Makale

İnsan “Sıkıntı” İçerisinde Yaratılmıştır

İnsan “Sıkıntı” İçerisinde Yaratılmıştır


Karşılaştığı veya yaşadığı problemleri, sıkıntıları bu dünyada bir “imtihan” olarak gören insanlar da bu tür bir manevi kuvvetle bunların üstesinden gelmeyi daha başarılı bir şekilde gerçekleştirebileceklerdir.


İhsan Kurt
Psk. Dan. ve Reh. Uzmanı


“Biz insanı birtakım zorluklar, zahmetler ve sıkıntılar içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık." (Beled, 90/4.)
“Duvarı nem, insanı gam yıkar.” diye çok iyi bilinen bir atasözümüz vardır. Gam, keder, sıkıntı gibi benzer kavramların anlamlarını da içinde barındıran stres genelde son çağa damgasını vuran ve 21. yüzyılda da ağırlığını daha çok hissettiren bir rahatsızlık, bir belirti olarak insanlığı kuşatmış durumdadır.
Stres kavramı 1900’lü yılların başında bir hekimlik terimi olarak ortaya atılmıştır. Bu kavramın ortaya çıkışının dünya nüfusunun hızla arttığı, sanayi ve teknoloji alanlarında insanlığı etkileyen gelişmelerin yaşanmaya başladığı, hatta I. Dünya Savaşı’nın ortaya çıktığı, sosyal ve ekonomik değişmelerin sıkça görüldüğü dönemlere rastlaması çok manidardır.
İnsanda gerilim oluşturan güçler olarak tanımlandığı gibi artık çağ insanı tarafından neredeyse her türlü kaygılar, sıkıntılar, bunalımlar sadece ‘stres’ olarak adlandırılmaktadır. Ya da bunlar stresin belirtileri olarak algılanabilmektedir ki kaygı, depresyon, sinirsel gerginlik, uykusuzluk, bitkinlik, uyanıklığın azalması, hafıza ve enerji kaybı, aşırı şikâyetçi olma, ölüm ya da intihar düşüncelerinin sıklaşması, migren ve astım gibi çeşitli organik ve fonksiyonel somatik bozukluklar da bu belirtiler arasına girmektedir.
Öyle ki insanı hemcinsinden uzaklaştıran, onu her türlü insani değerlere yabancılaştıran, hayattan tat almasını sönükleştiren, eğitim ve iş hayatında verimliliğini düşüren hemen her şeyin adı ‘stres’ olarak işaret edilmektedir.
Bir psikoloji sözlüğünde ise stres; “Kişinin içeriden veya dışarıdan gelen ve mevcut dengeyi veya duygusal, bilişsel, sosyal işleyişi bozma eğilimi gösteren ve onu bu dengeyi korumaya veya bozulan dengeyi yeniden kurmaya yönelik yeni davranışlara zorlayan gerçek ya da algılanan uyarıcılara verdiği fiziksel-ruhsal-bilişsel tepkiler.” (S. Budak, Ankara 2000.) olarak açıklanmıştır.
Strese sebep olan unsurlara ‘stres yapıcılar’ adı verilir. Bu stres yapıcılar genel olarak fiziki, psikolojik veya sosyal bir sebebin yol açtığı tesirin sonucu ortaya çıkan stresler şeklinde de tanımlanmaktadır. Yani buradan hareketle denebilir ki stres sadece biyolojik, fiziki sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan bir durum değildir, aynı zamanda psikolojik ve sosyal durumlar da stresin nedeni olabilir. Çünkü bazı araştırmacılar, stresi biyolojik ve ruhsal birçok hastalık vakalarında ortak bir sebep olarak tespit etmiştir. Hatta bu durumda bireyin biyolojik görünümlü rahatsızlıklara ve hastalıklara direnmede psikolojik, manevi gücün önemi özellikle işaret edilmiştir. Dolayısıyla bir bireyin strese karşı koymasında manevi güç önemli bir yer kaplamaktadır.
