Makale

Kaside-i Bürde’nin Besteleri

Kaside-i Bürde’nin Besteleri

Yard. Doç. Dr. Recep Uslu
İTÜ TMDK Müzikoloji

Dinî müziğimiz, geleneksel müziğimizin önemli bir parçasıdır. Tasavvuf halk müziği de denen dinî müziğimiz İstanbul’da olduğu gibi Anadolu’da da tekkelerin kapanmasından sonra bir gelenek olarak aile toplantılarında varlığını devam ettirmektedir. Son yıllarda Türk halk müziğinde derlemeler yapılırken dinî müzik örnekleri de kayıtlara geçirilmektedir. En eski örneklerden bugüne Türk edebiyatı literatüründe çok iyi bilinen bazı örneklerin zaman zaman besteli olarak okunduklarına dair izlere rastlanmaktadır. Nitekim şair İslam’ın Muinü’l-mürid’ini, Ahmed Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’ini veya Yazıcızade’nin yazdığı Muhammediyye’sini köylüler tarlalarından dönerken söylediklerine N. Sami Banarlı işaret etmiştir. (Ayrıntılı bilgi için bk. Recep Uslu, Türkçe Müzik Eserleri Kataloğu, İstanbul Kitabevi yay. 2005, güfte eserleri bölümü) Burada ele alacağımız dinî edebiyatta çok ünlü, bir XIII. yüzyıl kasidesinin, Kaside-i Bürde’nin, bestelerinin tespit edilmesi olacaktır. Önce müzik formunun bir kaside mi yoksa şuğul mü olduğuna değinmek gereklidir. Eserin isminden hareket ederek “kaside”, diğeri sözleri Arapça olan ilahilere verilen “şuğul” formunda olabileceği ihtimalleri mevcuttur.

Kaside Formu Nedir?
Kaside, aslında Türk, Arap ve İran edebiyatında bir şiir türüdür. Kaside’nin Türk müziğinde de bir form olup olmadığı konusu araştırılınca iki durumla karşılaşılmaktadır. Bu konuda herhangi bir açıklamaya yer vermeyen bazı kitaplarda, kaside bir form olarak yer almazken, bazı kitaplarda dinî musiki formu/türü olduğu kabul edilmektedir. (Ekrem Karadeniz, Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları, İstanbul 1965 adlı kitapta formlara ayrılmış olan 5. bölümde kaside yer almamaktadır. Onur Akdoğu, Türler ve Biçimler, s. 347-348 şiire bağlı bir müzik türü olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır; DİA’da maddeyi yazan İ. Hakkı Özkan’a göre bir dinî müzik formudur) Ancak kasidenin başlı başına bir müzik formu olma özelliği göstermediği, edebi ürün olarak şiire dayalı olduğu, gazele veya uzun havaya benzediği, bu formlardan içeriği ile ayrıldığı genel kabul görmektedir. Onur Akdoğu Türk müziğinde formlar konusunda geniş anlatım ve örnekler verdiği kitabında kasideye herhangi bir örnek vermemiş olmakla birlikte, Fuzuli’nin Su Kasidesi bestesi hatırlanabilir. Onun tanımına göre kaside “usulsüz ve doğaçtan ezgilenen” bir türdür. Uzun hava, bozlak gibi. Genel olarak ilahilere kaside denilmesinden doğan bir yanlışlıkla “tevhid ilahisi, tesbih ilahisi, naat” vs gibi türlerle karıştırılmaması gerektiği yine Akdoğu’nun uyarılarındandır.

Müzikte türleri belirleyen yapılardan biri de, Batı müziğinde olduğu gibi, edebi biçimleridir. Bu nedenle müzikte de bir tür olduğunu kabul eden Yılmaz Öztuna ile Vural Sözer’in ansiklopedilerinde yer alan kaside bilgilerini, kaynak olarak kullanan İsmail Hakkı Özkan’ın yazdıkları özetlenirse “kaside, sözlü dinî müzik formları”ndandır. Usule bağlı olmayan, serbest ve irticali bir okuyuşla saz eşliği olmaksızın okunur. En fazla on beş beyit kadardır. Naatlar ve münacatlar da bu anlamda kaside olarak okunur. Kasidenin konuları Allah’a övgüden, peygamber ve diğer din büyüklerine gösterilmesi gereken saygıdan, tasavvufi anlayış ve yaklaşımlardan bahseder. Müzikteki kaside formunun güftesi kaside şiiri dışında gazel, mesnevi, murabba, muhammes veya başka bir nazım şekli olabilir. Şiirdeki kaside ile beyit sayısı ve övgü şiiri olması dışında benzerliği yoktur. Kaside okumak için yeterli ve tecrübeli kasidehan olmak gerekir. Kaside okumak için seçilen güftenin anlamına uygun bir makam seçmek, din dışı müziğin etkisinden uzak, dinî duyguları uyaracak bir tarzı seçmek gereklidir. (İsmail Hakkı Özkan, “Kaside”, DİA, c. 24, s. 566; Ayrıca Nazmi Özalp, Türk Musikisi Beste Formları, 1992; Alaeddin Yavaşça, Türk Musikisi Formları, kitaplarına da bakılabilir) Bu bilgiler ışığında Kaside-i Bürde, dinî müzik formu içinde değerlendirilmelidir. Ancak bu araştırmada serbest okunan örneklerine rastlanmadığı için belirli bir usul ve makamla söylenen “şuğul” örneklerinden söz edilecektir.

