Makale

Hayat Oyununda AİLE TAKIMI

Hayat Oyununda
AİLE TAKIMI
Dr. Ali Çiftçi
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Uzmanı

Modernleşmenin göstergeleri olarak sunulan, nüfusun büyük kentlerde ve sanayi ile hizmetler sektöründe yoğunlaşmasının devam ettiği toplumumuzda, aile ve akrabalık ilişkilerinin Batı toplumlarındaki modelden farklı bir seyir izlediği bilimsel araştırmalarla ortaya konan bir husustur. Batı toplumlarında kentleşme ve sanayileşme ile birlikte aile bağları ve akrabalık ilişkileri zayıflarken, Türk modernleşmesinde, nüfusun kentlerde toplanması ve sanayileşme ile birlikte aile bağları önemini yitirmemiş, aile ve akrabalık ilişkileri önemli düzeyde varlığını korumuştur. Bunun yardımlaşma ve dayanışma düzeyinde de kendisini gösteriyor olması, Türk aile yapısının gücünü koruması adına olumlu bir gelişme ve sevinilecek bir durumdur. Ancak yine de aile yapısında bir çatırdamanın, yavaş da olsa bir çözülmenin yaşandığı söylenebilir. Ailedeki çözülmenin önlenmesinde birçok yola başvurulabilir. Bunların başında da sağlıklı işleyen, sorun çözme kabiliyeti güçlü bir aile modelinin inşa edilmesi gelmektedir.

Sağlıklı işleyen bir aile modelinden bahsederken, akla ister istemez aileye ilişkin resmî politikalardan önce, aileyi oluşturan iki temel direk olan eşlerin birbirlerine karşı sorumluluğu hususu gelmektedir. Aslında sorunlarını en aza indirmiş olan ailenin, sorumluluklarını karşılıklı olarak yerine getirmede başarılı eşlerden oluşan aile olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Ailede tabii ki diğer üyelerin (çocuklar ve eğer varsa dede, nine, amca, hala gibi yakınlar) de karşılıklı sorumlulukları vardır. Ancak ailenin temel direkleri olan eşlerin sorumlulukları bunlarla karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Çünkü aileyi ayakta tutan eşlerin birbirleri ile ilişkileridir. Eşlerin sorumluluğu da eş olma sorumluluğu, anne sorumluluğu, baba sorumluluğu, gelin-damat sorumluluğu veya evlât sorumluluğu olarak ayrıştırılabilir. Ancak burada üzerinde durulacak husus eş olma sorumluluğudur.

Eş olma sorumluluğu, iki yetişkin insanın birbirlerine karşı eş-hayat arkadaşı olmaktan kaynaklanan sorumluluklarını ifade eden bir kavramdır. Erkek ve kadın evlenerek aile yuvası kurmaya karar verdikleri andan itibaren, bireysel sorumluluk alanlarının dışında farklı sorumlulukları da üstlenmiş olurlar. Eşlerin birbirlerine karşı eş olmaktan kaynaklanan sorumlulukları bunların içinde en önemlisidir.

Evlilikle birlikte kişiler iyi ve kötü günlerinde birbirlerinin yanında olmak zorundadırlar. Çünkü evliliğe adım atmakla bir elmanın iki yarısı olmayı kabul etmiş olurlar. Hastalıkta, sağlıkta, sevinçte ve hüzünde birbirlerinin yanındadırlar. Bu yanyana yürüyüşte iki insanın yapması gereken ilk iş, birbirini doğru tanımalarıdır. Aile ortamı da dahil olmak üzere toplumumuzda insan ilişkilerinde gözlemlenen en önemli eksikliğin tanışma ve tanıma çabasındaki eksiklik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanların birbirini tanımadan, bir tanışma süreci yaşamadan girdikleri nice ilişkilerin (evlilik, arkadaşlık, komşuluk, iş ortaklığı… vb.) sonunun hüsranla bağlandığına çokça tanık olmaktayız. Tanışmanın hakkıyla yapılmadığı bir sosyal ortamda, insan ilişkilerinin de sağlıklı çıktılar vermesini beklemek doğru olmasa gerek.

