Makale

İletişimde Haberciliğin Objektif Değerleri Üzerine

İletişimde Haberciliğin
Objektif Değerleri Üzerine

Doç. Dr. Alev Fatoş Parsa
Ege Üniv. İletişim Fak.

İletişim ve habercilik dediğimiz zaman birçoğumuzun aklına hemen ilk gelen, kitle iletişim araçları ve onlar içinde günümüzde en büyük yeri tutan televizyon gelmektedir. Son birkaç yılda, iki ya da üç televizyonu olan ailelerinin sayısında ciddi artışlar gözlenmektedir. Ülkemizde RTÜK tarafından yapılan araştırmada, günlük televizyon izleme süresinin ortalama 4 saat olduğu ortaya konmuştur. İşsizliğin yaygınlaştığı coğrafi bölge ve toplumsal sınıflarda bu sürenin daha da arttığı bilinmektedir. Bir insan ömrünün ortalama 75 yılında, günde 240 dakikadan, ortalama 12 yılını televizyon karşısında geçirdiği varsayılmaktadır. Bu bir insanın yaşamında oldukça önemli bir süreçtir. Peki, insanları bu beyaz ekrana bağlayan ve onu bu kadar cazip hale getiren noktalar nedir? Televizyon çağdaş dünyanın ‘öykü-anlatıcısı’ (İng. Story-teller) olarak kabul edilmektedir. (Silverstone, Roger. TheMessage of Television: Myth & NarrativeCulture, London: Heinemann, 1981, 8) Burada sorulması gereken en temel soru televizyonun ne tür öykü anlattığı ve ne kadar objektif etik değerler içinde bulunduğudur? Televizyonun anlatı formu sözcükten çok görüntülerin gücüne dayanmaktadır. Özellikle TV haberciliği televizyon aracının en önemli program türünü oluşturmaktadır. Eklektik bir yapı içinde birbirini izleyen kısa haber-öyküleri, izleyicileri duygusal açıdan sarsacak, duygu yoğunluğu yaratacak biçimde kurgulanmaktadır. İzlenme oranı kaygısı ile haber programları büyük bir titizlikle hazırlanmakta ve izleyiciyi etkilemek için özel çabalara girişilmektedir. Sözcüklerle anlatılan öykülerin görüntülerinin de dikkati hemen çekecek, duygusal, kaliteli ve etkileyici olmasına özen gösterilmektedir. Bu arada bilgisayar teknolojisinden yararlanarak gerçekleştirilen doğal efektler ve müzik de yerli yersiz kullanılarak adeta bir şovun tamamlayıcı öğeleri olarak görev yapmaktadır. Televizyonun öykü anlatması çok geniş bir ekip çalışması sonucunda oluşmaktadır. Yapımcı, yönetmen, kameraman, dekor ve makyaj ustaları, sahne düzenlemeci, her türden mekanik ve elektronik teknisyenler ile aktör ve yazarın kolektif çalışmaları sonucunda içerikler ile programlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin; haberler okunur, belgesel filmlerin anlatıcıları vardır, dramalarda karakterler konuşur. Kullanılan dil doğru ya da yanlış izleyicileri tarafından anlaşılabilen bir dildir, ancak televizyon bu sözcüklerden çok daha fazla anlam iletmektedir. Televizyon aracının kendisi de başlı başına karmaşık bir dildir. Sözcüklerden başka görüntüler, doğal efekt sesleri, müzik anlama katkıda bulunmaktadır. Televizyonun sunduğu içerikler bir yandan kulağa, bir yandan da göze hitap etmektedir.
Televizyonun görsel söyleminin (görüntü boyutunun) kullanılan dilbilimsel göstergelere dayanan söyleminden (sözcük boyutundan) daha önemli olduğu ilk kez altmışlı yıllarda ortaya çıkmıştır. Richard Nixon ile John F. Kennedy’nin ABD Başkanlık seçimleri öncesi akşamı televizyonda yaptıkları programda Nixon, televizyon makyajcılarının sabotajı yüzünden seçimi çok az farkla kaybettiğini iddia etmiştir. Gerçekten de seçim öncesi görüntüye önem veren, beden dili hakkında özel dersler alan, ‘imaj politikasını’ yönlendirenlerle çalışan Kennedy, ekranda son derece sakin, sempatik, ağırbaşlı, yumuşak ifadeli görünmesine karşın; Nixon saldırgan, sinirli, sert ifadeli, itici, keskin hatlı görünmüştür. Bu olaydan sonra televizyonun görsel söyleminin anlam yaratmadaki önemi belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Büyük topluluklara seslenen siyasetçiler beden dilinin, imaj politikasının öneminin farkına varmışlardır. Bu nedenle Neil Postman’a göre siyasetçiler; ‘Televizyonun ve diğer görsel araçların egemen olduğu bir dünyada, politik bilginin zihninizde sözcükleri derlemekten ziyade, imaj oluşturmak anlamına geldiğini kavramıştır.’ (Postman, Neil. Televizyon: Öldüren Eğlence, Çev. Osman Akınhay, İst: Ayrıntı Yayınları, 1994,143) Günümüz haber yayıncılığında görüntünün gücü o denli önemlidir ki, bazı haberlerde spikerin açıklama bile yapmasına izin vermeden haber görüntülerinin üzerine ‘yorumsuz’ (İng. No comment) ibaresi konulmakta ve görüntünün kendisini anlatmasına izin verilmektedir.
