Makale

Yakınını kaybeden çocuklara yaklaşım

Yakınını kaybeden
çocuklara yaklaşım

Prof. Dr. Erol Göka

Yakınını kaybeden bir çocuğa karşı ailesinin ve çevresindeki insanların ilk görevi, çocuğun da bir insan (yavrusu) olduğunun anlaşılması, yani yakınını kaybeden bir insan bu durumda ne yaşıyorsa, üç aşağı beş yukarı çocuğun da benzeri bir yas sürecinden geçeceğinin bilinmesi, dolayısıyla çocuğun ciddiye alınmasıdır. İlk görevin bu olduğunu belirtiyoruz zira gördüğümüz örnekler, genellikle ailede bir ölüm olduğunda çocuğun ebeveyninin ve yakın çevresinin genellikle onun kendileri kadar asla acı çekmediğini düşünmek ve çocuğun ruhsal dünyasını önemsememek şeklindedir. Yetişkinlerin büyük çoğunluğu, yakınını kaybeden çocukların ölüm hakkında net bir fikre sahip olmamaları nedeniyle yeterince acı çekmeyeceklerini, kısa bir süre sonra oyun dünyasına dönüp her şeyi unutacaklarını, ölüm olayından fazlaca etkilenmeyeceklerini, ciddi bir yas süreci yaşamayacaklarını düşünürler. Böyle, çocukların ruhsal dünyası hakkında bilgisizliğe dayanan önyargılarla hareket etmek yerine, yakınını kaybeden çocuğun ebeveyni ve yakınları öncelikle onu anlamaya çalışmalı, duygularını dile getirmesi için fırsatlar hazırlamalıdır. Bunun için de geçmişte mevtayla birlikte yaşanan olaylara, geçmişin birlikte yaşanan mutlu zamanlarına ilişkin anılara çocukla beraber yeniden bakılabilir. Çocuğun kaybın ardından yaşadığı kedere, üzüntüye ve yalnızlık hislerine odaklanılabilinir. Bundan böyle kaybedilen insan olmaksızın nasıl yaşanacağından, onun boşluğunun nasıl doldurulacağından bahis açılabilir.

Elbette çocuklar ne kadar insan (yavrusu) olurlarsa olsunlar minyatür yetişkinler değil, eninde sonunda çocukturlar. Yas sürecini kendi gelişim düzeylerine göre yetişkinlerden biraz farklı yaşar, kaybın ardından acılarını değişik biçimde ifade ederler. Çocuğun yas sürecini nasıl yaşayacağında, nasıl matem tepkileri vereceğinde, yaşı ve gelişim düzeyinin dışında kişiliği, aile üyeleri arasındaki iletişim ve etkileşim kalıpları, ebeveynin zorluklarla başa çıkma yolları ve diğer yetişkinlerle olan ilişkileri, aile büyüklerinin kayba verdiği tepkiler, önceden başka yakın kayıpları yaşayıp yaşamadığı da önemlidir. Bunlar dışında çocuğun ölen kişiyle ilişkisi, mevtanın ölüm nedeni, çevrenin ölüm olayını ele alma, çocuğa haber verme ve çocuğun ölüm olayından sonra ortaya çıkan ihtiyaçlarını karşılama biçimleri, duygu, düşünce ve anıların paylaşılıp paylaşılmaması, çocuğun yas tepkilerini değerlendirirken hesaba katılmalıdır. Unutulmaması gereken bir husus da diğer insanlarla ve diğer çocuklarla birçok noktada aynı, benzeş özellikler taşımasına rağmen yine de her çocuğun biricik olduğudur. Yakınını kaybeden çocukların bu kayıptan nasıl etkileneceklerinde, nasıl bir yas süreci yaşayacaklarında ölüm ve kayıp yaşantıları konusundaki önceki bireysel deneyimler, çok özel bir önem taşır. Bazı çocuklar daha henüz üç yaşına gelmeden ölüm hakkında sorular sorabilirken bazı çocuklar, oldukça geç yaşlarda, muhtemelen bir yakınını kaybettikten sonra ölüm konusuyla ilgilerini belli ederler.

