Makale

Kapımızda Bekleyen Tehlike: Hazcılık

Kapımızda
Bekleyen Tehlike:
Hazcılık

Gülşah Akçay Civriz
Psikolog

Hemen hepimiz çocukluğumuzda, ‘büyüyünce ne olacaksın?’ sorusu ile karşılaşmışızdır. Kendi çocukluğumuzdan yola çıkarak kabaca bir genelleme yaparsak, herhâlde bu soruya kız çocuklarının genellikle öğretmen; erkek çocuklarının ise doktor olacağım, şeklinde cevaplar verdiğini çoğumuz gözlemlemiştir. 2000’li yılları yaşadığımız şu günlerde etrafımda gördüğüm çocuklara, onlara yakın olduğum bir anda bu soruyu yönelttiğimde, aldığım cevaplar ise bu genellemenin oldukça dışında kalmakta. Tabloyu psikolojik ve sosyolojik açıdan analiz ettiğimizde bu değişimin, farklı anlamlar içerdiğini söyleyebiliriz. Bunlardan biri de haz merkezli bir neslin yetişmekte olduğudur. Giderek artan madde bağımlılığı, cinsel sapkınlıklar ve hırsızlık, gasp gibi suçlar, aslında ülkemizde haz merkezli hayat anlayışının yani hazcılığın millî ve manevî değerlerimizi arkada bırakmaya başlayarak, toplumsal hayatımızı etkileyebilecek bir noktada olduğuna işaret ediyor.

Öncelikle kısaca hazcılığın, diğer bir deyişle Hedonizmin ne anlam ifade ettiğine ve kimleri tanımladığına değinmek istiyorum. Eski yunanda ilk hedonist kuram Kyrene Okulu’nun kurucusu olarak bilinen Aristippos’un (M.Ö. 435-355) ortaya attığı ve temelde iyinin haz ile aynı şeyi ifade ettiği, dolayısıyla haz veren her şeyin iyi ve acı veren her şeyin de kötü olduğunu savunan düşüncedir. Buna göre kişinin o anki kişisel isteklerini, diğerlerini düşünmeksizin karşılaması varlığın gerçek temelidir. Bu iki özellik yani arzuların tatmini ve kişinin hazzı maksimize etmek için bireysel çıkarların öncelenmesi, aslında moderniteyi ve dolayısıyla kapitalizmi de besleyen iki ana düşünce. Hedonist insanlar bir gecede ortaya çıkmıyorlar elbette. Kocaman bir tarihsel süreci de arkalarına alarak, çocukluk döneminden itibaren işaretlerini veriyor hazcılık. Erken çocukluk döneminde bir özentiden ibaret olan mesleki eğilimler, belki de en küçük işaretleri sayılabilir ben merkezci ve haz odaklı bir kişiliğin.

Teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar da yetişmekte olan nesillerde hazcılığın etkilerinin artmasına etki edebilmekte. Küçük yaşlardan itibaren bilgisayar kullanan çocuklar amaca giderken yapılan her şeyin meşru sayıldığı PC oyunlarını oynarken, adam öldürmeyi tek bir parmak hareketine indirebilmekte, sanal da olsa ölüm ve öldürme olayına gitgide duyarsızlaşabilmekte ve hatta öldürmekten haz alır bir hâle gelebilmektedir. Ne de olsa, ’haz veren her şey iyidir.’ (!) Gezindikleri chat sayfalarında kolaylıkla gerçek âlemden sanal âleme gömülebilmekte, aslında aylar ve hatta yıllar sürebilecek duygusal ilişkileri bile cep telefonlarının da etkisiyle hızlı hızlı yaşayıp, saatler bazen de günler içinde tüketebilmekte. Erken yaşlarda chat odalarında başlayıp biten duygusal ilişkiler gençleri öylesine duyarsızlaştırabilmekte ki, gerçek ilişkileri sanal ortamdakiler kadar çabuk bitirebilmekteler.

Hızla tüketmek iletişim alanında olduğu gibi, beslenme ve giyim alanında da kısa zamanda doyuma ulaşmayı hedefleyen fast-food kültürüyle ve her mevsim değişen moda akımları ile obezleşen bedenler ve çöplüğe dönen gardıroplar üretmektedir. Büyük alışveriş merkezlerinden aldığı markalı kıyafetleriyle sınıf atlamaya ya da sınıfını sağlamlaştırmaya çalışan bir nesil var önümüzde. Tema aynı ‘sen tükettiğin şeysin ve ne kadar tüketirsen o kadar varsın! Öyleyse var olmak için tüket!’