Bunun gibi aile özelinde de eşlerin, birbirlerinin kişilik özelliklerini, yeteneklerini, güçlü ve zayıf yanlarını öğrenmeleri ve başta birbirlerini olduğu gibi kabul etmeleri kritik önemdedir. Bu sayede eşler arasında ortaya çıkan sorunlara karşı ailenin sorun çözme kabiliyeti artmış olacaktır. Çünkü, karşılıklı özveri, anlayış, kendinden verme ve hattâ katlanma ile ayakta durabilen aile hayatında eşler birbirlerinin hassas noktalarını, kişilik özelliklerini, güçlü ve zayıf taraflarını bilerek davranış geliştirecek, sorunlar ortaya çıktığında buna göre çözümler üretecektir.

Toplumumuzda boşanmaların artışındaki sebepler üzerine birçok araştırma yapılmakta ve ekonomik, sosyal, kültürel birçok sebep ortaya çıkarılmaktadır. Ancak burada dikkat çekmek istediğimiz ve psikolojik olarak niteleyebileceğimiz bir boşanma sebebi çok önemlidir. Bu da eşlerin birbirine katlanma-tahammül etme alışkanlıklarının zayıflamasıdır. Modern toplumun hayat şartlarının ürettiği bireyci, faydacı, gönül zenginliğini kazanamamış insan yapısı, aile ortamında kolayca gergin, tahammülsüz, geçimsiz bir eşe dönüşebilmektedir. İçinden geçilen eğitim sistemindeki eksikliklerin de eklenmesiyle iç derinliğine ulaşamamış, özveri anlayışını geliştirememiş, erdemli değerleri kazanamamış insanlardan kurulan yeni aileler, hemen yakınlarında örnek alabilecekleri ebeveyn ailelerden de uzak bulundukları için, kısa sürede geçimsizlik girdabı içine düşebilmekte ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle kolayca boşanma yoluna gidebilmektedirler. Oysa, yukarıda da değinildiği gibi, aile yuvası, paylaşma, özveri, sevgi, hattâ yeri gelince katlanma ile ayakta kalabilen bir yapıdır. Ailenin sorun çözme kabiliyeti bu değerlerin yaşatılmasıyla güçlendirilebilir.

İnsan psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere göre daha duygusal ve ince ruhlu olduğunu ortaya koymaktadır. Kadınlar, olayları her şeyden önce duygularıyla değerlendirirler ve daha ağırlıklı olarak olayların duygusal boyutuna dikkat ederler. Aile hayatını ilgilendiren bir konuda (eve eşya alınması, evin döşenmesi, misafir ağırlanması… vb.) erkek bu iş, eşya veya konunun yerindeliği, maliyeti, zamanlaması gibi aklî ve maddî boyutlarını önemserken, kadın bu iş, eşya veya konunun güzelliği, hoşa gidip gitmemesi, yakışıp yakışmaması, moda olup olmaması, insanlarca beğenilip beğenilmeyeceği gibi duygusal boyutları üzerinde durmaktadır. Yine erkek bir işin genel boyutları üzerinde odaklanırken, kadın daha çok ayrıntılar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Erkek, aile içi ilişkilerde, aileyi ilgilendiren kararlarda işin bu boyutunu bilmeli, buna dikkat etmelidir. Erkek, bu dikkati gösterdiği ve kadının duygularını gözettiği zaman ailede daha az sorunla karşılaşılacaktır.

Aile hayatını ilgilendiren konularda karar alınırken de eşlerin tek başına karar vermeyip eşinin görüşüne başvurması, onu dinlemesi ve bu görüşü değerlendirmesi gerekir. Bu, eşe kendisinin önemsendiğini hissettirmenin bir yoludur. Bu yolla eşler birbirine karşı önemli bir sorumluluğu yerine getirmiş olurlar.