Kaside-i Bürde ve Yazarı
Kaside-i Bürde tamlaması “hırka kasidesi” anlamına gelmektedir. Dinî edebiyatta Kaside-i Bürde olarak bilinen iki Arapça kaside vardır. Bunlardan ilki Hz. Peygamber hayatta iken ünlü Arap şairi Ka’b b. Züheyr tarafından yazılan kasidedir. İkincisi Muhammed Busîrî tarafından yazılan kasidedir. Her ikisinin de bestelenmiş olması mümkün olmakla birlikte burada bahsini edeceğimiz kaside ikincisi olacaktır.

Kasidenin yazarı olan Muhammed Busîrî, 1212 yılında Mısır’ın Behnesa şehrinde doğdu. Ailesi Mağrib Berberi asıllıdır. Busîrî, Kur’an’ı ezberledikten sonra Kahire’ye gidip Şeyh Abdüzzahir Mescidi’nde eğitimini tamamladı. Dinler tarihine ilgi duyarak Tevrat ve İncilleri inceledi. Bu sırada Tunus’tan Mısır’a gelen Şazelî tarikatı kurucusu Hasan Şazelî’ye (ö. 1258) intisap etti. Bir süre Kur’an öğretimiyle uğraştı. Daha sonra Bahriye Memluklu veziri Zeyneddin Yakub b. Zübeyr’in yanında çalışan Busîrî, koruyucusu/hâmisi olan bu vezir 1261’de görevinden alındıktan sonra, Bilbis şehrinde girdiği devletin mali işlerinde kâtiplik ve muhasiplik yaptı. İstifa edip Kahire’ye geçtiği 1265’de Bahriye Memluklu sultanı Meliküzzahir I. Baybars’a bir kaside sunduysa da yeterli ilgiyi göremedi. Busîrî bir süre Kahire’de kalıp dinî eğitim veren bir okul açtı. Kahire’den sonra geçtiği Mahalle şehrinde de aynı işle uğraştı, ardından da İskenderiye’ye geçti. Busîrî, orada 1296 yılında 80 yaşında iken vefat etti.

Busîrî, haksızlığa tahammülsüzlüğü nedeniyle uzun süre bir işte çalışamamış, mizacı düzenli bir hayat sürmesine engel olmuştur. Hayatından bahseden kaynaklar karısının hırçınlığından da bahsederler. Bununla birlikte samimi bir sufi olmaya çalışmış, ilk bağlandığı şeyhi Hasan Şazelî’nin ölümünün ardından onun yerine görevi devam ettiren Ebülabbas Ahmed Mürsî’ye bağlılığını sürdürmüştür. Şiirlerinin önemli bir kısmı Hz. Peygamberi övgü niteliğini taşımaktadır. Bununla birlikte bazı kasidelerinde zamanın sosyal durumunu da yansıtmaktadır. Bunlardan birinde 1265 yılında Medine’nin yanmasından duyduğu üzüntü üzerine Takdîsü’l-Harem adını verdiği bir eser kaleme almıştır. Şiirlerinden başka Yahudilik ve Hristiyanlığa reddiye konusunda el-Muhrec ve’l-merdud adını taşıyan bir başka eseri daha vardır. (Mahmut Kaya, “Busîrî”, DİA, VI, s. 468-470’den özet)

Busîrî’nin Hz. Peygamberi övdüğü şiirlerinden birinin adı Kevâkibü’d-dürriyye’dir. Bu kasidenin İslam ülkelerinde yayılışının nedeni kaynaklara göre Busîrî’nin felçden kurtuluşuyla ilgili bir olaydır. Bu anlatıya göre Busîrî, İskenderiye’de felç olduğu gün Hz. Peygamberi rüyasında görmüş, Peygamber ona kasidesini okumasını söylemiş, Busîrî, “hangisini” diye sorunca da, Hz. Peygamber kasidenin ilk beyitlerini okumuş:

Emin tezekküri cirânin bi-zî-selemin/ Mezectü dem’an cerâ min mukletin bi-demin:
“Bir zamanlar bulunduğun Selem ağaçlığı bölgesinde oturan eski komşularını hatırladığın için mi kanlı yaş döküyorsun” diye başlayan kaside olduğuna işaret etmiş. Busîrî de yeni yazmış olduğu kasidenin devamını okumuştur. Hz. Peygamber önce ona hırkasını vermiş ve Busîrî’nin felç olan yerini sıvazlamış, Busîrî uyanınca felçten kurtulduğunu görmüştür. Bu olaydan sonra kaside “hırka” anlamına gelen Arapça “bürde” kelimesiyle bilinir olmuştur. Bununla birlikte Busîrî daha hayatta iken bu kasidenin gizli faydalarından bahseden bir eserin -Merrâkeşî’nin eseri- yazılmış olması da yayılmasında etken olmuş olmalıdır. Kaside-i Bür’e, Kaside-i Mimiyye gibi adlarla da bilinen Kaside-i Bürde’nin tekkelerde okunması başta Şazeliler olmak üzere Nakşibendi, Kadiri, Halveti gibi çeşitli tarikatlar tarafından benimsenmiştir.

Bürde Kasidesi’nin İçeriği ve Yayılışı
Kaside-i Bürde kasidelerin genel özelliği olan sevgiliye özlem temasıyla başlamaktadır. İnsanı yanlışa sürükleyen nefisten şikayet, insanlığı kurtarıcı Hz. Peygambere övgü, onun doğumu ve mucizeleri, Kur’an’ın fazileti, miraç mucizesi, nefisle mücadelenin önemi, günahlardan pişmanlık, Allah’tan af ümidi, dua ve niyazla sona ermektedir. Kaside aruzun basit bahriyle yazılmıştır.

Kaside-i Bürde o kadar ünlenmiş ve yayılmıştır ki Mısır’dan başka bütün İslam coğrafyasında tanınmıştır. Dinî toplantılarda, mübarek gün ve gecelerde, sünnet, düğün, bayram ve cenaze merasimlerinde okuna gelmiştir. Kaside ortaya çıktığı XIII. yüzyılda Mısır’da hüküm süren Memluklular döneminden XXI. yüzyıla, yani bugüne kadar ününü korumuş, bu arada kasidenin pek çok nüshası (kopyası), açıklaması (şerhi), tahmisi, tanziri yapılmıştır. Türkçe dışında bütün İslam ülkeleri dillerine çevrildiği gibi Grekçe, Latince, İtalyanca, Fransızca, İngilizce, Almanca, Afrika ve Güney Asya mahalli dillerine çevrilmiştir. Kaside-i Bürde üzerine büyük bir literatür oluşmuş üzerine tezler yapılmıştır. Kasidenin Türkçe’ye birçok çevirisinden biri olan Abidin Paşa çevirisi, dinler tarihi profesörü Ömer Faruk Harman tarafından sadeleştirilerek (İstanbul 1977; 2. bs. İstanbul Kalem yay. 2004) yayınlanmış, felsefe profesörü Mahmut Kaya tarafından şiir-çevirisi (İstanbul 2001) yapılmıştır. (Mahmut Kaya, “Kasidetü’l-Bürde”, DİA, XXIV, s. 568-569’dan özet) Kaside-i Bürde’nin Türkçe çevirilerine veya seslendirilmiş şekline internet sitelerinde rastlamak mümkündür.

Kaside-i Bürde’nin Notaya Alınması ve Besteleri
Ülkemizde herkesin yararlanabileceği bir müzik araştırma merkezinin bir ihtiyaç olduğu Rauf Yekta Bey’den günümüze kadar birçok yazar tarafından defalarca dile getirilmiştir. Zaman zaman bunu gerçekleştirmek için çabalar ve devlet tarafından desteklenen kurumlar da oluşturulmuştur. Ancak her iyi niyetli çaba, kurumlaşamadığı sürece yok olmaya mahkumdur. Kurumlaşıp bu kurumların sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlayacak düzen, donanım ve eleman gereklidir. Bir müzik araştırmacısının aradığı kaynakların, basılı yayınların, notaların, plakların, CD’lerin, kasetlerin toplandığı bir merkez olmalıdır. Bir nebze de olsa TRT’nin bunu gerçekleştirdiği söylense de halka açık bir kurum olmaması buradan araştırmacıların yararlanmasını zorlaştırmaktadır.