Yakınını kaybeden bir çocuğun neler yaşadığının anlaşılmaya çalışılması gerektiğini vurguladık ama yetişkinlerin kayıp yaşayan çocuğa nasıl yaklaşmaları gerektiğiyle ilgili ilkeler bununla sınırlı değildir. Yetişkinler, yakınını kaybeden, yasta olan çocuğa alabildiğine sıcak bir yaklaşım içinde olmalı, onun tutum ve davranışlarını asla yargılamamalı, çocuğu ciddiye aldığını can kulağıyla dinlemesinden ihtiyaçlarına önem vermesine kadar her hâliyle belli etmelidir.

Yakınını kaybeden çocuğa karşı anlatmaya çalıştığımız böylesine duyarlı bir yaklaşım, kendisini asıl olarak bazı kritik sorulara cevap verirken belli eder. Bu soruların başında çocuğun cenaze törenine götürülüp götürülmemesi gelir. Bu soruya verilecek cevabın belirleyicisi, çocuğun yaşıdır. Altı yaşından küçük çocuklarda henüz belli bir ölüm algısı şekillenmediği için cenaze törenleri belli bir anlam ifade etmez ya da var olan zihin karışıklığını daha da artırıcı bir etki yaparlar. Üstelik cenazelerini ebediyete uğurlamaya hazırlanan çocuğun ebeveyni ve yakınları yoğun bir keder içinde olacak ve çocukla ilgilenmeye hazır bir ruh hâli içinde bulunmayacaklardır. Bu nedenle altı yaşından küçük çocukların özel bir durum olmadıkça cenaze törenlerine götürülmemeleri daha uygundur.

Altı yaşından itibaren çocuklarda ölüm kavramı şekillenmeye, ölümün geri dönüşsüz niteliği biraz daha anlaşılmaya başladığından çocukların cenazeye götürülmelerinde bir sakınca olmayabilir. Ama yine de hayatında ilk kez cenaze törenine katılacak olan bir çocuk için orada yaşanacakların çok karışık olacağı, birçok ritüelin anlamının anlaşılmayacağı göz önüne alınacak olursa, cenazeye götürülecek çocuklara önceden ayrıntılı açıklama yapılması ve cenaze töreni sırasında da güvendiği birisinin ona eşlik ederek tüm yapılanların anlamlarını birer birer anlatması gerekir. Böyle yapıldığında yani çocuklara cenaze töreninin her adımında neyle karşılaşacaklarını anlatıp onları karşılaşacakları durumlara hazırladığımızda, büyüsel zihinlerinin olayları hatalı yorumlamalarına bir ölçüde engel olmuş oluruz.

Cenaze törenleri, her kültürün ölüm olayının kabullenilmesi ve sağlıklı bir yas süreci için bulduğu çarelerden birisidir. Ölümü kabullenmenin dışında, akrabaların, hısımların, dost ve arkadaşların verdikleri destek, matem tutan insana çok iyi gelir, yalnızlığın ürperticiliğini uzaklaştırır. Cenaze törenlerinin aynı olumlu etkileri, çocuklar için de söz konusudur. Altı yaşından büyük çocukların, tören öncesi onları hazırlamak ve törende de bilgilendirici bir biçimde onlara eşlik etmek şartıyla, cenaze törenlerine katılmaları, sağlıklı bir yas süreci yaşamalarına, daha güvenli ve rahat hissetmelerine ve kaybın neden olduğu korku, kaygı, öfke, üzüntü ve yalnızlık gibi karmaşık duygularla baş etmelerine yardımcı olabilir. Ama bu demek değildir ki, altı yaşını aşmış her çocuk yakınını kaybettiğinde mutlaka cenaze törenine katılmalıdır. Biz, yalnızca ilkesel doğruları söylemeye çalışıyoruz. Yakınını kaybeden çocuğa cenaze töreninden önce törende olacakları, neyin nasıl yapılacağını ayrıntılı biçimde anlattıktan sonra törene katılıp katılmayacağını sormak gerekir. Eğer tüm bu açıklamalardan sonra törene gelmeyi reddediyorsa, bu onun hazır olmadığı anlamına gelir. Törene gelemeyeceği kararını veren çocuğa karşı baskı yapmamalı, asla onu ille de gelmeye zorlamamalıdır.