Kadınlara ait davranış özelliklerden birisi de zaman zaman duygu ve düşüncelerini sözle değil davranışla yansıtmalarıdır. Bu konuya erkeklerin dikkatini çekmek yararlı olabilir. Bu noktada, kadın davranışlarının bir dili olduğu söylenebilir. Duygusal ve ince ruhlu oluşlarının bir yansıması olarak kabul edilebilecek olan söz konusu davranış dilinde, kadınların dışa vurdukları ile gerçekte anlatmak istedikleri, vermek istedikleri mesaj birbirinden ayrı şeyler olabilmektedir. Kadınlar, erkeklerden bu davranış kodlarını çözerek kendilerini doğru anlamalarını beklemektedirler. Yine de eşlerin birbirleriyle iletişimlerinde duygu ve düşüncelerini açık bir dille ifade etmeleri en doğrusudur.

Kadınlar, erkeklerin kendisine değer ve önem verdiğini gördüklerinde çok mutlu olurlar. Bu cümleden olarak zaman zaman hediyelerle sevindirilmek, bir kadının çok hoşuna giden bir davranıştır. Kadın bu davranışı kendisine değer verildiği, unutulmayıp hatırlandığı biçiminde algıladığı için sevinç duyar, sevincini aile içi ilişkilere, ev ortamına pozitif olarak yansıtır.

Erkek eş için önemli bir sorumluluk da eşini dinleme konusunda göstereceği beceridir. Yine kadın ve erkek psikolojisi üzerine yapılan çalışmaların ortaya koyduğu bir sonuca göre, erkekler duygu ve düşüncelerini açığa vurma, bunları insanlarla ve bu arada eşiyle paylaşma konusunda çok istekli değildirler. Yapı olarak buna pek ihtiyaç duymazlar. Ancak kadınlar bu alanda daha paylaşmacıdırlar. Kadınlar, içlerini dökmeyi severler. Duygu ve düşüncelerini eşiyle paylaşmaktan hoşlanır ve bunu yapınca rahatlarlar. Yine bilimsel araştırma sonuçlarına göre bir kadın, bir günlük zaman dilimi içinde belli sayıda kelimeyi tüketme, yani konuşma ihtiyacı duyar. Onların bu ihtiyacı yaratılışlarından (fıtrat) gelmektedir. Erkeklerin bunun bilincinde olması, eşini dinlemeyi bir sorumluluk olarak görmesi, gereksiz yere eşiyle gerilim yaşamasını daha baştan önleyeceği için önemlidir.

Erkeklerin eş olma sorumlulukları arasında eşine zaman ayırma hususu da yer almaktadır. Toplumumuzda işini-gücünü, yorgunluğunu, meşguliyetini gerekçe göstererek, eşine ve çocuklarına zaman ayırmayan erkeklere çok sık rastlanmaktadır. Burada söz konusu olan mekânsal-fiziksel biraradalık durumu değil, nitelikli zaman ayırma durumudur. Bir başka deyişle belirli bir zamanı tamamen eşine ve aile üyelerine ayırarak, o zamanı onlarla birlikte geçirmektir. Aile üyelerinin aile olma bilincini ve biz duygusunu en yoğun olarak yaşadıkları zaman diliminin, nitelikli zaman olarak değerlendirilen zamanlar olduğu söylenebilir. Nitelikli zaman dilimlerinde eşler evde oturup kendi aralarında sohbet edebilecekleri gibi dışarıda birlikte yürüyüş yapabilirler; ev dışında yemeğe çıkabilirler; birlikte sinema, tiyatro, alışveriş, gezi, piknik gibi etkinliklere katılabilirler.