Kaside-i Bürde’nin XIII. yüzyıldan XXI. yüzyıla kadar, diğer bir deyişle Memluklular, Selçuklular, Anadolu Beylikleri, Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyeti zamanlarında özellikle tekkelerde Hz. Peygamberi övgü için, kasidenin Latince’den Afrika dillerine kadar pek çok dile çevrildiğini, Balkanlardan Orta Asya’ya, Afrika’dan Hindistan’a kadar olan bölgelerde doğu edebiyatında ve dinî literatür ve dinî müzikte iyi bilindiğini belirtmiştik. Nitekim müzik yazarı aslen Kilisli olan İlhami Gökçen de babasının bu ilahiyi belirli bir makamla sık sık okuduğunu anlatmıştı. Sadece Anadolu’da farklı bestelerinin tespit edilmiş olması da kasidenin yaygın olarak tekkelerde okunduğunu göstermektedir. Konuyla ilgili bir yazımda yer alan ifadelerden tasrih edilmesi gereken bir şey varsa o da “yazının amacı kasidenin ilk defa bir uşşak bestesinin yayınlanması” olduğunun vurgulanmasıdır. Genellikle başında “Mevlaya salli ve sellim…” şeklinde bir salavat söylenerek okunmakta olduğu görülürse de Kaside-i Bürde’nin tespit edilmiş bazı bestelerinde bu salavat cümlesi yoktur.

Bu yazının amacı Kaside’nin bestelerinden, derlemelerinden, arşivlerde yer alan notalarından, hatta olabildiğince notaların kaynaklarından ve tarihlerinden söz etmek ve ansiklopedilerde pek değinilmeyen besteleri konusundaki bilgileri bir araya getirmektir. Notaların bazılarında bu şuğulun tekkelerde “Beyyumi” zikri sırasında okunduğuyla ilgili kayıtlara rastlanmaktadır. Nitekim Halil B. Yönetken “Türk Dininin Rakısları” konusunu işlediği bir yazısında “Beyyumi halaka zikrinden” (Ansiklopedilerde yer alan bilgiye göre “Beyyumi” tarikatı Mısır’da Ali Beyyumi tarafından kurulan bir tarikattır. Ansiklopedilerde birkaç tarikatın öğretisini ve anlayışını birleştirdiği belirtilmektedir. Halil Bedi Yönetken “Kıyami Zikirler ve Türk Dini Rakısları”, Türk Folklor Araştırmaları, sy. 156, 1962, s. 2775) söz etmektedir. Notalara bakılırsa uzun olan kasidenin sözleri bazen “Haza gazali min el-yamani”, bazen de “Elhamdü li’llahi münşi’l- halki…” olarak ilk mısra ile kayıtlara geçmiştir.

Kaside-i Bürde’nin besteleri hakkında derli toplu bir inceleme olma özelliği taşıyan bu yazıda, önce besteleri arşivlerden tespit edilmiş ve elde edilen bütün notalar mercek altına alınarak, tespit kronolojisi belirlenmeye çalışılmıştır: (Yazının oluşumunda bilgisinden yararlandığım Seher Tetik’e ve notayı yazan Duygu Nevşe’ye teşekkür ederim)
1. Kaside-i Bürde’nin bestesi ilk defa İstanbul’da, Muallim İsmail Hakkı Bey (ö. 1927) tarafından derlenmiş ve notaya alınmıştır. Kaside-i Bürde’nin “tebriz” makamında, “düyek” usulde “şuğul” olduğu eski harflerle yazılıyken, daha sonra bilinmeyen biri yeni harflerle “rast şuğul” olduğunu yazmıştır. Bu durum bestenin “tebriz” veya “rast” makamında olup olmadığı problemini doğurmuştur. Nota üzerinde yapılan inceleme, bestenin günümüz makam anlayışına göre -özellikle Fikret Kutluğ’un Makamlar kitabındaki (Yakup Fikret Kutluğ, Türk Musikisinde Makamlar, İstanbul 2001) “Tebriz” makamı anlatımı dikkate alındığında- rast olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağını göstermiştir. Diğer taraftan notanın üzerinde bulunan “düyek” usulüyle “nimsofyan” usulünün kastedilmekte olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim yazarın “düyek” usul kabulünün günümüzdeki “nimsofyan”a denk geldiği Musiki Tekamül Dersleri kitabında açıkça görülmektedir. Sonuçta ilk defa İsmail Hakkı Bey tarafından, 1927’den önceki bir tarihte derlenen Kaside-i Bürde’nin bestesinin “rast makamında, nimsofyan usulle” olduğu anlaşılmaktadır.

