Makale

İslâm ve Kültürümüz

İslâm ve Kültürümüz

Doç. Dr. Ejder Okumuş
Dicle Üniv. İlâhiyat Fak.

İnsanlık tarihiyle eşzamanlı bir sosyal olgu olarak dinin, toplumların yaşayan gerçekliklerinde ve kültürlerinde çok önemli bir yer işgal ettiği, hatta kültürlerin oluşumunda çok önemli roller aldığı bilinen bir gerçektir. Her ne kadar günümüz modern toplumlarında gündelik hayatın genel kültürü içinde din, geçmişe bakarak farklı biçimlerde kendini göstermekte ise de, günümüzde dahi aslında bir şekilde etkinliğini sürdürmeye devam etmektedir.

Din, kültür üzerinde derin etkiler bırakır. Nitekim İslâm’ın Müslüman toplumların kültürü üzerindeki etkileri, Müslüman toplumların kültür hayatına bakıldığında açıkça görülür. Denilebilir ki, genel olarak din-kültür ilişkileri, nasıl bir toplumu anlamak bakımından son derece önemli ise, İslâm dininin kültürümüzle ilişkilerini ele almak da, kendi toplumumuzu anlamak bakımından oldukça önemlidir.

Hiç kuşkusuz din kültür ile aynı şey değildir; ikisinin birbirinden ayrılan yönleri bulunmaktadır. Fakat kültürü dinden bağımsız düşünmek veya okumak da mümkün görünmemektedir. Her toplumun kültür sisteminin oluşumunda din, başat bir yere sahiptir. Kültür sisteminin, o sistemin Allah, insan ve evrenle ilgili tasavvuru ve realitede bu üçlüyle kurduğu ilişkiye göre belirlendiği düşünülürse, kültürün dinle sıkı ilişkileri kendiliğinden anlaşılır. Bu cümlelerden de anlaşıldığı gibi dinin tek başına bir kültür unsuru olarak ele alınması, dinin kültüre ve kültürel olana indirgenmesi demektir. Oysa dinin aşkın boyutu dikkate alındığında, dini bir kültür ürününe veya unsuruna indirgemenin doğru ve nesnel bir yaklaşım olmayacağı anlaşılacaktır. Din-kültür ilişkilerine dikkatli bir bakışla, aslında bu ilişkilerin karşılıklılık esasına dayalı olduğu görülebilir. Bu karşılıklılık esasında din kültürü, kültür de dini bir şekilde etkiler. Din, bazı durumlarda bağımsız değişken olurken, bazı durumlarda bağımlı değişken olarak kültürden, toplumdan, toplumun kültürel hayatından etkilenebilir. Aynı şekilde kültür de bağımsız değişkenliğini hep korumaz, bazı durumlarda bağımlı değişken olup örneğin dinden etkilenir. Hatta tarihsel ve sosyolojik gerçekliklere bakılarak kültürün, dine nazaran daha az bağımsız değişken olarak varlık gösterdiği söylenebilir. (Okumuş, 2005b)

Her insan topluluğu, bir dünya inşa etme girişimidir. İnsan, dünya inşa etme sürecinde, kendi çabasıyla kendi enerjisini toplar ve kendisine bir istikrar temin eder. İnsan, biyolojik bir insan evreninden sıyrılırken beşerî bir dünya inşa eder. Bu dünya kuşkusuz kültürdür. Kültürün asıl amacı, biyolojik anlamda kaybolan insan hayatı için sağlam bir yapı oluşturmaktır. Ancak kültür, aynı zamanda istikrarsızlık boyutuna da sahiptir. Kültür, değişen bir özellik gösterir. İstikrarın kültürel zorunluluğu ve kültürün istikrarsız olan aslî niteliği, insanın dünya inşa etme çabasının en temel sorununu meydana getirirler. Bu demektir ki dünya inşa etmek gereklidir, ama asıl önemli fakat çok zor olanı bu inşa edilen dünyayı devam ettirmektir. Denilebilir ki kültür insanın, maddî ve manevî ürettiklerinin toplamından ibarettir. Toplum, manevî kültürün öyle bir vechesidir ki, insanın ilişkilerine kaynaklık eder. Kültürün bir unsuru olarak toplum, beşerî bir ürün olmakla manevî kültürün karakterini bütünüyle paylaşır. İnsanın dünya inşa etme eylemi, kolektif bir eylemdir. İnsanlar, ancak birlikte aletler geliştirir, birlikte dilleri türetir, birlikte değerlere bağlanır, birlikte müesseleler kurarlar. Birey, yalnız bir sosyal sürece dayalı bir kültüre katılmakla kalmaz, aynı zamanda onun süregelen kültürel varlığı, özel toplumsal düzenlemelerin korunmasına da bağlıdır. Dolayısıyla toplum, kültürün sadece sonucu değil, aynı zamanda onun zorunlu bir koşuludur da. (Berger 29) İşte özellikle toplumun istikrar bulmasında, toplumsal düzenin, nomosun ve dolayısıyla kültürün korunmasında, din, çok önemli bir rol oynamaktadır. Toplumun dünya inşa etme girişiminde din, özel ve stratejik bir yer işgal eder. (Okumuş, 2003: 29-59)

