Makale

Etiyopya

Etiyopya

Doç. Dr. Ahmet Kavas
İstanbul Üniv. İlâhiyat Fak.

Resmi Adı:
Etiyopya Federal Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi:
28 Mayıs 1991
Yönetim Biçimi:
Parlamenter Cumhuriyet
Başkenti:
Addis Ababa
Nüfusu:
76.511.887 (2006)
Yüzölçümü:
1.127.127 km2
Önemli Şehirleri:
Jima, Addis Ababa, Dire Dawa
Din:
% 45- % 50 Müslüman, % 35-40 Hristiyan, % 12 animist, diğer % 3-% 8
Dil:
Amharik, Tigrinya, Oromigna, Guaragigna, Somali, Arapça, diğer yerel lehçeler, İngilizce.
Para Birimi:
Birr

Fizikî ve beşerî coğrafya
Etiyopya, Afrika boynuzu olarak da isimlendirilen kıtanın kuzeydoğusundaki yarımada şeklindeki çıkıntı üzerinde yer almaktadır. 1993 yılında Eritre’nin bu ülkeden bağımsızlığını kazanmasından sonra Kızıldeniz’le olan bağlantısını kaybederek bir kara devleti haline geldi. Kuzeyinde Eritre, batısında Sudan, güneyinde Kenya, kuzeydoğusunda Cibuti ve doğusunda Somali ile çevrili olan ülke, nüfus bakımından Afrika’nın en kalabalık ikinci büyük ülkesidir. Genelde 1800-3000 metre yüksekliğindeki yüksek yaylalarla kaplı ülke topraklarının en yüksek noktası ise 4620 metre yüksekliğindeki Ras Daşan Terara’dır (Ras Dashan). İklim yüksek ovalarla kaplı orta bögelerde ılıman iken güneydeki düzlüklerde epeyce sıcaktır.

Afrika ülkelerinin tamamında sömürgecilik döneminde Avrupa dilleri resmi dil olarak halka zorla kabul ettirildi. Etiyopya ise sömürülmeyen tek ülke olduğu için uzun yıllar yerli dillerden Amharik’i resmi dil olarak kullandı. 1994 yılından itibaren devlet halkın konuştuğu bütün dilleri resmi dil kabul etti. Bununla birlikte Amharik’in eskiden olduğu gibi hükümetin resmi yazışmalarında zorunlu dil olarak kullanılması benimsendi. Yine aynı anayasaya göre ülke etnik yapısı gözönüne alınarak Tigre, Afar, Amhara, Oromia, Somali, Gambela, Harar, Güney Halkları ve Toplulukları ile Benishangul-Gumaz olmak dokuz ayrı bölgeye ayrıldı. Ayrıca başkent Addis-Ababa ile Dire Dava da iki ayrı otonom bölge kabul edildi. Böylece 19. yüzyıl sonunda oluşturulan Etiyopyalılık ortak kimliği yerine mahalli dilleri ve soyları esas alan federal bir kimlik benimsenmiş oldu. Her bölgenin kendi başkanı ve mahalli meclisi bulunurken, Addis Ababa’da ülke yönetiminde karar verici konumda merkezî bir hükümet ile sembolik bir devletbaşkanlığı makamı bulunmaktadır.
Ülkenin tarihi ve İslâmiyetin yayılışı

Arap yarımadasının güneybatı ucundan bugünkü Afrika’nın yüksek ovalarına göçen Sami soylu bir kabilenin ismi olan “Habeşen” kelimesi zamanla bu ülkenin adı oldu. İslâm kaynakları bu ülkeden “Bilâdü’l-Habeş” diye bahsederken Osmanlılar ise “Habeşistan” demeyi tercih ettiler. 16. yüzyılda bu bölgeye gelen Portekizliler tarafından bu isimlendirme biraz farklı söylenerek önce Abexim, ardından Abyssini şeklinde telaffuz edildi ve 1941 yılına kadar ülke bu isimle tanındı. Halen devletin adı olan Etiyopya ise Yunanca “Aithiopes” kelimesinden gelmekte olup “yanık yüzler” demektir. Ülke tarihinde Habeş denildiğinde genelde Etiyopya’nın merkezindeki yaylanın bulunduğu kuzeydeki Tigre, ortasındaki Amhara ve güneydeki Şeva bölgeleri anlaşılmaktaydı. İdare genelde ya Amhara’da veya Şeva’da olurdu. Geçmişte Habeş hakimine “kralların kralı” anlamında “Necaşi” denmekteydi.

