Makale

Fıkıh Köşesi

Fıkıh Köşesi

Kaza namazlarını kılarken vakitten kazanmak için sünnetleri terk etmek, mesela sadece ‘ettehiyyatü’yü okuyarak namaz kılmak caiz midir?

Namazın sahih ve eksiksiz bir şekilde kılınabilmesi için, birtakım farzları, vacipleri, sünnetleri ve adabı bulunmaktadır. Namazın farzlarından birini yerine getirmemek namazın geçersizliğine (batıl manasında fasit olmasına) sebep olur. Vaciplerin terki hâlinde ise, eğer unutma veya hata ile yapılırsa sehiv secdesi yapılması gerekir; bilerek terk edilmesi hâlinde günah işlenmiş olur ve namazın yeniden kılınması vacip olur. Namazın sünnetlerinin ve adabından birinin veya tamamının terk edilmesi durumunda, namaz bozulmadığı gibi, sehiv secdesi de gerekmez. Ancak namazın fazilet ve sevabı kaçırılmış olur. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.): “Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız.” buyurmuştur.
Dolayısıyla namazın sünnetlerine riayet edip devam etmek Hz. Peygamber (s.a.s.)’e tabi olmanın alametidir. Meşru bir mazeret olmadıkça namazın sünnetleri terk edilmemelidir. Buna rağmen terk edilirse namaz borcu ödenmiş olur.

Namaz kılarken sinek, arı, akrep, yılan ve haşarat gibi zarar vermesi muhtemel canlılara karşı ne yapılabilir?

Namazda sinek, arı gibi küçük haşaratı el hareketi ile kovmak namazı bozmaz. Ayrıca akrep, yılan, fare ve diğer saldırgan canlılar zarar verecekse namaz kılan kimsenin bu hayvanları öldürmesi namazı bozmaz.

Sürekli olarak gemide çalışan bir kişi namazını nasıl kılmalı, kıbleyi nasıl tespit edip ne tarafa doğru yönelmelidir?

Namaz kılarken kıbleye yönelmek namazın farzlarındandır. Kâbe’yi görenlerin bizzat kendisine, görmeyenlerin ise o cihete yönelerek namazlarını kılmaları gerekir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “(Ey Muhammed! Bundan böyle) yüzünü Mescidi Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun (namazda) hep o yöne dönün.” (Bakara, 2/144.)
Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimse, öncelikle bilen birine sorar. Soracak birini bulamadığı takdirde pusula, yıldız ve güneş gibi imkânları kullanarak kıbleyi bulmaya çabalar ve kanaat getirdiği tarafa yönelerek namazını kılar. Daha sonra bu yönünün hatalı olduğu anlaşılır ise namazı iade etmesi gerekmez. Fakat araştırma yapmadan bir tarafa doğru namaz kılar da, sonradan bu yönün hatalı olduğu anlaşılırsa namazını tekrar kılması gerekir. Araştırma yaptığı hâlde hatalı tarafa döndüğünü namaz esnasında anlarsa, namaz içinde doğru olan tarafa döner.
Gemi gibi üzerinde ayakta durulabilen vasıtalarda asıl olan, namazı ayakta ve kıbleye dönerek kılmaktır. Baş dönmesi gibi sebeplerle ayakta kılmak mümkün olmadığında, gemide oturarak farz namaz kılınabilir ve imkân varsa ima etmeyip öncelikle rüku ve secdeli olarak kılınır. Namaza başlarken mümkünse kıbleye doğru dönülür, gemi yön değiştirdikçe kişinin kendisinin de kıble tarafına dönmesi gerekir. Binek hayvandan farklı olarak, gemide cemaat yaparak da namaz kılınabilir.


Kaza namazının delili nedir?
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in namazı kazaya kalmış mıdır?

Kur’an’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat kendisi vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir.
Peygamberimiz (s.a.s.) “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın. Onun kefareti ancak budur.” buyurmuştur. (Buhari, Mevakitü’s-Salati, No: 572; Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, 56 H. No: 1592.) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.), Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” diye beddua etmiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir. (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, 36, H. No: 1450.) Ayrıca Hayber fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında uyuyakalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir. (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salât, 56, H. No: 1592.)
Beş vakit namazın farzı ve vitir namazı kaza edilir. Kazaya kalan sabah namazı, o günün öğle vaktinden önce kaza edilecekse sünneti de kaza edilir. Ayrıca öğle namazının dört rekâtlık ilk sünneti de, vakit çıkmadıkça öğlenin farzından sonra kılınır. Öte yandan geçmiş namazlar, kazaya nasıl kaldıysa öyle kılınırlar, yani seferî olarak kaldıysa seferî, mukim olarak kaldıysa mukim gibi kaza edilir.
Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın, kasıtlı olarak terk edilen namazların kazası ile ilgili herhangi bir hadis bulunmamaktadır. Fakat bu, kasıtlı olarak terk edilen namazların kazasının gerekmediği anlamına gelmez. Zira örneğin, ramazanda kasıtlı olarak cinsel ilişkiye girerek orucunu bozan kimseye Peygamberimizin hem keffareti hem de o günkü orucun kazasını emretmesi, bir farz ibadetin kasıtlı olarak terk edilmesi durumunda da kazasının gerektiğine delildir. Öte yandan Hz. Peygamber’in bir mazerete dayalı olarak vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve sahabeye de bu yönde emir buyurmasına bakılacak olursa, mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilmesinin evleviyetle gerekli olacağı sonucuna ulaşılır.


Bir farz namazı kılmış olan kimse aynı namaz için bir cemaate imamlık yapabilir mi?


İmam, kılınan namazın nevi itibarıyla kendisine uyan kişiden aşağı durumda olmamalıdır. Ancak cemaat imamdan daha aşağı durumda olabilir. Buna göre; nafile namaz kılan kimse farz namaz kılana imam olamaz; fakat farz namaz kılan nafile namaz kılana imam olabilir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Farz namaz, bir günde iki kere kılınamaz.” Bir vaktin namazı iki kere kılınamayacağına göre, ikinci kere kılınan namaz nafile olacaktır. Bu durumda imam, cemaatten daha alt konumda olacağından o kişinin imamlığı geçerli olmaz.
Şafii mezhebine göre farz namaz kılmakta olan kişi, nafile namaz kılana uyabilir; bir vaktin farz namazını kılmış olan kimse aynı vakit için başkalarına imam olabilir.