Makale

Hafız Abdullah Nazırlı Efendi

Hafız Abdullah Nazırlı Efendi

Celal Sürgeç
DİB Harput Eğitim Merkezi Müdürü

Hafız Abdullah Nazırlı, 1920 yılında Elazığ’ın Hoş köyünde dünyaya geldi. Babası Diyarbakır’ın Hani ilçesinde İmamzadeler’den Sufi Abdülfettah Efendi’nin oğlu Hacı Ali Efendi; annesi Elazığ’ın Hoş köyünde Çuvalcızadeler’den İbrahim Efendi’nin kızı Hatice Hanım’dır. Hafız Abdullah Efendi, daha kundakta iken bir hastalık sebebiyle sağ gözünü kaybeder. Dört veya beş yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte babasının memleketi olan Hani’ye taşınırlar. Çocukluğu ve gençliği Hani’de geçer. Burada babası Hacı Ali Efendi’den Kur’an-ı Kerim öğrenir ve hafızlığa başlar. 12 yaşında iken hafızlığını tamamlar ve babası tarafından Elazığ’a getirilir. Elazığ’da Çarşı Camii İmam-Hatibi olan enişteleri merhum Hafız Mehmet Erçağ’dan tecvit, kıraat ve makam dersleri alır. Daha sonra Hani’ye dönerek amcası Müderris Hafız Muhammed Efendi’den ders almaya başlar. Kendisinden Arapça, tefsir ve Şafii fıkhı derslerini okur. Bu arada kendi azim ve gayretiyle Osmanlıcayı da öğrenir.
Hafız Abdullah Efendi, bin bir zorlukla hıfzını tamamladıktan sonra Hani, Lice ve Diyarbakır gibi şehirlerin merkezi camilerinde aşr-ı şerif ve mukabele okumaya başlar. Edası ve sedası güzel olduğundan dikkatleri üzerine çeker ve her geçen gün dinleyicileri çoğalır. Merhum Celal Güzelses, Diyarbakır eşrafından ve Hacı Reşit Bey Hocaefendi’yi sık sık dinlemeye gelenler arasındadır.
Yıl 1941… Ramazan-ı Şerifin on altısı… Hafız Abdullah Efendi Diyarbakır’ın Ulu Camii’nde mukabele okuyordu. 16. cüzü okuyup kürsüden indiğinde tanıdığı Hanili Hacı Reşit Efendi ile tanımadığı sekiz-on kadar yaşlı zevatın kendini beklediklerini ve yanlarına çağırdıklarını gördü. Bunlar Diyarbakır’ın eşrafından, âlim ve fadıl kimselerdi… Davetlerine icabet eder; yanlarına giderek kemali edeple diz üstü oturur. Merhaba ve hoş sohbetten sonra kendisine bir kâğıt uzatılır ve ‘bu sana bir hatıra, bir hediyedir evladım… Sen mukabele okurken yazıldı’ denilir ve okuması istenir... Bu, Diyarbakırlı âlim, yazar ve şair Abdülgani Bulduk Bey ile Fahri Bey tarafından Hafız Abdullah Efendi için yazılan bir methiye idi:
Hafız-ı hoş lehçe Abdullah’a yüz bin aferin
Çünkü Kur’an okur tecvid ile tertil ile
Vakfe, vasle, medlere gayet riayet eder
Ehl-i irfan yad eder bu tarzını tebcil ile
Eyler istihsan melekler şive-i elhanını
Zannedersin feyz almış himmet’i Cibril ile
Hak nazardan saklasın avazı hub bu hafızı
Kâbe’ye gitsin, yüzün sürsün gani takbil ile
Bütün hayatını “Okudum ve okuttum” kelimeleriyle özetleyeceğimiz Hafız Abdullah Nazırlı Hoca, amcasından aldığı bir fetva ile ilim uğrunda yolculuğa başlar. Soğuk ve dondurucu bir hava… Ve Diyarbakır’a kadar yaya olarak süren zorlu bir yolculuk… Daha sonra Malatya ve Sivas üzerinden trenle Kayseri yolculuğu… İstanbul’un tanınmış kurralarından Hafız Âciz Mustafa Râgıp Efendi’nin talebesi Kayserili Darü’l-Huffaz Muallimi Kurra Hafız Mahmut Kuşculu’dan Kur’an-ı Kerim’in on kıraat üzere okunmasına yönelik olan aşere dersi, Kayseri Müftüsü Abdullah Develioğlu’dan talim, tashih-i huruf ile şiir ve edebiyat dersleri alır. Kayseri’de bulunduğu yıllarda, daha derslerini bitirmeden askere çağırılır.
Çorlu Askeri Hastanesi’nden tezkere aldıktan sonra tekrar Kayseri’ye döner ve Kayseri’de eğitimini tamamlayıp 1946 yılı Mayıs ayının 3’ünde icazetini alır. İcazetini aldıktan sonra Hani’ye döner. Hani’de iken Malatya’ya davet edilir. Bu davet üzerine Malatya’ya gelir ve Malatya Söğütlü Camii müezzinliğine atanarak ilk resmî görevine başlar.
Burada bir yıl kaldıktan sonra boşalan Malatya Yeni Camii müezzinliğine naklen atanır. Burada üç yıl kadar görev yapar. Malatya’da iken Kangal Müftüsü Abdullah Apaydın’la tanışır ve kızıyla evlenir.
