Makale

Kurban ibadeti ve dinimizdeki yeri

Kurban ibadeti ve
dinimizdeki yeri

Prof. Dr. Abdullah Kahraman
Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fak.

İbadetler dinin temel şiarlarıdır. Din denilen kutsal yapının içindeki önemli rolleri dolayısıyla değişimden etkilenmez ve dinin sabit ayaklarını oluştururlar. Günümüzde ortaya çıkan bazı anlayışlar Allah’ın insanlara gönderdiği yegâne din olan İslam’ın, ibadetler kısmına dahil ettiği kurban ibadetinin adeta genetiği ile oynayarak onu sulandırmaya ve dindeki konumunu sarsmaya çalışmaktadırlar. Bu anlayışa göre kurban basite indirgenmekte sanki bir et kesme, kebap yeme merasimi ve yıl boyu et yiyemeyenlerin bu ihtiyacını karşılamak içinmiş gibi gösterilmekte ve onun yerine sadaka vermenin daha faziletli olduğu üzerinde durulmaktadır. Bu anlayışa sahip olanlar kurban ibadetinin keyfiyetini kavrayamadıkları gibi, Müslümanların bu ibadetin uygulanması esnasındaki bazı yanlışlarından hareketle, kurbanın gayesi ile kesildikten sonra yapılacak işlemleri birbirine karıştırmaktadırlar. Bu sebeple bir hatırlatma olmak üzere bu yazımızda kurban ibadetinin dinimizdeki yerine işaret etmek istiyoruz.

Kulluğu ifade etmek üzere kuldan Allah’a yöneltilen eylemler daha çok “ibadet” ve “taat” kelimeleriyle anlatılmaktadır. Bunlar yanında bir de kulu Allah’a yaklaştıran fiillerin genelini ifade eden “gurbet” terimi vardır. Bu üç kelime, kulun kendisini Allah’a ifade etmesi, O’nu Rab olarak kabul etmesi, emrine âmâde olduğunun bilincinde olması ve kuldan Allah’a yönelik eylem olmaları noktasında ortaktırlar. Ancak, “gurbet” ibadetten daha kapsamlıdır. “İbadet”, niyete bağlı olup fâiline sevap kazandıran bir davranış iken; “taat”, niyete bağlı olsun ya da olmasın fâiline sevap kazandıran davranıştır. “Gurbet”, niyete bağlı olmasa da, kendisine yaklaşılacak olanı tanıdıktan sonra sevap getirecek fiili yapmaktır. Buna göre, niyete bağlı olarak yapılan beş vakit namaz, oruç, zekât ve hacdan her biri gurbet, taat ve ibadet kelimelerinden biriyle ifâde edilebilmektedir. Kur’an okuma, bir şeyi vakfetme, köle azadı ve sadaka gibi davranışlar niyete bağlı olmadıkları halde yine söz konusu kelimelerin her biriyle adlandırılabilmektedir. Bu ibadetler içerisinde “gurbet” kelimesi ile özel olarak ifade edilen sadece kurbandır.

Kurban nedir?
Yaklaşmak anlamına gelen kurban; Allah Teala’ya yaklaşmak için kurban niyetiyle belirli vakitte kesilen özel hayvana verilen addır. Kurban bayramında kesilen hayvanlara udhiyye adı verilirken, kurban günlerinde hacda (ceza, sevap kazanma gibi) çeşitli amaçlarla kesilen kurbana hedy denir.