2. Kasideyi Şeyh Halis Efendi’den meşkeden Raşid Efendi’nin aktardığı şeklini 1945’de Hüseyin Sadettin Arel’in defterine “çargah” makamda not ettiği anlaşılmaktadır. Fakat H. S. Arel’in defterinden alındığı söylenen bu nota çargah (Cüneyt Kosal’ın arşivinde, 1970 tarihli; TRT arşivi, nr. 16023), saba (Cüneyt Kosal’ın arşivinde, 1993 tarihli) ve hüzzam (Mithat Arısoy’un arşivinde, 1989 tarihli) olmak üzere üç varyantıyla arşivlere girmiştir. Bunlardan çargah ve sabanın notasının aynı olmasından ve makamların birbirlerine benzemesinden gerçekte makamı çargah iken “saba” varyantının ortaya çıktığı söylenebilir. Notaya alım tarihleri de bunu göstermektedir. Hüzzam makamında olan nota ise biraz sonra ayrıca ele alınacaktır.

3. Kenan Rifai’nin bestelediği belirtilen Kaside-i Bürde rast makamında olup (TRT arşivi, nr. 14.294; Cüneyt Kosal’ın arşivinden elde edilen notada “vakıfda okunduğu şekliyle ve Enderunlu Hafız Hüsnü tarzıyla” olduğu belirtilmektedir), onun adına 1974’de yayınlanan ilahiler kitabında (İlahiyat-ı Ken’an, haz. Yusuf Ömürlü, İstanbul 1974, s. 6) mevcuttur.

4. Uşşak makamında curcuna usulünde Şanlıurfa’dan derlenen 1979 tarihli nota, Musiki Mecmuası’nda (sy. 473, 2005, s. 53) yayınlanmıştır. Bu yazıda tasrih edilmesi gereken ifade “sonuç”ta yer alan ve eksik olarak belirtilen “ilk defa uşşak makamında notaya alınarak” (Bir yazım hatasından kaynaklanan ifadeyi burada düzeltmiş oluyoruz) yayınlanmış olmasıdır.

5. Türk Tasavvuf Musikisini ve Folklorunu Tanıtma ve Yaşatma Vakfı tarafından Şanlıurfa’dan derlenen hüseyni makamdaki şuğul bestenin Metin Özden’den derlendiği tarz Hakan Alvan tarafından 1983’te notaya alınmıştır.

6. Hüzzam makamında beste yukarda anılan Mithat Arısoy’un arşivinde yer alan bir nota olup, üzerinde tasavvuf tarihçisi Prof. Mustafa Tahralı’dan alındığı belirtilmiş, tarih yazılmamıştır, ancak 1985’li yıllardan sonra yazılmış olmalıdır (Mithat Arısoy bu tahmini doğrulamıştır). Üzerine düşülen “Arel’in defterinden alındığı” notu ise bir bilgi notu olarak değerlendirilmelidir, gerçekte Arel’in defterindeki notadan farklıdır.

7. Kaside-i Bürde’nin segah makamında bir bestesi ise Mithat Arısoy’un arşivinde 1989 tarihli kayıtla görülmektedir.

Kaside-i Bürde’nin besteleri konusundaki en önemli kaynak, derlemelerdir. Bugün elimizde Kaside-i Bürde’nin nota arşivlerinde toplam çargah (1 saba), hüseyni (1), hüzzam (2), rast (3), segâh (1) ve yeni tespit edilen uşşak (1) ile birlikte değişik makamlarda 9 adet notası var demektir. Biri hariç diğerleri derlemelerle elde edilen notalardır. Kaside-i Bürde’nin muhtemelen 1910-20 yılları arasında ilk derlenen notasının ardından derlenen bestelerinden bazılarının kaynağı Hüseyin Sadettin Arel’in 1945 tarihli defteridir. 1979’da Urfa’da derlenen ve Musiki Mecmuası’nda yayınlanan bestesi dışında, Mithat Arısoy tarafından 1985’den sonra notaya alınanlar Türk dinî müzik tarihindeki yerini almıştır. Kendi arşivi konusunda bize bilgi veren Mithat Arısoy, arşivindeki notaların kaynağının Türk Tasavvuf Musikisini ve Folklorunu Tanıtma ve Yaşatma Vakfı’ndan verilen bir kaset olduğunu, kasetten dinleyip kendisinin notaya aldığını belirtmiştir. Bu derleme bilgileri bize bestelenmiş Kaside-i Bürde’nin, bazı Türk Tasavvuf tarihi geleneksel müziği örneklerinin Selçuklulara kadar uzanmış olabileceğini göstermektedir.