Din, toplumun ahlâkını, değer yargılarını, sanatını, vs. etkileyebilmektedir. Yine din, sosyal hayat dünyasının sembolik birliğinin temininde çoğu kültürden daha önde veya güçtedir. Din bu birliği kültürel olarak gerçekleştirirken gizem, yüceltme ve aşkınlık gibi ögelere başvurur. Bu karakteristiğiyle din, bir kültür olarak çalışır ve belirli bir hayat tarzı ile gerçeklik olarak, bu kez özgül bir metafizik arasında kendi sembolleriyle bir âhenk tesisine yönelir ve anlamlandırmada bulunur. (Sarıbay 1994: 94-95) Bu bağlamda dinin, anlam krizinin aşılmasında çok önemli işlevsellik arz ettiği söylenebilir. (Okumuş, 2005b)

Din ile kültür arasındaki ilişkiler sözkonusu olduğunda, en çok tartışılan hususlardan biri, dinin bir kültür alanı veya olayı olup olmadığı hususudur. Acaba din de iktisat, hukuk, sanat, bilim, eğitim vs. gibi ve bunların yanında yer alan afakî bir kültür alanı mıdır? Bu sorunun cevabı, “hayır” olsa gerektir. İlk etapta yüzeysel bir bakışla, tamamen dinî bir mahiyet taşıyan mevzu ve hareketleri, iktisadî, hukukî veya siyasî bir mana taşıyan mevzu ve hareketlerden ayırmak kabildir. Bu cümleden dua etme veya kurban kesmenin dinî bir fenomen, buna karşı satış akdinin hukukî bir muamele, bir okulda hocalık etmenin ise, bir öğretim meselesi olduğu söylenebilir. Meselâ sanat eserlerinin bütünü manasında sanat ve ilh. gibi her kültür sahası kendine has bir konu ve içeriğe sahip olmakla diğerlerinden ayrılmakta iken, din, bütün kültür sahalarına şamil bulunmaktadır. Netice itibariyle din, kültürün kendisinden ayrılması veya soyutlanması kabil olan bir cüz’ü değildir. Belki din, zihniyetiyle bütün kültür alanlarına nüfuz etmiş bulunmaktadır. Dinine bağlı bir Budistin, iktisat, sanat vs. hadiselerine karşı tutumu, ister istemez bir Müslüman veya Hristiyanınkinden farklıdır. (Freyer, 75) Demek ki bunun nedeni, dinin insana zihniyet kazandırmasıdır. İnsan, dinde kendi mahiyeti ve evrendeki yeri hakkında bir bilgi şeması bulur, kendi başlangıcını ve sonunu görür. Din, insanın temel problemlerini belli bir açıdan izah eden bir sistemdir. (Güngör, 1991: 113)

Dinin kültür üzerindeki etkileri konusunda buraya kadar söylediklerimizi kendi kültür bağlamımıza uygulayacak olursak görürüz ki gerçekten de İslâm, Türk kültürünün vazgeçilmez kaynaklarından biridir. (Güngör, 1997: 132-133) İslâmiyetin, Türk toplumunun hayat biçimi, üzerinde büyük etkilerde bulunduğu açıktır.