Kurban kelimesi Kur’an’ın iki âyetinde geçmektedir. Bunlardan birinde Hz. Âdem’in iki oğlunun (Allah’a) takdim ettikleri kurbanı anlatmak için (Maide, 27.), diğerinde ise müşriklerin Allah’tan başka edindikleri tanrıları yakınlık vasıtası kılmaları anlamında (Ahkaf, 28.) kullanılmıştır. Dinî edebiyatımızda kurban kelimesi kullanıldığında, aksine bir kayıt bulunmadığı sürece kurban bayramında kesilen kurban anlaşılır. Ancak İslam’da kurban sadece bundan ibaret olmayıp, adak kurbanı, akîka kurbanı, şükür kurbanı gibi kurbanlar da vardır. Bu kurban çeşitlerinin bir kısmına doğrudan, diğer bir kısmına ise dolaylı yoldan işaret eden Kur’an, kurbanlarla ilgili detayı sünnete bırakmıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber’den her türlü kurbana ait olarak nakledilen detay hükümler hadis kitaplarında başta “edâhî” olmak üzere değişik başlıklar altında toplanmıştır. (bk. Buhârî, VI, 234 (Edâhî); Tirmizî, IV, 83 (Edâhî); Ebû Davûd, III, 93 (Dahâyâ); Nesâî, VII, 211. (Dahâyâ)

İbadet oluşu
Kurbanın ibadet olabilmesi için iki temel şartı taşıması gerekir: Bunlardan biri Allah’a yaklaşmak maksadı, diğeri ise kurban niyetidir. İşte bu durum kurbanı et yeme veya başka amaçlarla yapılan normal hayvan kesiminden ayırdığı için onu ibadet sınıfına dahil etmektedir. Yoksa sıradan bir hayvan boğazlama ve et niyetiyle bu işlemi yapmak bir ibadet olarak telakki edilemez. Bundan dolayı fukahâ niyet üzerinde özellikle durmuş ve et yeme maksadıyla kesilen hayvanın ibadet anlamındaki kurban yerine geçerli olmayacağını, hatta ortaklardan birinin bu niyeti taşımasının kurbana halel getireceğini belirtmişlerdir. (Kâsânî, V, 71; Mavsılî, 724.) Bu şartları taşıyan bir kurbanın ibadet olduğunda geçmiş dönem ulemâsı arasında ihtilaf yoktur. Nitekim, Şevkânî, kurban’ın meşruiyyetinde ve Allah’a yaklaştıran en büyük davranışlardan (kurbe azime) biri olduğunda İslam bilginleri arasında hiçbir görüş ayrılığı bulunmadığını belirtirken (Şevkânî, es-Seylü’l-cerrâr, IV, 73.), İbn Hacer kurbanın tartışmasız dinî hükümlerden biri olduğunu ifâde etmiştir. Buharî’nin kaydettiğine göre (Buharî, Edâhî, 1.) ise, İbn Ömer Kurbanın ibadet oluşunu marûf kelimesiyle ifade etmiş, Buharî şârihi Aynî ise bu kelimenin, Allah’a ibadet olan ve O’na yaklaştıran bütün eylemlerin ortak adı olduğunu ifade etmiştir. (Aynî, Umdetü’l-kârî, XVII, 265.)

Kurban İslam inancında bir ibadet olarak telakki edildiğinden, normal hayvandan ilave şartlar taşıması istenmiş, kesim esnasında ve kesecek şahısta da birtakım şartlar aranmıştır. Burada şu kadarını ifade edelim ki, usûlüne uygun olarak boğazlanan kurbandan Allah’a ulaşacak olan kulun takvasıdır ki, bu da kan akıtmakla ve kurbanı sırf Allah adına kesmekle gerçekleşir. Kur’ân, kurban kesmenin meşruiyetini reddetmemiş, bunun putlar adına değil, sadece Allah adına olması gerektiğini yerleştirmek istemiştir. Geriye kalan deri, et ve kan Allah’a ulaşmayacağına göre bunu ayrıca değerlendirmek gerekmektedir. “(Fakat unutmayın ki,) o kurbanlık hayvanların etleri de kanları da asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşan yalnız sizin takvanız (yani O’na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılıkdır. İşte bu amaçla, onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, size ulaşma yolunu, yordamını gösterdiği (her türlü rahmet) için O’nun yüceliğini saygıyla anasınız.” (Hac, 37.) meâlindeki âyet de bu duruma işaret etmektedir. Gazzâlî’nin de belirttiği gibi, kurban kanı akıtmaktan maksat, kan ve et değil, kalbin dünya sevgisinden ayrılması ve Allah için dünya malını fedâ etmesidir. Bu sıfat ise niyet ve himmetin kesinleşmesiyle hasıl olur. Çünkü takva kalbin sıfatıdır. (Gazzâlî, İhyâ, IV, 563-564.)