Etiyopya’nın bulunduğu bölgenin insanoğlunun yeryüzünde yaşadığı ilk yerlerden olduğu iddia edilmektedir. Arap yarımadasından bu ülkeye göçen Sebe kavmi mensubu bazı topluluklar kuzeydeki Tigre bölgesinin yüksek ovalarındakilerle karışarak melez bir nesil oluşturdular.
Aksum Krallığı ve Habeşistan’a hicret
Hazreti Süleyman ile Sebe kraliçesinin soyundan geldiklerini iddia eden bir hanedan tarafından 325 yılında Aksum Krallığı kuruldu. Bir müddet sonra bu bölge Hristiyanlaşarak İskenderiye’deki Sen Mark Kilisesi’ne bağlandı. 525 yılında Zû Nüvâs isimli Yahudi kralının zulmüne karşı Necran Hristiyanları’nın yardım talep etmeleri üzerine Etiyopya Kralı Kalep Yemen’e geçti. Kendilerine bağladıkları Sana’da bir de kilise inşa ederek buranın Mekke’nin yerini alacak bir merkeze dönüşmesi için uğraştılar. Ancak Araplar’ın tepkisi üzerine bu defa 570 yılında Ebrehe komutasında bir ordu düzenleyerek Mekke’ye yürüdüler. Fillerin de kullanıldığı ve büyük bir hezimetle sonuçlanan bu sefer İslâm kaynaklarında “Fil Vakası” olarak bilinmektedir.

Hz. Muhammed’in risaletle müjdelenmesinin ardından kendine inanan ilk Müslümanlara karşı Mekkeli müşriklerin baskıları dayanılmaz hal almıştı. İlk vahyin gelmeye başlamasının üzerinden henüz beş yıl gibi kısa bir sürenin geçtiği böyle bir dönemde Hz. Muhammed’in izniyle içlerinde kendi kızı Rukiyye ve onunla evli Hz. Osman, amcasının oğlu Cafer b. Ebî Talib dahil dört hanım ve on bir erkek olmak üzere toplam 15 Müslümandan oluşan ilk kafile 615 yılında Habeşistan’a hicret etti. Burada gayet iyi karşılanan bu kafilenin gidişinden bir yıl sonra daha kalabalık olan ikinci bir hicret kafilesi daha gönderildi. Çünkü o dönemde Aksum kralı olan ve kısaca Necaşi denilen Ashama İbn Ebcer Müslümanları büyük bir misafirperverlikle karşılamış ve onları geri isteyen Mekkeli müşriklere iade etmeyi reddetmişti. Hz. Peygamber Müslümanlara karşı büyük bir misafirperverlik gösteren bu krala elçileri vasıtasıyla iki mektup ve değişik hediyeler gönderdi, ayrıca onu İslâm’a da davet etti. Necaşi de kendisine yapılan bu daveti reddetmedi ve İslâm’ı kabul etti. Ayrıca kendisinden istenildiği üzere muhacirler arasında bulunan Ümmü Habibe’nin Hz. Peygamberle nikâhlarını kıydı. Bu arada 622 yılında Hz. Peygamber dahil Müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret ettikleri için Habeşistan’da bulunan Ümmü Habibe ile diğer muhacirlerin de Necaşi tarafından buraya gönderilmesi istendiğinde bu talebi de yerine getirdi. 630 yılında vefat eden Necaşi için Hz. Muhammed gıyabi, olarak cenaze namazını kıldırdı.

