Makale

MEDYA KRİTİK

Bahattin Akbaş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Camilerde Cep Telefonları
Tam da ibadet için huzurda tazim ile Yaratan’a yönelirken, birden çalıveren bir cep telefonu zili veya melodisi ile irkiliyorsunuz... Çalan telefon sesi klâsik batı müziğinden arabeske, pop müziğinden oyun havalarına kadar çeşitlilik arzedebildiği gibi; ev zili ya da farklı türden bir ses de olabilmektedir. Bu vaziyette telefonu çalan kişinin düştüğü sıkıntılı durumu da varın siz tasavvur edin...

Camilerde çalan cep telefonlarını engelleme sadedinde çeşitli yollar denendiği görülmekte ise de, bu konuda tam bir başarı elde edildiği maalesef söylenemez. Zaman Gazetesi de bu konuya yer verdiği haberinde ‘cep telefonları camilerde çalmaya devam edecek’ başlığını kullanmaktadır. (28.05.2007) Camilerde vatandaşların dalgınlık veya ihmal sebebiyle açık unuttukları cep telefonlarının kapsama alanının bir cihazla engellenmesinin alınan kararla haberleşme özgürlüğüne uygun bulunmaması üzerine gazete böyle bir yorum-başlık atmış. Biz işin cami ve cemaati ilgilendiren tarafına bakalım.

Camiye ibadete gelen insanların kendilerini ibadet huzur ve huşuundan alıkoyacak şeyleri terketmeleri matluptur. Bu itibarla ruh ve beden olarak ibadete kendini hazırlaması gereken kişi cep telefonunu da kapalı bulundurmalı ve öylece ibadete yönelmelidir. Kişi ibadete geldiğini bilmeli ve gerek kendisini gerekse ibadete yönelen etrafındaki insanları bu manevi iklimden, ibadet huzurundan alıkoyacak davranışlardan kaçınmalıdır. Din; mabede temiz olarak gelmeyi, çevresindekileri rahatsız edici bir hal üzere bulunmamayı öngörmüştür. Cep telefonunun çalması da elbette ibadet huzurunu engelleyici bir durumdur.

Haberle ilgili kullanılan başlığa gelince... Efendim cep telefonları camilerde çalmaya niye devam etsin? Cep telefonunu kullanan insanlar bu cihazın nereden ve nasıl kapanacağını da bilirler. Herhalde en iyisi namaza, camiye gelirken cep telefonlarını kapatmak. Ancak bu da gerek fert gerekse toplum olarak bir bilinçlenme süreci gerektiriyor. Bu bilincin yerleşmesiyle birlikte cami kapılarına koca koca yazılar yazılmasına, trafik işareti gibi levhalar asılmasına veya bizzat görevlilerin sesli uyarılarda bulunmalarına da mahal verilmemiş olur.

Arınma!
Yonca Tokbaş, ‘Arınak’ başlığıyla bir arınma haberi ve manzarası aktarıyorki, gerçekten ilginç bir haber!
Habere göre, yurtdışında bir süpermarketin içinde randevuyla gidilen bir yerde kişi ayaklarını, ucu kablolu bir leğende bulunan katkılı bir suya sokuyor ve öylece, tam yarım saat kalıyor. Vücudunu böylece arındırmış oluyor. Tokbaş bu arınma olayını şu sözlerle tasvir ediyor:

‘Çok anlamlı geldi bu alet/seans bana. Bütün dinlediklerim, okuduklarım, yaşadıklarım karşısında. Yok böyle bir arınma olayı dedirtti bana! Ne de lazım bazılarına.
Hani kilisede günah çıkartırlar ya, bu su da senden “pisliklerini” çıkarıyor, parayı basıp ayakların suyun içinde durduğun yarım saat sonunda. Arınmak parayla...
Bu yerin adını koymuşlar: “The Healing Zone” yani “İyileştirme Alanı.”

Çılgınca gidiyorlar, sıra bekliyorlar, randevu almak için deliriyorlar, bir bekleme listesi, hatta yedek listesi bile var. Düşünmeden edemiyorum, bu kadar mı arınmaya ihtiyaç duyan ruh ve beden var diye? Ürkünç geliyor bu bana birdenbire. ‘Arınak’ a gidenlere merakla sordum,
‘O gitmiş, ben de gideyim’, ‘Denemekten ne çıkar?’ diye düşünüyorlar!
‘İnsanlar ilginç.’ (Hürriyet, 23 05 2007)

İnsanların yaptıkları bazı ilginçliklere tanık olunur zaman zaman... Gerçekten de Tokbaş’ın belirttiği gibi insanlar ve davranış biçimleri oldukça ilginçtir...
Bu ‘arınak! ve arınma’ haberi de bunlardan biri...

İnsanların yaptıkları davranışların nedenlerini anlamakta zorlandığınız olur. Kimisi son zamanların revaçta tabiriyle ‘çok moda’ (bu arada yabancı ve argo kelime kullanma kompleksi de oldukça yaygınlaştı) olduğu için; kimisi kitle psikolojisiyle hareket ederek, kimi ‘uydum kalabalığa’, ‘o gitmiş, ben de gideyim’ mantığıyla hareket ederek sorgulamadan bu tür davranışlara kendini kaptırmaktadır...

İnsanların ruh ve beden sağlıklarını korumaları en temel hakların başında gelir. Tıbbi tedaviye ihtiyaç duyulduğunda ise bunun yeri bellidir.

Manevî ihtiyaçların tatmini ve mutmain bir ruha sahip olmak da kişilerin inanç
dünyalarını sağlam ve sağlıklı dini bilgi ile donatmalarına bağlıdır. Doğru, sağlıklı dinî bilgi alınmaması durumunda ortaya çıkan boşluk bir şekilde yanlış ve batıl inanışlarla doldurulmaktadır. Bu da insanların farklı biçimde ruhi tatmin yolları aramasına veya boşluğa düşmelerine yol açmaktadır.

Oysa düzgün bir biçimde yaratılan ve şekillendirilen insana kötülük duygusu yanında kötülükten sakınma yeteneği (takva) ilham edilmiştir. Nefsini kötülüklerden ve çirkinliklerden arındıran gerçek kurtuluşa ermiştir. İyilikler kötülükleri gidereceği gibi kalpler de ancak Allah’ı anmakla huzur bulur, mutmain olur. Kötülüklerden ve her türlü kötü düşüncelerden bütün gücüyle arınmaya çalışırken dua boyutu da kişiye ayrı bir manevi güç ve huzur verir. Şairin sözüyle bağlayalım: ‘Allahım! Sen arındır şu kalbimizi kirlerin her türlüsünden.’