Fertler tarafından önce sadece bir dış faktörmüş gibi algılansa da strese karşı koymada geliştirilen savunma mekanizmalarının psikolojik olması durumu daha da karmaşık hâle getirmektedir. Ancak strese karşı koyma amacıyla geliştirilen savunma mekanizmalarının birey açısından bir amacı vardır. O da kişinin hayata bağlılığını ve canlılığını sürdürebilmektir.
Çağımız insanı bilerek veya farkında olmayarak isyana programlı eğitim anlayışlarıyla yetiştirilmeye çalışıldığı sürece karşılaştığı en küçük engeller ve zorluklar karşısında önce kendisiyle, sonra çevresi ve toplumla çatışmaya girmektedir. Elbette bu tür bir çatışma ile yaşamasını normal olarak sürdüremeyeceğine göre ister istemez bir kaygı, sıkıntı, stres ve bunalım içerisine girmektedir.
Çağımızda stres yapan kaynakların bir kısmı bütün insanlar için ortak olduğu gibi bir kısmı da bireysel farklılıklara göre değişkenlikler gösterebilmektedir. Çünkü insanın yaratılışına bakış ve yaratılış gayesini algılama biçimleri, karşılaşılan olaylara, engellere yaklaşımları strese karşı farklı tavırlarını ve farklı savunmalar geliştirmelerini belirler.
Hemen hemen bütün insanlar için ortak stres kaynakları olarak şu faktörler sıralanabilir:
İnsanların her gün karşılaştıkları veya karşılaşma ihtimali olan günlük ve güncel problemler az veya çok stres sebebi olabilir. Mesela evde, okulda, yolda, iş yerinde karşılaşılan olumsuz davranışları dert edinme bireysel farklılıklara göre kişide stres oluşturabilir. Öğrencilik hayatının, mesleki hayatın getirmiş olduğu yeni sorumluluk ve görevler, buralardaki statü ve formasyon değişimleri önce küçük bir kaygıyla başlayıp strese doğru gidebilir. Nitekim bir kurum veya kuruluşta çalışanlar arasındaki rol belirsizlikleri, yetki kullanımı ve neticede ortaya çıkan çatışmaların da strese sebep olduğu tespit edilmiştir.
Bireyin hayatında, ailesinde, çevresinde, iş yerinde, okulunda meydana gelen ani ve hızlı değişimler, gelişmeler uyum problemlerini ortaya çıkarır. Çünkü ani ve hızlı değişime uyum sağlamaya çalışacak olan bazı bireylerde bazı gerginlikler, sıkıntılar, kaygılar yaşanabilecektir. Bu yaşananlar ise stresi tetikleyen sebeplerden bazıları olabilecektir. Sosyal çevredeki ve toplumdaki hızlı değişmelere uyum sağlama çabaları, uyum sağlayamama kaygıları da benzer bir şekilde stres oluşturacaktır.
Bazı biyolojik ve psikolojik rahatsızlıkların da stres sebebi olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Nasıl ki birey fiziki ya da biyolojik uyumsuzluk yaşadığında bedeni bir rahatsızlığa sebep oluyorsa onun psikolojik veya sosyal bir uyum problemi ile karşı karşıya gelmesi de bireyin stres yaşamasına sebep olabiliyor. Stresi atma adına birey alkol vb. gibi sağlıklı olmayan yollara başvurarak başka çıkmazların içine girebiliyor. Ancak her iki durumda da önde ve önemli olan karşılaşılan hastalık veya problemden ziyade bireyin bunlara karşı takındığı tutum ve cevap önem kazanmaktadır.
Bireysel farklılıklara göre stres sebebi olan faktörlere, o insanın olayı veya problemi algılayış biçimi, hayat felsefesi, inançları, uyum yapabilme yeteneği de gösterilebilir.