Kadının da eş olmaktan dolayı erkeğe karşı bir dizi sorumlulukları bulunmaktadır. Kadın, her şeyden önce erkek dünyasını, erkeklerin psikolojisini anlamaya çalışmalıdır. Bu konuda yapılmış araştırmalar, yazılmış kitapların yol göstericiliği yanında, gözlem yoluyla da tanıma-anlama çabasında bulunulabilir. Kadında olduğu gibi, erkeğin de bazı ayırt edici özellikleri vardır. Erkeğin hassas olduğu noktaları, onun önceliklerini bilmek eşler arasındaki ilişkilerde kadına kolaylık sağlayıcı olur.

Evlilikle birlikte sadece iki insan bir araya gelmiş olmaz, bu iki insan âdeta yepyeni ama, daha geniş bir sosyal çevreye dahil olurlar. İki eşin de aile çevresi genişler. Eşlerin sorumluluk ilişkisi içine girdiği ebeveyn sayısı ikiye katlanır. Her bir eş, diğerinin anne-babasına karşı da bir ölçüde sorumluluk altına girmiş olur. Aslında bu hususu Türk kültüründeki, “dört atanın hakkı birdir” anlayışı ile açıklamak mümkündür. Bu sözle ifade edilmek istenen anlayış, evlenerek yuva kuran erkek ve kadının, bir diğerinin anne ve babasını kendi anne ve babası ile eş tutup, ilişkilerini ona göre geliştirmesi anlayışıdır.

Geleneksel kültürümüzde bu husus, kadın için daha vurgulu olarak ifade edilmektedir. Bir başka deyişle kadın evlendikten sonra eşinin ailesine dahil olmuş kabul edilir. İyi ve kötü gününde artık o, bu ailenin bir ferdidir. Erkeğin ailesi kendisini geline karşı sorumlu hissederken, gelinin de ailenin bir üyesi olması hasebiyle aileye karşı bağlılık duygusu, saygı ve sorumluluk içinde olmasını bekler. Erkek de eşinin anne-babasına davranışında çok özenli olmalıdır. Onları kendi anne-babasından ayrı tutmamalıdır.

İkisi de çalışma hayatının içinde olan eşlerin, ev işlerine ilişkin sorumlulukları ortak ve karşılıklıdır. İşten yorgun gelen eşler, evde kendilerini bekleyen işleri doğal olarak birlikte yapmak durumundadırlar. Bu noktada erkekler için genellikle kültürel kodlardaki davranış kalıplarının ağır bastığı ve akşam iş dönüşü evdeki işleri tamamen kadına bıraktığı gözlemlenmektedir. Bu durum, kadının iş yükünü arttırması bakımından kabul edilebilir değildir ve aile içi ilişkilere bir sorun alanı olarak yansıması kaçınılmazdır.

Eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarının bilincinde olmaları, geleceğin yetişkini olacak çocuklarına da model olmaları bakımından çok önemlidir. Sağlıklı evlilikler, sorumluluğunu bilen eşler sayesinde geliştirilip sürdürülebilir.


“Aile üyelerinin aile olma bilincini ve biz duygusunu en yoğun olarak yaşadıkları zaman diliminin, nitelikli zaman olarak değerlendirilen zamanlar olduğu söylenebilir.”


“Erkeklerin eş olma sorumlulukları
arasında eşine zaman ayırma hususu da yer almaktadır. Toplumumuzda
işini-gücünü, yorgunluğunu,
meşguliyetini gerekçe göstererek,
eşine ve çocuklarına zaman ayırmayan erkeklere çok sık rastlanmaktadır.
Burada söz konusu olan mekânsal-fiziksel biraradalık durumu değil, nitelikli
zaman ayırma durumudur.”


“Eşlerin, birbirlerinin
kişilik özelliklerini, yeteneklerini, güçlü ve zayıf yanlarını öğrenmeleri ve başta birbirlerini olduğu gibi
kabul etmeleri kritik önemdedir.
Bu sayede eşler arasında ortaya
çıkan sorunlara karşı ailenin
sorun çözme kabiliyeti artmış
olacaktır.”