Makale

Hat Sanatı

Hat Sanatı

Dr. Zübeyde Cihan Özsayıner
Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi Müdürü

İslam kaynaklarında; cismani aletlerle meydana getirilen, ruhani bir hendese olarak tanımlanan hat sanatı, aslında bin küsur yıl önce doğup, tamamen mistik bir hava içinde gelişmiş, büyülü bir resim sanatıdır. Hat sanatını oluşturan harflerin, yalnız başlarına olduğu kadar, başta, ortada ve sonda öteki harflerle birleşerek, değişik plastik görünüş zenginliği meydana getirdiği görülmektedir.
Modern sanatın öncüsü olan Pablo Picasso (1881-1973), hat eserlerindeki plastik etki karşısında, şunları söylüyordu: ’’Benim resimde varmak istediğim son noktaya, İslam yazısı çoktan gelmiştir... Ama bunlar ne kadar ritmik! Bunlardan bir şeyler çıkar, bir şeyler çıkar. Doğulu renkçidir, ama renkçiden çok fazla, çizgici, soyuttur. Bu soyut dehasının en güzel örnekleri bunlar, bu yazılar."
Birçok Türk ressamının hocası olan Andre Lhote (1885-1962), ünlü hattatların (Ahmet Karahisari, Şeyh Hamdullah, Mustafa Rakım) yazılarını gördüğü zaman hayranlığını dile getirerek; "Okuyamıyorum bu yazıları. Okuyamadığım daha iyi. Salt çizgi senfonilerini tadabiliyorum böylelikle... Resim sanatının temeli nedir? Desen, çizgi de, İngres’in deyimi ile müzikal olmalı. İşte bütün bunlar, bu yazılarda var." demiştir.
Form bakımından maddi kültüre, muhteva bakımından da manevi kültüre ait olan hat sanatının temeli; nokta, çizgi ve harfler arasındaki ilişkilerdir. Bunu fark eden Batılı sanatçılar, hat sanatını eserlerinde kullanarak, yeni bir ifade dili ortaya koymuşlardır. Özellikle Mondrian (1872-1944), Klee (1879-1940), Miro (1893-1983) gibi ressamların resimlerinde, hat sanatından izler ve etkilenişler bulmaktayız.
Arap yazısının kaynağının, Arami asıllı "Nebati" yazısına dayandığı, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan Alak suresinin birinci ve beşinci ayetlerinde ("... Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediğini öğreten, keremi erişilmez mertebede olan, yaratan Allah’ın adı ile oku" ve Kalem suresinin birinci ayetinde "Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun ki.") yazmanın önemi vurgulanmaktadır.
IV. Halife Hz. Ali’nin (656-661) halifeliği zamanında, devletin başşehri olan Kûfe’ye istinaden "kûfi" adını alan yazı, Emeviler ve Abbasiler devrinde de kullanıldı.
Abbasiler devrinde, vezir ve hattat olan İbn Mukle, "aklam-ı sitte" denilen altı çeşit hat çeşidini içine alan (muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki, rika) yazıları meydana çıkarmıştır.
"Aklam-ı sitte" altı kalem, yani altı yazı anlamındadır.
Hat sanatında kullanılan ana malzeme, mürekkep ve kamış kalemdir.
Kalemler "divit" veya "kalemdan"lar içinde muhafaza edilirler. Kamış kalemler, "kalemtraş" ile yazılacak hâle getirilirler. Bu işlem, "makta" denilen bir zemin üzerinde yapılırdı.
Yazı yazmakta kullanılan mürekkep "genellikle “is mürekkebi’’dir. İs mürekkebi "is, Arap zamkı ve su" karışımından meydana gelirdi. İs mürekkebinin dışında, renkli mürekkebin kullanıldığı (zırnık, lal, üstübeç, altın) bilinmektedir.
Mürekkep, "lika"lı hokkanın içine koyulurdu. Yazı "mistar" denilen satırlık ile kâğıdın üzerine düzgün olarak yazılırdı. Yazının zır-i meşk (yazı altlığı) üzerinde yazıldığı bilinmektedir.