Yakınını kaybeden çocukların hem matemin önemini hem de hayatın devam ettiğini birlikte fark etmeleri gerekir. Bunun için ölümün ardından evdeki matem ortamı uzun sürmemeli, bir an önce mateme rağmen hayatı normalleştirmeye çalışmalıdır. Bu ilkenin çocuklara yansıması, yakınını kaybeden çocuğa yaşadığı kayıp nedeniyle uzun süre aşırı koruyucu bir yaklaşım benimsenmemesinin gerektiğidir. En kısa zamanda yemek, uyku, çalışma saatleri açısından kayıptan önceki hayat planlarına geri dönülmelidir. Makul bir süreden sonra çocuğa artık olağan hayatın başladığı, hayatın içinde görev ve sorumluluklarımızla tıpkı eskisi gibi yer almamız gerektiği anlatılmalı, kendi tutumlarımızla iyi örnekler sunulmalıdır. Anlattıklarımız ve yaptıklarımız çelişirse tehlike var demektir. Çocuklar, söylediklerimize değil yaptıklarımıza bakarlar. Ailenin rutin gündelik hayatı ve ilişkileri mümkün olduğunca eski biçimiyle devam etmelidir. Matemden çıkma çabaları sırasında çocuklarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta, aşırı koruyucu kollayıcı olmamakla birlikte çocuklara desteğin sürdürülmesidir. Onların yalnız zamanları, mümkün olduğunca güvendiği bir aile üyesiyle birlikte değerlendirilmeye ve paylaşılmaya çalışılmalıdır. Özellikle küçük çocukların zihinlerinde ve iç dünyalarında ölümle ayrılık aynı anlamlara geldiğinden, çocuklar bir yakınlarını kaybetmelerinin ardından çevrelerinde ebeveynini ve sevdikleri insanları göremezlerse, onların da öldüklerini düşünüp endişe yaşayabilirler.

Hayatı normalleştirme çabalarının içinde çocuğu bir an önce okuluna göndermek de vardır. Ama daha önce okulu ölüm olayından haberdar etmek gerekir. Öğretmenler, okulun psikolojik danışmanı ve öğrencilerin yakınını kaybeden çocuğa yardım ve destekleri, hayatın normalleşmesinde, çocuğun yaralarını sarmasında çok önemli işleve sahiptir.

Matem havasını uzun sürdürmemek, matemin kaldırılıp rafa konması, ölen kişiyle ilgili düşünme ve konuşmaların yasaklanması anlamına gelmez. Tam tersine bir yandan normal gündelik hayata dönmeye çalışırken bir yandan da hatırlandıkça ölen insandan söz etmek, onunla, ölümüyle, yokluğuyla ilgili duygu ve düşüncelerden bahsetmek gerekir. Ölümle ilgili duygu ve düşünceler ne kadar ortaya konup paylaşılırsa, bu tutum, sanılanın aksine gündelik hayatın normalleşmesine daha da çok katkıda bulunacaktır. Çocuklara ölen kişi hakkında konuşmak için örnek olunmalı, çocuk da duygu ve düşüncelerini ifade etme konusunda cesaretlendirilmeli ve desteklenmelidir. Şüphesiz ölen kişiyle ilgili olarak özellikle onun aranan, özlenen nitelikleri, geçmişte birlikte yaşanan olumlu anılar vurgulanmaya çalışılmalıdır. Çocuklar, her şeye rağmen duygularını ifade edebilmekte zorlanabilir, yardıma ihtiyaç duyarlar. Ölen kişi için resim yapmasını, ona mektup yazmasını, onun anısına ağaç dikmesini, hatıra defteri oluşturmasını önermek, çocuğa duygularını ifade etme fırsatı sunabilir.