Hırsızlığı, kapkaççılığı ve organize olmuş dolandırıcılık şebekelerindeki kimi insanların da hedonist olduğunu iddia edebiliriz. Bir başka insanın hakkını ve emeğini kendi çıkarları için gasp eden ve hapse girdiği hâlde bunu tekrar eden insanlar da ötekinin malına sahip olurken, hazlarını yüceltmekten başka bir şey yapmıyorlar aslında.
Haz odaklı davranışların muhasebesini yaparak geçmişlerinden pişmanlık ve geleceklerinden kaygı duymamak için başvurulan ikinci bir haz döngüsü olarak, madde kullanımından bahsedebiliriz. Gittikçe artan ve yaygınlaşan madde kullanımıyla zihinsel melekelerini nefislerinin eline vererek, düşünmeden ve düşünme becerisini körelterek yaşamak isteyen bir topluluk bu. Yaşadıkları olumsuz hayat koşullarından dolayı maddeye bulaşmış insanlar değil, ekseriyetle madde kullanarak haz yaşamak isteyen insanlar.

Sonuçta haz veren her şeyi iyi sayan bir anlayış, bilgisayar ve cep telefonu gibi hayatımızı kolaylaştırıp, paylaşımlarımızı zenginleştirebilecek araçların dahi kötüye kullanımının etkisiyle yozlaşan ilişkileri, bulanıklaşan beyinleri ve hayattan zevk almak için uğraştıkça bîçareleşen ve zavallılaşan bir nesli de beraberinde getirmektedir. Bireyi ve bireyciliği kutsayan modernite, kendi ürettiği mekanizma içinde yine kendi kendini tüketme noktasına getirerek, âdeta bumerang gibi işleyen hazcılık anlayışı ile 21. yüzyılın en önemli toplumsal sorununu gündemimize taşımaktadır. Bugün hedonistleri belki belli mekânlarda yaşayan bir topluluk olarak görsek de uzmanlar, aslında bu tehlikeyle karşı karşıya olan kişilerin sayısını oldukça yüksek olarak ifade ediyorlar.

Hedonizmin ivme kazanmasında modernitenin ve kapitalizmin bireyciliği ve tüketimi vurgulamasından daha da önemli olan bir durum ise, manevî değerlerin toplumsal hayatı düzenlemekteki etkinliğini yitirmesidir. Ölümün ve öte dünyanın yadsınarak, gençliğin ve gençlik dönemine izini vuran heyecan, âni ve radikal kararlar verme, yenilik arayışı gibi özelliklerin öne çıkarıldığı bir toplumda, haz merkezli bir kişilik profilinin ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Peki ne yapmalı da hazcılığın önüne geçmeli ve çocuklarımızı bu toplumsal deformasyona sahip olmayan bireyler olarak yetiştirmeli? Çocukluk dönemi, hazcılık ekseninde gelişen bir kişilik oluşumunu engellemek için en kritik periyotlardan biridir. Çocukların kimi kendilerine rol modeli olarak seçtiklerinden başlayarak, hangi ortamlarda ne tür motivler üzerine sosyalleştiklerine, ailelerin oldukça ehemmiyet göstermeleri gerekmektedir. Bugün birinci sınıftan itibaren çocuklar, üniversite sınavı hesaba katılarak eğitim almakta ve erken yaşlarda ebeveynler meslek seçimi konusunda çocuklarını düşünmeye zorlayabilmektedir. Bu tür tutumlar kimi zaman çocukları rekabet ortamında egoist olmaya ve herkesi kendisine rakip görerek, kendi çıkarını arttırmak için her şeyi yapma anlayışına iterek hedonistleştirirken, kimi zaman da bu kaygıya ve rekabete dayanamayarak aileleri memnun etmenin bir yolu olarak, kolay yoldan çok para kazanan rolleri kendilerine model alma durumunda bırakarak, yine hedonizmin kucağına itmektedir. Belki de öncelikle ebeveynlerin varoluş amaçlarını ve kendileri de dahil olmak üzere çocukları için hayatta neyi amaçladıkları, aradıkları şeyin zihinlerindeki formüllerle ne ölçüde elde edilebilir olduğunu ölçüp tartmaları gerekmektedir. İyi bir meslek edinerek çok para kazanınca mutlu olacağını düşündükleri evlâtlarının sadece kendini düşünen, para kazanan ama ahlâkî değerlerden yoksunluk içinde hem kendi hem de öteki insanların ruhunu ve bedenini tüketen birer hedonist olmasını görmek, herhalde hiçbir anne babanın özlemi değildir / olmamalıdır. Bu nedenle, ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’, ‘Kendin için istediğini başkası için de istemedikçe...’ şiar edinerek, bu dünyanın ahiret için bir tarla olduğunu unutmadan, bu dünyada bedenimiz dahil malımız, mülkümüz ve evlâtlarımızın bize emanet olduğu anlayışı ile hareket ederek gününü gün etmek yerine; ‘iki günü eşit’ geçirmeden yaşamayı ilke edinen ebeveynler, kendi çocuklarına gerekli ve yeterli rol modelleri olabilirler. Böylelikle mutluluğun sadece para ve onunla sağlanan şeylerin tüketilmesiyle elde edilmeyeceğini idrak eden evlâtlar yetiştirip, onları hazcılığın tuzaklarından kurtarabiliriz.