Televizyon haberlerinin otoriter bir görünümü olduğu kabul edilmektedir. Ülkemizde insanların çoğu haberleri gazetelerden ziyade televizyon aracından takip etmektedir. Haber aracı olarak televizyon bu egemenliğini aslında ‘tarafsızmış gibi görünmesine ve görüntünün gücüne’ borçludur. Görüntü izleyiciye ‘oradaymış’ duygusunu yaşatmakta, bu da televizyon haberlerine duyulan güveni son derece arttırmaktadır. Televizyonun yakın çekime aşırı bağlılığı nedeniyle haber spikerleri hep yakın planda haberleri okumaktadırlar. Bu bağlamda televizyonun ‘ikonik’ yapısı olduğu kabul edilmektedir. Televizyon haberlerinde yer alan haber-olayların dilbilimsel dizime olduğu kadar; film parçacıkları, resimler, grafik yazılardan oluşan görsel dizime de ihtiyaçları bulunmaktadır. Televizyon haberciliğinin en üstün özelliği görüntüye son derece önem verilmesidir. İkonik görsel göstergelerin egemenliğinin televizyon haber değerleri üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Televizyon haberciliğiyle ilgili bugüne kadar yapılan çözümlemelerde hemen her zaman haber içeriklerinin dilbilimsel ‘sözel’ söylemi üzerinde çalışılmış, ikonik görsel göstergelerin diziminin oluşturduğu ‘görsel’ söylemi üzerinde yeterince durulmamıştır. Örneğin, ABD-Irak savaşının haber görüntülerinde ‘gösterenler’ yanan arabalar, duvarları kurşun delikleri ile yıpranmış binalar, yaralıları taşıyan askerler, ağlayan çocuklar vb. haberlerin düzanlamıdır. Bu görsel dizimin yananlamsal boyutta işlev gören ‘gösterilenleri’ ise savaş, bir ulusu yok etme, acı, karmaşa ve toplumsal kaostur. Televizyon haberciliği ile ilgilenen birçok bilimadamı ve meslekten profesyonelin belirttiğine göre, televizyonun gücü ve haber kaynağı olarak önemi onun görüntüye dayanan ikonik avantajlarından kaynaklanmaktadır. Örneğin Lang ve Lang’ın (1953) destekledikleri görüşe göre; televizyonun kudretinin, güvenilirliğinin ve ikna etme gücünün büyük bölümü izleyicilerin kendilerini olay yerindeymiş gibi hissetmelerinden ve gözlerinin onları aldatmayacağı inancından ortaya çıkmaktadır. (Adams, William C. “Visual Analysis of Newscasts: Issues in Social Science Research”, Der. W.Adams, Fay Schreibman, Television Network News: Issues in Content Research, George Washington University, Washington D.C., 1978,155) Birçok haber eleştirmeni haber yayıncılığının en önde gelen kusurlarından birinin görüntü olduğuna inanmaktadır. Haberlerin içeriklerine hükmedenler üzerine yapılan araştırmalarda bulunan ortak bulguların sonuçlarına göre, televizyonların akşam haber bültenlerinde önceliği ‘iyi görüntülere sahip’ haberler almaktadır. Haber ne kadar önemli olursa olsun görüntüsü yoksa ilk sıralarda yer alması gerçekten zordur. Buna karşılık iyi görüntülere sahip bir haberin de gündemin başına yerleşme şansı oldukça çoktur.
Haber programlarının işlevi, özünde haber vermek ve bilgilendirmektir. Bu işi yaparken de öykü anlatma tekniğinden yararlanmaktadır. İngilizcede televizyon haber bültenlerinde okunan her bireysel haber için ‘news-story’ deyimi kullanılmaktadır. Programların günlük olarak düzenlenme ve yayınlanma mantığı, program akışının sürekliliği, izleyiciye konuşma biçiminde hitap etmesi, yakın çekime bağlılığının yarattığı içtenlik, canlı yayına önemli primler vermesi, haberleri, olayları anında iletebilmesiyle anındalık, doğrudanlık ve canlı yayın yapabilme televizyonun temel özelliklerindendir. (Ellis, John. Visible Fictions: Cinema,Television, Video, London: Routledge & Kegan Paul, 1982,131-132) Böylelikle izleyiciler televizyonla samimi biçimde oradaymışçasına bir ilişki içine girmektedirler. Televizyon, çoğu zaman ‘sayın seyirciler’ gibi hitap biçimiyle izleyicisine doğrudan konuşmaktadır. Reklamlar, diziler ve kurmacaya dayalı programlarla, haberler, haber programları, TV magazinleri gibi gerçek olaylara dayalı programların hepsi de farklı boyutlarda da olsa doğrudan ve konuşma biçimindedir. Televizyonun kendine özgü özellikleri, televizyon metinlerinde kullanılan anlatım teknikleri üzerinde etkili olmuş ve özgün bir televizüel söylem üretilmesine yol açmıştır.
