Makale

Ahlakçı Bir Edebiyat Hocası: İbrahim Aşkî Tanık (1873-1977)

Ahlakçı Bir Edebiyat Hocası: İbrahim Aşkî Tanık (1873-1977)

Yusuf Turan Günaydın

Bahriye Mektebinin ünlü hocalarından İbrahim Aşkî Tanık, mesleki-askerî birikiminin yanı sıra edebiyat, tasavvuf ve eğitim bilimine dair eserleriyle son devrin dikkat çekici şahsiyetlerindendir.
Daha çok Necip Fazıl Kısakürek’in Bahriye Mektebinden edebiyat öğretmeni ve onu tasavvuf edebiyatıyla ilk tanıştıran kişi olarak tanınmıştır. O, hem Batı hem de Doğu kültürünü çok iyi biliyordu. İngilizcenin yanı sıra Arapça ve Farsçaya olan vukufiyeti de şüphesiz onun birikimini zenginleştiren unsurlardır.
Hayatı ve eserleri
İbrahim Aşkî Tanık 1290/1873’te Dobruca/Mecidiye’de doğdu. Ailesi Sivastopol yakınlarındaki Gözleve’den İstanbul’a göç etmiş fakat Osmanlı yönetimince şimdi Romanya sınırları içinde kalan Dobruca ovasındaki Mecidiye şehrine yerleştirilmiştir. Aşkî’nin doğumundan kısa bir süre sonra ailesi İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’da mahalle mektebinden sonra Tophane Fevziye Rüştiyesini bitirmiş, 1885’te girdiği Mekteb-i Bahriye-i Şahane (Deniz Harp Okulu) Makina bölümünden 1891’de Makine Mühendisi olarak mezun olmuştur. Bu okuldaki son rütbesine nasbı, Deniz Çarkçı Binbaşı olarak 27 Nisan 1914 tarihindedir. Binbaşılığa nasb tarihi ise 14 Nisan 1327 (1912)’dir. Buradaki görevinden emeklilik tarihi ise 27 Mart 1330 (1914)’dur. Emekliliğinden bir müddet sonra sivil olarak matematik ve edebiyat derslerinde öğretmenlik yapmak üzere görevlendirilmiş, Heybeliada Bahriye Mektebinde birçok talebe yetiştirmiş ve 62 yaşına girdiği 1945 yılında tekrar emekli olmuştur. (Hayatı hakkında burada verilen özet bilgilerin ayrıntıları hakkında iki yazı için bk. Yusuf Turan Günaydın, “İbrahim Aşkî ve Sûfî Fuzûlî Portresi”, Dergâh, Ekim 2007, S. 212, s. 14-17; Günaydın, “İbrahim Aşkî’nin Fuzûlî’yi Bir Sûfî Olarak Ele Alan Risalesi”, Millî Eğitim, Güz 2008, S. 180, s. 261-288.)
İbrahim Aşkî, 25 Ocak 1977 tarihinde 104 yaşında vefat etmiştir.
Eğitimci yönü
İbrahim Aşkî’nin mesleki ve edebî yönünün yanı sıra en çok öne çıkan yönü eğitimciliğidir. Öğretmenlik tecrübesine sahip bir eğitimci olarak o, daha 1913’te, dönemin Maarif Nazırı Şükrü Bey tarafından bu Nezarete bağlı olarak kurulan Istılahat-ı İlmiye Encümeninde üye olarak çalışmıştır.
Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983), hatıralarında hocası Aşkî’den övgüyle söz etmekte ve üzerindeki ilk tasavvufi-ahlaki yönlendirmenin ondan geldiğini vurgulamaktadır. Necip Fazıl, “Hocalarımızın en yaşlısı, derin ve irfan sahibi, ancak birkaç tanıdığı arasında maruf ve herkesçe meçhul hususi kıymet.” şeklinde bahsettiği Aşkî’nin edebiyat, felsefe, riyaziye ve fizik gibi ilim dallarında derin bilgi sahibi bir öğretmen olduğunu belirtir. Bir defasında hangi kitapları okuması gerektiğini öğretmenine soran Necip Fazıl, ondan “Ben getiririm.” cevabını alır ve getirdiği iki kitabı okur. Bunlar Sarı Abdullah Efendi (1584-1660)’nin Semerâtü’l-Fuâd’ı ile Dîvân-ı Nakşî adlı iki eserdir. Bu iki eser de ahlaki-tasavvufi eserlerdir.
Necip Fazıl’a göre o, derslerinde Fuzuli’den sık sık dizeler okuyan ve “yaman buluşlara, nüktelere sahip” arif bir kişiliktir. (Kısakürek, O ve Ben, Büyük Doğu Yayınları, 9. basım, İstanbul 1995, s. 42-43; Kısakürek, Kafa Kâğıdı, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1984, s. 158.)
Bir eğitimci olması hasebiyle eserleri daha çok eğitim amaçlı ders kitaplarıdır. Fakat o, aldığı müspet bilimler eğitimi ve özel ilgi alanı olan edebiyat (bilhassa tasavvuf edebiyatı) konularında da eserler telif etmiş, aynı zamanda tercüme çalışmalarında da bulunmuştur. Bu eserleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Terbiye İşi, Resimli Ay Matbaası, İstanbul 1940, 60 s.