Müfessirlerin yorumuna göre de, kurban ibadeti dolayısıyla Allah’a ulaşan, kulların mâneviyatlarından ileri gelen kalpleri Allah’ın emrine teslim etmeye, ta’zime ve ihlas ile O’na yaklaşmaya davet eden takvadır ki, Allah katında kabule elverişli, rızasını kazanmaya da vesile olan ancak budur. Kurbanın esas gerekçesi (illeti) ise, müşriklerin aksine kurbanlar üzerine Allah’ın adının anılmasıdır. (Zemahşerî, Keşşâf, III, 157; Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb, XII, 36.) Bu özellikleri taşımayan kurban zaten Allah’ın talep ettiği şartları taşımadığından yani et ve kandan başka bir şey olmadığından bunlara İslam’daki anlamıyla “kurban” denilemez. Nitekim Mücahid’in bildirdiğine göre, putların adını anarak onlar adına kurban kesmeyi gelenek hâline getirmiş olan müşriklere tepki olsun diye Müslümanlar da Allah’a yaklaşmak maksadıyla kurban kesip etlerini Kâbe’nin etrafına dikmek, kanlarını da saçmak istemişlerdi. Yukarıda meali verilen Hac suresinin 37. âyeti ise bu davranış ve anlayışın yanlış olduğunu ifâde etmek üzere nâzil olmuştu. (Âlûsî, XVII, 158.)

Mutlak anlamda kurbanın dinen meşru bir ibadet olduğunu gösteren en önemli delil şu âyetlerdir: “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu hâlde yanlız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele.” (Hac, 34.). “Biz o kurbanlık develeri de, sizin Allah’ın (dininin) simgelerden (şeâir) biri olarak öngördük ki, bunda sizin için nice yararlar vardır. Öyleyse artık o hayvanlar (kurban edilmek üzere) ön ayaklarını sıra hâlinde yere basmış durumda iken onların üzerinde Allah’ın ismini anın; ve cansız olarak yere serildiklerinde onların etinden kendiniz de yiyin; kendi nasibiyle yetinip istemeyen kimseyi de, istemek zorunda kalan kimseyi de (onlarla) doyurun. Biz, işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki şükredesiniz” (Hac, 36. Genel anlamda kurbanın meşruiyetini gösteren diğer ayetler şunlardır: Kevser, 2; Bakara, 196; Maide, 27, 97; Saffât, 107.)

Bütün bunlarla birlikte kurbanın ibadet yönü ve ibadetler içerisindeki yeri şu şekilde ifade edilebilir: Kişi kurban adı verilen ve ilgili âyet ile ibadet olduğu ifâde edilen bu meşru amel ile, Yüce Allah’ın emrine boyun eğmiş, kulluk bilincini bu tür bir ibadetle de yenilemiş olmaktadır. Kurban kesen müminler, bu vesile ile bir taraftan, Allah’ın yüce peygamberlerinden Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in Allah’ın emirlerine mutlak itaat konusunda vermiş oldukları başarılı sınavı hatırlarken, bir taraftan da kendilerini onlar gibi hissetmektedirler. (Dehlevî, Huccetullâh, I, 290.) Fert planında kulun Allah’a takvasını sunmasının bir nişanesi olan kurban, toplumsal açıdan da törensel özelliği yanında, başta kaynaşma, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma olmak üzere pek çok önemli rol oynamaktadır. Bunun yanında kurbanın etinin yoksullara dağıtılması sadaka hükmündedir. Sadakanın ise İslam’ın en önemli ve kapsamlı ibadetlerinden biri olduğunda şüphe yoktur.