Haber farklı iletişim araçlarının ortak paydası ve hepsinde yer alan çok özel bir türdür. Yayın saatlerinin ‘prime time- 19.00 ile 23.00 arası’ (televizyonda izlenme oranının en yüksek olduğu zaman) denilen birinci kuşak saatine yerleşen haber programları özel konuma sahiptir ve diğer televizyon program türlerinden farklıdır. Haber dili ve söylemi profesyonel ilkelere dayanması gereken tek metindir. Haber metinlerinde metni yazan kişinin uyması gereken ilkeler belirlenmiştir. Televizyon haberlerinde görüntülü metin gerçek yaşamın içinden sunulan bir alıntıdır. Televizyon haberciliği gücünü, gerçekliğini bu alıntılara dayandırmaktadır. Haberde objektif olarak olumlu ya da olumsuz duygusal anlam yaratmak anlatıcının elindedir; haberin sözel ve görsel söyleminde anlamı güçlendirmek için kamera çekimini ‘yakın-çekim’ pozisyonuna getirebilir. Görsel kültürün en önemli taşıyıcısı olan televizyon görüntüleri, uluslararası sınırları aşabilmekte ve hemen herkes tarafından kolayca anlaşılabilmektedir. Paul Martin Lester, 1989 yılında Çin’in Tiananmen Meydanı’ndaki öğrenciyi protesto tırmanışına götüren gerçeklere ilişkin sözcük özetlerinin hatırlanmayacağını, ama gözdağı vermek için hareket eden yeşil Çin tanklarının önünde duran yalnız protestocunun görüntüsünü asla unutulmayacağını belirtmektedir. (Lester, Paul Martin (1994). “Syntactic Theory of Visual Communication”. http://commfaculty.fullerton.edu /lester/writings/viscomtheory.html, 21/05/2008, 4) Bu tür görüntüler duygu yüklü imgelerdir, kolay unutulmamaktadır. Oysa sözcükler zihinsel süreçte daha çabuk unutulabilmekte, ancak görsel imgeler yaşamaya devam etmektedir.
Tüm dünyada ve Türkiye’de kitle iletişim araçlarının (medyanın) hem mesleki hem de ahlaki en önemli rolünün bilgi ve haber vermek olduğu bilinmektedir. Yani bireyleri ve toplumları enforme etmektir. Dezenformasyon (İng. Disinformation) bireyleri ve toplumları kasıtlı olarak yönlendirmek amacıyla, yanlış bilgi ve haber verme anlamını taşımaktadır. (Kongar, Emre. “Kendi Kalemize Attığımız Dezenformasyon Golü”, http://www.kongar.org/medyanotu/index.php, 2008) Bu en önemli propaganda ve karşı propaganda araçlarından biridir. Toplumları yönlendirmek için, yanlış haber ve bilgi vermek etik açıdan çok yanlış bir işlevdir ve kitle iletişim araçları o zaman hem mesleki hem de ahlaki kurallarından sapmış olmaktadır.
Sonuç olarak, televizyon aracının haber ve bilgi aktarım işlevini nasıl yerine getirmekte olduğu çok tartışılmış olan bir konudur. Eleştirel medya çalışmaları medyanın kamuoyunu doğru, çok boyutlu, yansız, dengeli, hızlı ve yeterli bir biçimde bilgilendirmek yerine, iktisadi, siyasi ve ideolojik olarak güçlülerin iktidarlarını pekiştirici bir biçimde haber aktarımı gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadırlar. (İnal, Ayşe. Haberi Okumak. Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996) Şimdilerde ise tüm medya çalışmaları medyanın pazarın isteklerine göre biçimlenip, etkinlikte bulunduğunda geleneksel haber ve bilgi aktarım işlevinin geri plana itildiğini kabul etmektedirler. Özellikle görsel ve işitsel medyada içerik esas itibariyle eğlenceye, eğlendirmeye hasredilmektedir. (Kaya, Raşit. “Türkiye’de 1980 Sonrası Medyanın Gelişimi Ve İdeoloji Gereksinimi”, www.dorduncukuvvetmedya.com/arsiv/akaya.htm, 2008)
Televizyon haberciliğinin büyük bir endüstriye dönüştüğünü söyleyen Umberto Eco’ya göre ise; bugün bir ülke, ülkedeki kitle iletişim araçlarını kontrol eden kişilere ait durumdadır artık. Yakın zamanlara kadar bir ülkede siyasal iktidarı ele geçirmek için orduyu, güvenlik güçlerini kontrol altına almak yetebiliyordu. Günümüzde ise dördüncü kuvvet durumuna gelmiş iletişim araçlarına hakim olmak gerekmektedir.