Kur’an, çeşitli ayetleriyle aslında kendisine tabî toplumların kültürlerini nasıl da tanıdığını ve bu tanıma temelinde, İslâm’ın insanlara anlatılması gerektiğini dillendirerek hem kültürü meşrûlaştırmakta hem de kültürü oluşturmaktadır. Meselâ Bakara suresinin, 205. ayetinde hars (ekin) ve neslin birlikte zikredilmesi ve toplumsal bağlamda kullanılması, bu durumu doğrular niteliktedir. Aynı şekilde insanların dil ve renklerinin farklı olmasını Allah’ın varlığının belgelerinden sayan Rum suresinin, 22 ve bütün peygamberlerin kendi toplumlarının dilleri ile gönderildiğini ifade eden İbrahim suresinin, 4. ayetleri de mezkûr tespiti teyid etmektedir. O halde İslâm dininin, Müslüman olan Türk toplumunun kültürü üzerinde etkili olması, gayet tabii bir durumdur.

Bir dünya dini olarak İslâm’ın Türk kültürü üzerindeki etkilerine çeşitli örnekler getirilebilir: Türk toplumunun Müslüman bireylerinin gündelik hayatına bakıldığında, orada pek çok davranışta bu etkiyi görmek mümkündür. Bu bağlamda İslâm, Türkiye’de sanatta, mimaride, evlerin plân ve yapımında etkili olmuş ve çeşitli biçimlerde olmaya devam etmektedir. Bu durumu, tarihsel olarak bugün de farklı şekillerde görebilmek mümkündür. Örneğin, çinicilik, halıcılık, bakırcılık, taş işlemeciliği gibi sanatlarda, mimarimizde; binaların, kalelerin, surların vs., dış ve iç duvarlarının yazı ve nakışında, inancın yansımalarını görmek mümkündür.

Cami, hamam, çeşme gibi yapıların birbirine yakın yapılmaları, külliyye hâlinde veya içinde inşa edilmeleri, İslâm’ın temizlik anlayışının, dünya ve hayat anlayışının, abdest ve namaz ibadetlerine ilişkin anlayışının tezahürleridir.

İslâm, toplumumuzun ahlâk anlayışı, gelenek, görenek ve âdetlerimiz üzerinde de etkisini göstermiştir. Bu etkiyi insanlar arası ilişkilerde, örneğin komşu ziyaretlerinde, mezar ziyaretlerinde, akraba ile ilişkilerde görebilmekteyiz.

Ölüm konusundaki inanç ve anlayışımızdan tutun, cenazeyle ilgili uygulamalarımızda, toplumun birlik ve bütünlüğünün devamında, farklılıklarımızla bir arada yaşama becerimizde ve daha pek çok alanda dinî motifleri fark edebiliriz.
İslâm dininin kültür hayatımız üzerindeki etkilerinin oldukça büyük ve derin olduğu anlaşılmaktadır. İnancımızın kültürümüz üzerinde bu derece önemli etkilerinin olması da, esasen bize, kültür ve medeniyetimizin yüksek yerini izah etmektedir.
KAYNAKLAR
Aydın, Mehmet (1998). “Türk Toplumunda Dini Hoşgörünün Temelleri”. Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu (7-8 Mart 1998). İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, ss. 59-68.
Bauman, Zygmunt (1999). Sosyolojik Düşünmek. çev. A. Yılmaz. 2. bs. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Berger, Peter L. (1993). Dinin Sosyal Gerçekliği. çev. Ali Coşkun. İstanbul: İnsan Yayınları.
Freyer, Hans (1964). Din sosyolojisi. çev. Turgut Kalpsüz, Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları.
Güngör, Erol (1991). İslâmın Bugünkü Meseleleri. 8. bs. İstanbul: Ötüken Yayınları.
Güngör, Erol (1997). Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik. 11. bs. İstanbul: Ötüken Yayınları.
King, Robert H. (2001). Tanrı’nın Anlamı. çev. Temel Yeşilyurt. İstanbul: İnsan Yayınları.
Okumuş, Ejder (2003). Toplumsal Değişme ve Din. İstanbul: İnsan Yayınları.
Okumuş, Ejder (2005a). “Secularization and Religion”. Euro Agenda/Avrupa Günlüğü. Yıl: 4. Sayı: 7, ss. 335-356.
Okumuş, Ejder (2005b). “Türk Kültüründe Dinin Meşrulaştırıcı İşlevinin Etkileri ve Türk Siyaset Pratiğinde Dinin Araçsallaştırılması”. Euro Agenda Avrupa Günlüğü. Yıl: 4. Sayı: 6, ss. 257-279
Sarıbay, Ali Yaşar (1994). Postmodernite, Sivil Toplum ve İslâm. İstanbul: İletişim Yayınları.