İslâm’ın Arap yarımadasının tamamında yayıldığı bir dönemde Müslüman Araplar eskiden beri irtibatlı oldukları Kızıldeniz’in diğer yakasında da bu dini yaymak istediler. Önce bugün Eritre sınırlarındaki Masavva liman şehri açıklarındaki Dehlek adalarını 700’lü yılların başında ele geçirdiler. Buradan itibaren Aksum Krallığı’nın denizle irtibatını kesmeyi başardılar ve bu devletin dış dünyayla eskiden beri var olan tarihi bağlantılarını kopardılar. Gittikçe zayıflayan bu krallığı ülkenin orta kesimindeki ovayı yurt edinen Zagve hanedanı 10. yüzyılda yıkıp iktidarı ele geçirdi.

Müslümanlar Babülmendeb boğazının güneybatı kıyısındaki Zeyla iskelesini ele geçirdiler. Burasını Afrika boynuzunun en önemli ticarî ve ilim merkezi haline getirdiler. Kıtanın iç kısımlarına ticaret kervanları göndererek nüfuz etmeye başladılar.
Aksum krallığının 10. yüzyılda yıkılmasından sonra kurulan Zagve Krallığı da iki asır yaşadıktan sonra Hz. Süleyman’ın soyundan geldiğini iddia eden Solomon Krallığı kuruldu. Bu krallık 13. yüzyılın ikinci yarısında Habeş Krallığı bugünkü Etiyopya’nın büyük bir kısmında yeniden güçlendiyse de Müslümanlar sahil şeridi ve güneydoğu bölgesinin idaresini ellerinde bulundurdukları için Kızıldeniz’e bir türlü açılamadı. 14. yüzyılda Habeşistan kilisesinin idaresi Zara Yakub’un idaresi altında birçok kollara ayrıldı, buraya mahsus Hristiyanlık anlayışında ve yaşayışında birtakım değişiklikler yapıldı. Bu dönüşüm ile yeniden oluşan kilise-devlet birlikteliğindeki siyasi yapı 1974 yılındaki askeri darbeye kadar devam etti.
Mengitsu Haile Mariam dönemi

1974 yılı başında ülkede istikrar bozulmaya başlamış ve Eylül ayında Haile Selasiye iktidardan uzaklaştırılarak askeri bir yönetim iş başına geçti. Ekonomi millileştirilirken monarşi rejimi son buldu. 1975 yılında albay Mengitsu ülke siyasetinin tek ismi oldu.1977 yılında Ogaden eyaleti ayrıldığını bildirince Somali bunları desteklerken Küba ve Sovyetler ise Etiyopya hükümetine yardım ederek burası geri alındı. Askeri rejim Eritre başta olmak üzere Tigre, Oromo ve güneydoğuda operasyonlara girişti. 1984-1985 yılları arasında büyük bir kıtlık yaşandı ve ülke ciddi zorluk geçirdi. 1990’lı yılların başında Sovyetler’in çöküşüyle birlikte Mengistu rejimi güç kaybetti ve kendisi Zimbabve’ye sığındıysa buradan ret cevabı aldı. Bütün muhalif gruplar faaliyetlerini artırarak iktidarı ele geçirdiler ve başbakanlığa Meles Zenavi geldi. Oromo ve Ogaden bölgesindeki bağımsızlık hareketleri ise faaliyetlerine devam ettiler. Eritre ve Cibuti ile komşuluk ilişkileri normalleştirildi. Ne varki 10 Haziran 2000’de Eritre ile yeniden savaşa tutuştular.
Dinî hayat

Ülkede İslâm öncesi dönemden itibaren olan Hristiyanlık oldukça etkili bir konumda olup Etiyopyalılar kendilerini bu dini ilk defa benimseyen ikinci millet olarak kabul etmektedirler. Portekiz işgali döneminde Avrupa kiliselerinin burada başlayan faaliyetleri neticesinde 1626 yılında Necaşi Susenios Katolik mezhebine girdiyse de büyük bir tepkiyle karşılaşınca tahtını oğlu Fasilidas’a bırakmak zorunda kaldı. Ülkede Katoliklik yasaklandı ve bütün Cizvitler sınır dışı edildi. Yeni kral Galla ve özellikle Müslümanlar’dan uzak olmak için başkent olarak ülkenin en kuzeybatı ucundaki Gondar’ı tercih etti.