Çocuklarla sağlıklı iletişimin altın kuralı olan onunla konuşma, onu dinleme ve destekleme, yakınını kaybeden çocuklar için ziyadesiyle geçerlidir. Çocuklar zaten doğum ve ölüm gibi karmaşık konularda çok sık sorular sorarlar, yakınlarını kaybettiklerinde bu tür sorular daha da sıklaşır, ölen insanla ilgili olarak somutlaşır. Ebeveyni ve yakınları, bu soruları, bazen çokça yineleseler bile bıkmadan sabırla ve anlayışla cevaplamaya çalışmalı, yeri geldiğinde “Bilmiyorum” demekten çekinmemelidirler. Yakınını kaybeden çocukların ölümle ve ölen insanla ilgili bitmek bilmeyen soruları karşısında hiç endişeye kapılmaya gerek yoktur. Bu sorular, çocukların hissettikleri karmaşa ve belirsizliği ve bunlardan kurtulma çabasını gösterir. Sorularına ne kadar tatmin edici cevaplar alırlarsa, belirsizliğin korkutuculuğundan o denli kurtulmuş, iyileşmiş olacaklardır.

Tüm bu ilkelere uygun olarak davranılsa bile yakınını kaybeden çocukların çok az bir kısmı, yine de ruh sağlığı açısından bir uzmanın yardımına gereksinim duyabilir. Ebeveynin yakınını kaybeden çocuğunun ruhsal durumundan endişeye kapılmasını ve bir an önce yardım almak üzere bir uzmana başvurmasını gerektiren işaretler şunlardır:

Yakınını kaybeden çocuk, kendinin veya anne-babasının başına kötü şeyler geleceğine ilişkin şiddetli endişesi nedeniyle okula gitmeyi ısrarla reddediyorsa, bu endişe büyük ihtimalle tedavi edilmeyi gerektirir.

Çocuğun yakınını kaybetmesinin ardından bir türlü bedensel şikayetlerinin, hasta olduğunu söylemelerinin bitmemesi ve doktor muayenesinde şikayetlerini açıklayabilecek herhangi bir tıbbi sorun bulunmaması, çocuğun mateminin hastalıklı hâle geldiğinin güçlü bir işaretidir. Hele hele çocuğun bedensel şikayetleri kaybettiği yakınının rahatsızlığına benzerse, onun şikayetlerini taklit havası taşıyorsa, örneğin bir yakını kalp krizi sonucu ölen çocuğun açıklanamayan göğüs ağrısından yakınması varsa, uzman yardımı şarttır.

Çocuğun korku ve endişeleri okulda, evde, diğer ortamlarda süreklilik kazanmışsa, günlük etkinlik ve olağan hayatını sürdürmesini engelleyecek düzeydeyse, bu denli yaygın korku ve endişenin bir çocuk ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi kaçınılmaz hâle gelmiş demektir.

Nasıl yetişkinlerin matemini bir ruhsal rahatsızlık olan depresyondan ayırt etmek gerekliyse, aynı durum yakınını kaybeden çocuklar için de geçerlidir. Çocuklarda depresyon hastalığının genellikle sevilen kişinin ölümü, boşanma gibi önemli kayıpların ardından görülmesi gerçeği de göz önüne alındığında yakınını kaybeden çocukların depresyona girip girmediklerini anlamak iyice önem kazanır. Yakınını kaybeden çocuğun içe kapanması, dikkat eksikliğinde artış olması, eskiden zevk aldığı şeylerden bile hiç zevk almaması, canının bir şey yapmak istememesi, uykusunun ve iştahının bozulması, matemle izah edilemeyecek düzeyde şiddetli üzüntü ve keder yaşaması, sık sık ağlaması depresyon konusunda bizi uyarmalıdır. Bu sayılan belirtiler iki haftadan fazla sürüyorsa büyük ihtimalle matem depresyona dönüşmüş ve bir çocuk ruh sağlığı uzmanının yardımına ihtiyaç var demektir.