1949 yılında Kur’an-ı Kerim öğretmeni olarak Kangal’a atanır. Bu görevine ilaveten Kangal Abdurrahman Paşa Camii imam-hatipliğini de üstlenir. Burada görev yaptığı sırada kayınpederi Abdullah Apaydın hocadan sarf ve nahiv dersleri ile Hanefi fıkhı derslerini alır. Böylece Kangal’da kaldığı dört yıl boyunca kendisinden bir hayli faydalanır. 1953 yılında kayınpederi Abdullah Apaydın Hoca Efendi’nin Sivas Müftülüğüne atanması sebebiyle Hafız Abdullah Efendi de onunla birlikte Paşa Camii imam-hatipliği ve Kur’an kursuna atanır. 1955 yılına kadar burada kalır. Sivas’ta kaldığı yıllarda Hacı Hamid Efendi’den Hanefi fıkhına ait İbrahim Halebî’nin Mülteka el-Ebhur’unu okur ve çok sayıda hafız yetiştirir.
Hafız Abdullah Efendi Elazığ Müftülüğünün isteği ile Kur’an kursu öğreticisi ve Şıra Meydanı Camii’ne tayin edilir. Bir yıl sonra yine istek üzerine İhsaniye Camii’ne naklolunur. Yirmi yıl boyunca bu camide Kur’an kursu öğretmeni olarak görev yapar, hafız yetiştirir, tashih-i huruf, talim ve kıraat okutur. Çok sayıda talebe yetiştirir ve yirmi yıl boyunca bu camide sabah cüzleri okur, on altı yıl boyunca da hatimle teravih namazı kıldırır… İhsaniye Camii’ndeki görevi süresince, yatsıdan sonra yetişkinlere, özellikle çalışanlara başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere tefsir ve fıkıh dersleri verir. İkindiden sonra ise Arapça sarf ve nahiv dersleri okutur. Ayrıca 1958-1959 yıllarında İmam-Hatip Lisesinde Kur’an-ı Kerim derslerine girer.
Hafız Abdullah Efendi, 15.10.1975 tarihinde emekli olunca Kubbeli Camii’nde fahri olarak vaaz vermeye başlar. 2000 yılına kadar bu göreve devam eder.
1976 yılında Elazığ Merkez Vaizi Cemalettin Emiroğlu Hocaefendi’nin ilk müdürlüğünü yaptığı Elazığ Site iş hanında açılan Diyanet Eğitim Merkezinde Kur’an-ı Kerim kıraat ve tecvit derslerine girer. 1994 yılında ibadete açılan Harput Ulu Camii’nde beş yıl boyunca yaz aylarında vaaz eder.
Yaptığı vaazları 40 ciltlik Arapça ve Osmanlıca olarak yazdığı kitapta toplamıştır.
İlmi şahsiyeti ve eserleri
‘‘Bana bu dünyada dört şey çok sevdirildi. Bunlar: okumak, okutmak, anlatmak ve yazmak’’ diyen Hafız Abdullah Efendi, 1975 yılında emekli olunca boş durmamış ve sürekli yazmıştır.
Hafızlığının yanında aruz ve hece veznini kullanarak halk ve divan tarzında manzum eserler veren Hafız Abdullah Efendi, iman ve güzel ahlakı telkin gayesi ile aruz ve hece vezninde şiirler yazar. Yazdığı şiirleri GAYE başlığı ile bir kitapta toplar. Bir gece yatmak üzere iken, herkesin bir şeylere meftun olup onları methettiğini düşünür, kendisine “sen niye sevgililer sevgilisi Efendimizi methetmiyorsun?’’ diye sorar. Ve hemen kalkıp bir naat yazar:
Ey resul-i mücteba sen rahmeti Rahman mısın?
Ey Habib-i Kibriya sen zübde-i ihsan mısın?
Ey hakikat ma’deni ey din ü iman mahzeni
Ey ilm ü irfan menbaı sen mekteb-i irfan mısın?
Hak-i payinle semavat cilvelendi aşk ile
Sen huzur-ı rabbi izzetde duran bir can mısın?
Bu ne devlettir ki; nazlı ümmetin olmuş senin
Ben gibi mücrim olana sen şefaat-kan mısın
Hafız Abdullah Efendi hüsnühat ve musiki ile de ilgilenir.
Bütün ömrünü Kur’an eğitim ve öğretimine vakfeden hocamızın yüreğinde Kur’an-ı Kerim’e ve ehl-i Kur’an’a karşı tarifi mümkün olmayan bir aşk ve muhabbet vardır. Bu aşk ve muhabbet sebebiyledir ki, 30 yıl resmî ve 30 yıl fahri olarak hizmet etmiş, 1000 civarında hafız yetiştirmiş ve 5000 civarında insana Kur’an-ı Kerim’i öğretmiştir.
Hafız Abdullah Hocaefendi, okumak, okutmak ve vaaz etmenin yanında yazmaya da ayrı bir önem vermiştir. Maddi durumu müsait olmadığı için insanların istifadesine sunulmak üzere cami, çeşme benzeri hayratlar bırakamadığından yakınmıştır. Ancak onlar istifade ederler ümidiyle; bir gören gözü ve bir titreyen eliyle 90 cilde baliğ kitaplar yazmıştır.
O, Kur’an ehli bir hoca, usta bir hattat, içli bir şair, irfan ehli bir yazar ve merhametli bir nasihatçi, şefkatli bir uyarıcıdır.