İnsanların stresi algılayış, sağlıklı tavır geliştirebilme yolları içinde, mesele ‘uyum’ yapabilmede düğümlenmektedir. Bunun için öncelikle az veya çok her insanın stresi yaşayacağının bilinmesi gerekir. Bu açıdan bakıldığında da stresi sadece hep eksi yönde etki eden bir güç olarak düşünmemek gerekir.
İnsanın hayatının bazı dönemlerinde, bazı durumlarda az veya çok stresle karşılaşması, onu yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü biliyoruz ki, “İnsan sıkıntı içerisinde yaratılmıştır.” Aslında bu durumda önemli olan stresi hiç yaşamamak için yollar aramak değildir. Asıl olan strese karşı insanlarda geliştirilen tavır, algılama anlayışları ve ondan kurtulmak için başvurduğu çözüm yollarıdır. Çünkü stresin uygun seviyede yaşanması normal olarak kabul edilir ve hatta bazı bireyler için üreticidir. Stres birey için tehlikeli bir durumda da koruyuculuk görevini yapabilir. Ancak bireyi çevreleyen sıkıntılar çok sık ve dayanılmaz noktalara doğru sürüklüyorsa bu duruma karşı en büyük güç olarak daha çok “manevi kuvvetler” dediğimiz duygu ötesi psişik kuvvetler devreye girer. Bu kuvvetler sayesinde stres azalabilir, yenilebilir. “Allah’ım! Ya çektiğim sıkıntılara göre bana güç ver. Ya gücüm yettiği kadar sıkıntı.” diyen şair de stresten hiçbir zaman kurtuluş olmadığının şuurundadır. Fakat onun strese karşı tavrı da gayet anlaşılır bir şekilde ortadadır. İşte asıl mesele de burada düğümlenmekte veya burada çözümlenmektedir. Mesela karşılaştığı veya yaşadığı problemleri, sıkıntıları bu dünyada bir “imtihan” olarak gören insanlar da bu tür bir manevi kuvvetle bunların üstesinden gelmeyi daha başarılı bir şekilde gerçekleştirebileceklerdir.
O hâlde stresi en aza indirmek veya onunla baş edebilmek için yollar ve yöntemler konusunda ve son olarak şunlar söylenebilir:
Herhâlde birincisi ve en önemlisi eğer yanlışsa stres algısını düzeltmek olmalıdır. Stresin hiç yaşanmaması mücadelesi yerine onunla nasıl sağlıklı olarak başa çıkılabileceği düşünülmelidir. Yanlış ve insan için sağlıksız çareler çare olarak görülmemelidir. Mesela bir acıyı başka acılara sebep olacak davranışlara yönelerek gidermemeye çalışmak gerekir. Bireyin kendisinde stres oluşturan bir problemle karşılaştığında bunu çözmek için umutsuzluğa, intihar düşüncesine, alkol gibi benzer yanlış yollara başvurması bu duruma örnek gösterilebilir.
Kültürümüzde, “Boş insanın arkadaşı şeytandır.” diye bir söz vardır. Bu da hiçbir şeyle uğraşmayan insanın bunalıma, strese girebileceğinin bir mesajını verir. Boş duran insan daha çok kendini değersiz, işe yaramaz duyguları içinde hissedebilecektir. O hâlde her insanın muhakkak bir uğraşı alanı olmasında her zaman için yarar vardır.
İnsan çalışmayı istediği ve başardığı kadar dinlenmeyi, aralıklı olarak eğlenmeyi de kendi hakkı olarak kabul etmeli ve gereğini yapmalıdır. Ancak bunun için “dinlenme” anlayışı da yine bireye yarar sağlayacak şekilde, onda sıkıntıya neden olan her şeyi atmak şeklinde olmalıdır. Mesela egzersizler yapma, uğraştığı faaliyet alanını değiştirme sıkıntıları azaltabilir.