.



Ölüm nedir anne?
Ben doğmaya göğeriyorum senin içinde,
İnsanlar ölmeye mi açıyor dünyada1 Korkmayım diye bana sunulan bu erken ölümden anlat anneciğim,
Kara bulutlara mı karışır çocuklar,
Anneleri onları istemeyince7 Yıldızlara mı,
Sulara, aydedeye mi?
Canımın yanacağından çok, kalbimin sitemi, Neden "tahliye etmek" diyorlar, çocuk aldırmaya?
Hükümlü gibi.,.
Ne suç iflediyse çocuklar?
Ayşe Kilimci