2. Çocukların Şiir Defteri, Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı Ayyıldız Kitâbhânesi, İstanbul 1333/1917, 48 s. (Resimli).
Bu eser Doç. Dr. Şener Demirel tarafından yeni harflere aktarılarak yayınlanmıştır (Medipres Matb., Malatya 2010, XVI + 176 s.).
3. Mekteb Terbiyesi, Zarafet Matbaası, İstanbul 1330/1914, 168 s.
4. Mekteb-i Bahriye Edebiyat Dersi Hülâsaları, Bahriye Matbaası, İstanbul 1340/1924, 33 s.
5. Birinci Seneye Mahsûs Kıraat/Maârif Nezâret-i Celîlesinin 1310 (1894) Sene-i Hicriyesi Ders Programına Dahildir, Karabet Matbaası, İstanbul, 1313/1897, 111+1 s. (Faik Reşâd ile birlikte).
Aşkî, Faik Reşad (1851-1914) ile birlikte “Kıraat” başlığını taşıyan başka birçok ders kitabı yazmıştır. Bu kitaplar idadiler ve rüştiyeler için hazırlanmıştır.
6. Tasavvuf, İbn Arabî, Türkiye Ticaret Matbaası, İstanbul, 1955, 75 s.
Eser, Aşkî’nin Cumhuriyet döneminde yeni harflerle basılan bir kitabıdır ve el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’nin ‘Marifet’ ve başka birkaç bölümünün Arapçadan tercümesidir.
7. Fuzûlî Hakkında Bir İki Söz, Ali Şükrî Matbaası, Dersaadet 1338/1922, 47 s.
8. İngilizceden Tercüme Numûneleri, İkdam Matbaası, İstanbul 1332/1916, 67 s.
9. Amerikan Gizli Haberalmasının İstikbali, Tercüme, Genelkurmay Başkanlığı IX. Şube Yayını, Ankara 1949, 112 s.
10. Adedin Ruhiyatı ve Hesap Öğretmek Usullerine Tatbiki, James A. Mac Lallan & John Dewey’den tercüme, Devlet Matbaası, İstanbul 1928, 235 s.
11. Terakkî Kanunu ve Sebebi, Herbert Spencer’dan tercüme, İstanbul 1335/1919, 87 s.
Aşkî’ye göre ‘Terbiye İşi’
İbrahim Aşkî Tanık ‘terbiye’ kavramını bugün yaygın olarak kullandığımız ‘eğitim’ kavramıyla eş anlamlı olarak kullanmaktadır. Ona göre ‘terbiye işi’ ahlak kavramıyla yakından bağlantılıdır. Ahlak, terbiye işinin ruhudur. Bir eğitimci olarak bu konu üzerinde kafa yormuş ve tecrübelerini genç nesle aktarmak istemiştir. Özellikle yukarıda isimlerini verdiğimiz eserlerinden Terbiye İşi, Çocukların Şiir Defteri ve Mekteb Terbiyesi adlı eserleri bunun en güzel göstergeleridir.
Hayatı boyunca öğrencileri üzerinde ahlakçı bir yönlendirme çabası içinde olmuş gözüken İbrahim Aşkî, hem öğütleri, hem eserleri ve hem de davranışlarıyla bu hususta örnek olmuş bir şahsiyettir.
Çocukların Şiir Defteri üzerinde ‘çocuğa görelik’ açısından teferruatlı bir çalışma yapmış bulunan Doç. Dr. Şener Demirel, şiirlerinde Allah inancını, temel dinî bilgileri yansıtmaya çalışan Aşkî’nin, “insanın manevi dünyasını, duygu evrenini zenginleştiren ve anlamlı kılan boyutunu ihmal etmediği” tespitinde bulunur. Şiirlerinde Allah inancı ve Hz. Muhammed sevgi ve bilgisinin yanı sıra ahlaki olarak sevgi, korku, öfke ve ölüm gibi kavramlarla ilgili bilinç oluşturmuş, anneliğin fedakârlık olduğunu duyurmuş, aklı doğru kullanmak, meşveret, birlik, tevekkül, sabır, söz dinlemek gibi kavramlar üzerinde telkinci bir tarzda durmuştur. (Şener Demirel, İbrahim Aşkî (Tanık) ve Çocukların Şiir Defteri, Medipres Y., Malatya 2010, s. 31-70.)
Görüldüğü üzere Aşkî, terbiye işinde (eğitimde) ahlakçı bir tutumu benimsemiştir.
Sonuç
İbrahim Aşkî Tanık, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminde yaşamış bir eğitimcidir. Öğrencileri üzerinde olumlu bir intiba bıraktığını ve onları iyiye, güzele yönlendirmeye gayret ettiğini Bahriye Mektebinde öğrencisi olmuş bulunan Cumhuriyet döneminin önemli şairlerinden Necip Fazıl’ın hatıralarından da net bir biçimde anlamaktayız.
Bu sebeple, Aşkî’nin başta terbiye konulu eserleri olmak üzere bütün eserleri üzerinde daha fazla durulmalı, yakın dönemin bu meçhul şahsiyeti tanıtılmalıdır kanaatindeyiz.