"Aklam-ı sitte"den sonra, yazı çeşitlerinde (Talik ve Divani) artış görülmektedir.
Osmanlı imparatorluğu zamanında, hat sanatı zirveye çıkmıştır. Bu devirde, hattatlar tarafından "ekoller" oluşturulmuştur.
Bu ekolleri sayacak olursak, klasizmin başlangıcı olan "Şeyh Hamdullah Ekolü", "Ahmet Karahisari Ekolü", "Hafız Osman Ekolü"dür.
"Şeyh Hamdullah Ekolüne" bağlı olan hattatlar şunlardır: "Mustafa Dede, Şükrullah Halife, Ali bin Mustafa, Behram bin Abdullah, Ebul Fazl Mehmet Çelebi, Hayreddin Halil, Hüseyin Şah Çelebi, Mahmud Defteri, Mehmet bin Sadi, Mustafa bin Nasuh, Recep bin Mustafa."
“Ahmet Karahisari Ekolüne” bağlı olan hattatların isimleri şöyle sıralanabilir: "Ferhat Paşa, Hasan Çelebi, Derviş Mehmet, Demircikulu Yusuf."
“Hafız Osman Ekolüne” mensup hattatlar ise: "Hoca Mehmet Rasim, Yahya bin Osman, İsmail Zühdi Efendi"dir.
Bir hattatın yetişmesi kolay olmadığı gibi, yazacak hâle gelmesi için, (el kırılması) en az beş yıl gibi bir süre geçmesi gerekirdi. Hat öğrencisi, uzun yıllar meşk ettikten sonra, icazet (diploma) alarak, ancak yazı yazabilirdi.
Hattatlar arasında, bir üstattan yetişerek, "icazet" almak gelenekselleşmiş ise de, eski üstatların eserlerine bakarak, yetişen hattatlar da (Mahmud Celaleddin) vardır.
Hattatlar, alçak gönüllü olmalarından dolayı eserlerine imza atmazlardı.
Hattatların imzasının Arapça olması da, asırlaşmış bir gelenektir. "Bunu yazdı" anlamına gelen; "ketebehu, nemekahu, harrerehu, sevvedehu" ibareleri, imzanın başında yer alırdı.
Hat sanatının çok geniş bir kullanım sahası vardır. Yazma kitaplarda, özellikle Kur’an-ı Kerimler’de, hat sanatının en güzel örnekleri görülmektedir. “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı.” deyişinden hareketle, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e Mekke’de nazil olan Kur’an-ı Kerim, en iyi Kahireli hafızlar tarafından okunmuş; en güzel Kur’an-ı Kerimler de İstanbul’da yazılmıştır.
Hattatlar yazmaların dışında, çok sayıda hat levhaları yazmışlardır. Bu levhalardaki hatlar, devrinin özelliğini taşıyan tezhipler (süsleme sanatı) ile bezenmişlerdir.
Osmanlı mimarisinde hat, sevilerek kullanılan bir sanat olmuştur. Giriş kitabesi, ana kubbe, pandantifler, minber, mihrap, alçı camlar (vitraylar), usta hattatların kaleminden çıkmış hatlar ile bezenmişlerdir. Yazılar da seçilen metinler, insanlara "mesaj verme" amaçlıdır.
Osmanlı sultanlarının ilim ve sanat ehline destek vermelerinden dolayı, Osmanlı hattatları İslam’a ve Kur’an-ı Kerim’e, bir ibadet anlayışı içinde hizmet amacı ile hat sanatını icra etmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet, her daldan sanatkârları, özellikle önemli hattatları İstanbul’a davet ederek hat sanatının gelişmesini sağlanmıştır. Osmanlı Sultanları hat sanatına destek olmuşlardır. Sultan II. Beyazıt, devrinin en önemli hattatlarından Şeyh Hamdullah’a, yazı yazarken ayakta divitini tutacak kadar çok değer vermiştir.
Osmanlı sultanları (II. Mustafa, III. Murat, III. Ahmet, II. Mahmut, Abdülmecit) bizzat hat sanatıyla uğraşıp eserler vermiştir.
Çok geniş bir sahada kullanımı olan hat sanatı, günümüzde de değerli hattatlar tarafından yaşatılmaktadır. Hat sanatının daha nice yıllar korunarak, gelecek nesillere aktarılması en büyük dileğimizdir.