Ortodoks veya Kıptî Hristiyan mezheplerine tabi olan Etiyopya Kilisesi Mısır merkezli Kıptî kilisesine tabi olup 1974 yılındaki sosyalist devrime kadar 1955 anayasasında belirtildiği üzere devletin resmî kilisesi olarak kaldı. Devletten maddi destek almaya devam etti. İmparator mutlaka bu mezhebe göre ibadet etmek zorundaydı ve dinî merasimlerin hepsinde ismi zikredilmekteydi. Zaten kilisenin başındaki en yüksek makamı temsil ediyordu. Sömürgecilikle birlikte burada Katoliklik ve Protestanlık yayılmaya başladıysa da halen Hristiyan nüfusun % 98’i Kıptî Ortodoks’tur.
Ülke nüfsunun yarıya yakınını oluşturan Müslümanlar daha ziyade doğuda ve güneyde yaşamaktadırlar. Yaklaşık % 10 civarında mahalli inançlara bağlı olanların bulunduğu ülkede Falaşa denilen 30 bin kadar Yahudi asıllı bulunup bunlar 1990’lı yıllarda İsrail’e götürülmüşse de önemli bir kısmı ayak uyduramayarak geri döndüler. Ancak İsrail bunlar sayesinde Etiyopya’da özellikle ticari hayatta epeyce etkinlik sağlamaya devam etmektedir.

Etiyopya devleti Müslümanların hicri 1 Şevval gününü Ramazan Bayramı, 10 Zilhicce gününü Kurban Bayramı ve 12 Rebiülevveli’de Mevlid Bayramı olarak resmi tatil günleri olarak ilan etmiştir. Hristiyanlar için ise 6/7 Ocak gününü Noel, 19 Ocak gününü Timkat, Nisan veya Mayıs aylarından birisinde olan Paskalya, 11 Eylül gününü yeni yıl ve 27/28 Eylül gününü de gerçek haç bayramı olarak resmi tatil günleri ilan etmiştir.
Ülke ekonomisi

Halkının % 90’ı ziraatle geçinen ülkede hâlâ kara sabanla çiftçilik yapılmaktadır. 400 bin hektar alanda üretilen kahveden yıllık 230 bin ton ürünle 2002 yılında Etiyopya’nın ihracatının % 40’ını oluşturdu. Ayrıca başta çay olmak üzere çiçek, meyve ve sebze dahil 140 farklı mahsülden önemli gelir elde edilmektedir. Hayvan yetiştiriciliğinde ise 35 milyon büyükbaş, 12 milyon koyun ve 10 milyon keçi ile Afrika’da birinci sırada yer alan ülke dünyada da en fazla hayvan yetiştiren 10. sıradadır. Ancak 76 milyonu geçen nüfusu için bütün bu gelirleri son derece yetersiz kalmakta ve 100 doların altında kişi başına düşen millî geliriyle Etiyopya dünyanın en fakir ülkeler sıralamasında yedincidir. Ülkenin halen altı milyar dolar dış borcu bulunmaktadır.
Eğitim ve kültürel hayat

Ülke nüfusunun sadece % 29’unun ana dili olan Amharik dili devletin resmi yazışmalarda kullandığı bir dil olmakla birlikte ayrıca Oromo, Somali, Tigrinya ve Afar gibi geniş kitlelerce konuşulan diller dahil toplam 80 mahalli dil konuşulmaktadır. Bunların her birinin kendisine has müziği bulunmaktadır. Özellikle Mahmoud Ahmed ve Mulatu Astatke dünya çapında meşhur Etiyopyalı müzisyenlerdir. Yazarlar arasında ise Sehbat Guebre-Egziabher, Heruy Waldi Sellase, Selamawi Haileab Asgedom, Yedem Azmera ve Inat Alem Tenu isimleri öne çıkmaktadır.
Ülkenin ilk üniversitesi Addis Ababa Üniversitesi’dir. Yine 1966 yılında açılan Asmara Üniversitesi ise bugün Eritre’nin başkenti olan bu şehirdedir. Etiyopya’daki diğer üniversiteler ise Gondar Üniversitesi, Mekelle Üniversitesi, Debub Üniversitesi, Bahir Dar Üniversitesi, Haramaya Üniversitesi, Arbaminch Üniversitesi ve Jimma Üniversitesi’dir.